Türkiye 2000’den sonra tarihi bir sürece girmiştir. Ya demokratikleşme ya ‘Beka sorunu’ ikilemiyle karşı karşıya gelmiştir. Gerçek bu olduğu içindir ki bu süreçten itibaren devlet içinde çok ciddi bir iktidar savaşı yaşanmaya başlanmıştır. Bu iktidar savaşı şiddetlenerek devam etmektedir. Seçimlerde halktan oy almak önemli hale geldiği için de bu tür sorunlar seçim süreçlerinde daha aleni tartışılmaktadır. Son günlerdeki ‘beka sorunu’ gündemi bu gerçekliğin saptırılarak itirafıdır. Çünkü ‘beka sorunu’ yaşayan devlet ve millet olarak Türklük değil iktidar klikleridir. Türkiye’de kimlerin devlet olacağı çok derin bir sorundur ve tahribatları çok ağır sonuçlar üreterek sürmektedir.

Türkiye’nin köklü değişiminde iktidar olmak isteyenlerin kimler olacağını ve hangi yöne yol alındığını gösteren temel mesele Kürtlerle ilişkinin nasıl kurulduğudur. 1999’da liderliğini ABD’nin yaptığı güçlerin bir komplo ile Kürt Halk Önderliğini Türkiye’ye teslim etmesi, Türkiye’nin köklü değişime tabi tutulmasını beraberinde getirdi. Bu komplonun anlamı Kürtlersiz değişimdi. ABD Kürtlersiz yeni Türkiye görevini Gülen Cemaatine devretmişti. Gülen Cemaati dışarıdan aldığı destekle bu işi ‘yumuşak yöntemlerle’ yapacaktı. Mesela Kürt kurumlarına izin verecek ama gelişmesini kontrolde tutacaktı. Siyaset yapmalarına göz yumacak ama siyasileri etkileyerek kendi çizgisine getirecekti. PKK kadroları dışındaki herkesi kontrolüne alacak ve sonra PKK’yi yalnızlaştırıp teslim alacaktı. Ya da ‘Sri Lanka modeli’ ile tasfiye edecekti. Bunu başaramadı. Ve yok olma sürecine girdi.

PKK’yi tasfiye etmeye odaklanmış Gülen cemaatinin devlet olabilmesi için MHP-Aydınlıkçılar-CHP’nin bir kanadı olan milliyetçi Ergenekoncuları devletten tasfiye etmesi de gerekirdi. İkincisi Kürtlerle demokratik temelde barışma yanlısı olan ağırlıkta ordu içindeki kesimleri tasfiye etmesi gerekirdi. Bu iş için siyasi ve hukuki destek yanında kitlelerin ikna edilmesi gerekirdi. İşte bu iş için de Erdoğan ve AKP icat edildi. Dolayısıyla kişi olarak Erdoğan, parti olarak AKP Gülen cemaatinin devlet olması için ABD ve Yahudi küresel sermayesinin desteği ile piyasaya sürüldüler. Devlet içinde tasfiye edilmesi istenen Ergenekoncular direnç göstermeye başladılar. Örneğin Yargıtay’da AKP için kapatma davası açtılar. Erdoğan’a bir iki defa öldürülebileceğini hissettirdiler.

İçerde çelişkiler derinleştikçe ve savaş kızıştıkça Ergenekoncular da ABD ve diğer uluslararası güçlerin kapısını çaldılar. Bu arada AKP, toplumda Kürt sorunun demokratik çözümü ve bağlantılı demokratik açılımlar yapma vaadini çok iyi pazarladığı için zaman zaman yüzde altmışlara varan destek toplamaya başladı. Bunu gören ABD ve Gülenciler AKP’yi kontrolde tutmaya çalıştılar. Ergenekoncular da bunu görünce Deniz Baykal ve Yaşar Büyükanıt üzerinden bu gurupla anlaştı. Yaşanan gelişmeleri iyi anlamak için Gülencilerin ve Ergenekoncuların devlet, Erdoğan ve AKP adıyla bilinenlerinse kullanılan siyasiler olduğunu bilmek gerekir. Ergenekoncuların Erdoğan ile Dolmabahçe anlaşmasına varmaları, Erdoğan ve AKP’nin, Gülencilerle Ergenekoncular arasında gidip gelen, daha doğrusu her iki devlet kesiminin kendisi için kullandığı bir güç durumuna soktu. Bu gerçeklikten ötürü, bazen Gülencilerin tutukladığı Ergenekoncular davasının savcısı, bazen de İlker Başbuğ’un tutuklanması sırasında ‘bir genelkurmay başkanının terör örgütü lideri olarak tutuklanmasını doğru bulmuyorum’ diyerek kendini kurtarmaya çalıştı.

Demek ki 2000’den bu yana asıl mücadele Ergenekoncularla Gülenciler arasında geçmektedir. Erdoğan bu sürecin ucuz kahramanıdır. Erdoğan’ın bir kahramanlığı varsa Türkiye’nin demokrasi talebini bu iktidar kavgasında kullanarak halkı aldatması, kendini çevresini ve ailesini zenginleştirmesidir.

Erdoğan, Ortadoğu’daki gelişmeler hız kazanınca İslam kimliğini ön plana çıkarıp kullanıma açarak kapitalist sistem güçlerine ‘Gülenciler üzerinden yapmak istediğinizi ben yapabilirim’ anlamına gelen adımlar atmaya başladı. Örneğin Uygarlıklar arası diyaloğun eşbaşkanı oldu. Böylece Ergenekonculara ya tümüyle beni içinize alın ve liderliğimi kabul edin ya da sizi ABD’ye satarım demeye getirdi. Böyle bir ortamda bilinen cumhurbaşkanı seçimine gidildi. CHP bu seçimde Ergenekonun MHP kanadıyla anlaşarak Erdoğan’a seçimi kazandırdı. Bu anlaşma sonucunda Ergenekon ve AKP birlikte 15 Temmuz darbesini Gülencilere ve batıcı askerlere yaptırarak bu kesimlerin tasfiyesini sağladı. 15 Temmuz darbesi, Gülencilerin ve bir kesim batı yanlısı askerin Ergenekoncuların oyununa gelmesiyle olduğunu ilerde çok daha iyi göreceğiz. Darbeyi yapan Ergenekoncuların siyasi yüzü MHP, CHPnin ulusalcıları ve Aydınlıkçılardır. Bunun için bir süredir Türkiye’nin dış ilişkilerini, bozulmuş ittifaklarını emekli askerlerin örgütü Aydınlıkçılar yürütüyor. İç siyaseti ise MHP dizayn ediyor. Bu ittifakın yegane amacı Erdoğan’a Kürt soykırımını yaptırmaktır. İkincisi ‘Müslüman Gülen cemaatini’ yine ‘Müslüman Erdoğan’a’ tasfiye ettirmektedir.

Bu iki görevin birincisini başarmazsa Erdoğan’ı bekleyen son, son günlerin aktüel söylemi ‘beka sorunu’ olacaktır. Kürtlerin tasfiye edilmesi imkansıza yakındır. Son açlık grevi direnişleri Kürtlerin Erdoğan ve AKP faşizminin dizlerini ve belini kırmakta çok kararlı olduğunu gösteriyor. İşte burada hem Bahçeli’nin hem Erdoğan’ın HDP üzerinden Kürtlere, CHP üzerinden sol ve demokratik kesimlere küfürler ederek tehdit etmesi daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz ‘hayvanlaştırılmış’ kesimleri de ‘beka sorunu’ adı altında korkutması bu defa oldukça gerçek ve çok ciddidir. Tabi devletin değil kendilerinin sonu yakındır. Ancak belirtmek gerekir ki Bahçeli beka sorunu derken aslında Erdoğan’ı tehdit ediyor. Kürtleri bitirmezsen yok olacaksın hatırlatmasında bulunuyor. Bahçeli’nin beka sorunu derken sıraladıkları şeye bakın bunu çok rahat göreceksiniz. Erdoğan gerçekten beka sorunu yaşayandır. Kürtlerin ve demokrasi güçlerin zaferi, MHP’yi İyi Parti içine çekerek varlığını sürdürmesine yol açabilir. Erdoğan ve AKP gerçekten de ‘ölecek’ ya da ‘öldürülecektir.’ İttifaklarının mezara kadar olması gerektiğini söyleyen Erdoğan’da Bahçeli’ye ‘ben ölürsem sende benimle ölürsün’ diyerek bu tehditlere cevap veriyor. Kişi olarak ikisinin de sonu mezar olacağı kesindir.