Kolombiya gerillası FARC-EP, geçen hafta yazdığımız gibi Komüncü bir hareket olarak çıkıp daha sonra tam olarak Sosyalist-Marksist-Leninist bir çizgide mücadelesini sürdürdü. Özellikle 2000 yılından sonra Chavez ile yakın ilişkilerinden ve Venezüela'daki gelişmelerden sonra 'Bolivarcı' karakterde ön plana çıktı. Özellikle Kolombiya gibi uzun süre par durumunda kalınan, kimsenin kimseyi yenemediği durumların olduğu bir yerin hemen yanı başında gelişen, seçim ve referandumları bir dönüşüm dinamiği olarak kullanan 'Bolivarcı-21. Yüzyıl Sosyalizmi' bu barış sürecinin hem ideolojik hem de doğrudan fiziki bir etki yarattı.
Barış süreçlerine kolaycı bir bakış açısı her zaman Barış'ın ulaşamadığı çok önemli noktaların altını çizerek, müzakerenin ve Barış'ın yenilgiden başka bir şey olmadığını söylemektir. Barış anlaşmasının basit ama en önemli yanı, bunun bir devrim olmadığıdır. Karşılıklı bir uzlaşmadır ve yukarıda söylediğim gibi iki taraf da yenişememekten masaya oturmuştur - Güreşen pehlivana "Kolunu al kolunu" diye bağırırlar, "Alabilsem canını alıcam" der pehlivan. 50 yıldan fazladır, yüz binlerce insanın öldüğü, milyonların sürgün edildiği, ücret artımını savunan bir sendika mücadelesinin bile sürdürülemediği bir ortamda, halk barış umuduna sıkı sıkıya sarıldıysa, orada gerillanın silahlı mücadeleyi sürdürebilmesi çok zordur.
Bizle konuşurken 'Gerillanın dağı halktır' diyordu El Salvador gerilla komutanlarından Shefik.
Savaştan barışa gene sıra gelmedi.
Yine haftaya devam edelim...