Selma AKKAYA / PARİS


Fransa’da kadın mücadelesi köklü bir tarihe sahip. Bu köklü kadın mücadele tarihi, kronolojik olarak 1791’lere kadar bir sürece sahipken bugün kadın mücadelesinde önemli roller üstlenen örgütlenmeler neredeyse tabela örgütüne dönüştü. 

Fransa’nın neredeyse her kentinde, herhangi bir hiyerarşik kadın örgütlenmesi içerisinde yer almayıp kadınların günlük yaşamına, çalışma koşullarına ve sistemin kimi dayatmalarına karşı geliştirdikleri otonom örgütlenmeler giderek yaygınlaşıyor. Kadın radyoları, kadın dergileri, öz savunma için kurslar, feminist sosyal atölye çalışmaları, yaz okulları, enternasyonal temelde buluşmaların adresi, yine bu otonom gruplar oluyor. Yoksul semtlerinde de farklı uluslardan kadınların ifadesini bulduğu, yerel sorunları da ele alan yeni arayışlar ortaya çıkıyor. Bütün bu yeni oluşumlar, aynı zamanda on yıllardır çalışma yürüten kurumsallaşmış kadın örgütlerinin dışlayıcı olduğunu ve kadın hakları konusunda gerilediğini düşünüyor. Bunlar içerisinde pratik eylem gücü ve örgütlenme ağıyla Kürt kadınları da önemli bir yerde duruyor. 


Devrimle başlayan süreç...

Fransa kadın mücadelesi, tarihsel olarak üç ana dalga şeklinde gelişiyor. Her bir ana dalga arasında hem pratik hem de ideolojik farklılıklar olsa da hem dünya kadın mücadelesi açısından hem de ulusal temelde azımsanmayacak bir yol alınmış bulunuyor. 

Fransa’da ilk feminist dalga, 1791 yılında Olympe de Gouges’in Kadın Hakları Bildirgesi’ni yayınlamasıyla başlıyor. Daha sonra Mary Wollstonecraft’un ilk kez 18. yüzyılda kadın-erkek eşitliği üzerine yazma süreci ve devamında 1792’de yazdığı Kadın Hakları Savunusu ile hem Rousseau’nun doktrinine karşı tezler üretilmiş oluyor hem de çok devrimci taleplerde bulunuyor. Bu aynı zamanda Fransa’da kadınların küçük gruplar halinde örgütlenmeye başladığı dönem oluyor.  

Wollstonectaft’ın fikirlerinin Olympe De Gouges’in fikirleri ile buluştuğu 19. yüzyılın sonunda Fransa’da bu kadınların genel olarak iki talep üzerine mücadele etmesinin önü açılıyor diyebiliriz. Bu taleplerin başında oy hakkı geliyor; ardından ise eğitim ve mülkiyet hakkı talepli mücadele başlıyor.


Eşitlik talebi

Fransa’da kadınlar için oy hakkı meselesi, dünyanın çeşitli yerlerinde değişik biçimlerde varlığını sürdüren mücadeleyle paralel olarak gelişiyor. O yüzyılda Fransa’da mülk sahibi olmak, oy kullanmak, kadınlara yasaklıydı. Bu yasaklara karşı yola çıkan ve mücadeleyi başlatan kadınlara Fransa’da   “süfrajetler” deniyordu. Zaten 19. yy boyunca “eşit işe eşit ücret”, evlilik ve ailede eşit haklar, kadınlar için çalışma yaşamı, kadınların kamu görevlerinde çalışabilmesi gibi talepler üzerinden mücadele eden kadınlar oldu ve o dönem kadın süfrajetler, “Kadın Yurttaş“ isimli bir dergi çıkarmaya başladı. 

Süfrajetler büyük baskılara maruz kalırken dönemin gazeteleri onları aşağılayıcı manşetlerle karşıladı. Manşetleri sokakta taşlama ve çalıştıkları yerlerden atılma takip etti.  Eşlerinin onları boşaması için “Eşim süfrajetlerden” demesi yetiyordu. Bir erkek için eşinin süfrajet olması, hem bir utanç kaynağı hem de boşanma sebebi olarak kabul ediliyordu. Hatta çocuklarını görme hakları bile çoğunlukla ellerinden alınıyordu. Süfrajetler sokakta yalnız gezemezdi. Ancak tüm bu baskı, süfrajetleri yıldırmaktan çok güçlendirdi ve çok daha militan bir hale getirdi. Fransa’daki diğer feminist hareketler tarafından yalnız bırakılan bu kadınlar, aynı dönemde fuhuşla da mücadele etti. Bu mücadele, 1. Dünya Savaşı döneminde içine barış talebini de alarak farklı bir boyut kazandı. Erkeklerin savaşa gitmesinin ardından çalışma yaşamında fazlalaşan kadınlar, bu kez işyerlerinde kreş talebini yükseltmeye başladı. Kadınların eşit ücret taleplerini daha yüksek sesle haykırmaya başladığı bu dönemde, 1918 yılında, Versailles Antlaşması ve Milletler Cemiyeti’ne “eşit işe eşit ücret” ilkesi de koyulmak zorunda kalındı. 

 Fransa’daki feministler, köklü mücadeleleri ve ödedikleri bedellerle kızların eğitimi, ücret eşitliği ve kadınların devlet memurluğuna girmesi için koyuldukları yolda büyük zaferler elde etti. Bir yabancı ile evlenen kadınların milliyetlerini koruyabilmesi yasası çıkarıldı ki bu, dönemsel olarak Fransız kadınları için büyük bir kazanımdı. Evlilikte erkeklere büyük ayrıcalıklar veren Fransız Medeni Kanunu’ndaki bu değişiklikle ilk kez Fransız kadınlar kocalarının onayı olmadan kimlik belgesi çıkarabilecekti. Ancak siyasal haklar açısından başarılı olamadılar. 1936’da Lêon Blum, hükümetinde dört kadına görev verdi ama kadınların oy hakkını tanımayı reddetti. 


Cins bilincinin gelişimine doğru

Cinsellik ve doğurganlığın birbirinden ayrıştırılma mücadelesi ise ikinci feminist dalganın doğuşudur. Bilimin gelişimi ile doğum kontrolünü güvenli hale getiren ve kolaylaştıran yöntemlerin geliştirilmesi, kadınlara ölümlere sebep olan ve yasaklı çocuk düşürme yöntemleri dışında alternatifler de yaratmış oluyordu. Ama Fransa’da bu da yasaktı. Kadınlar bu aşamada baskıcı yasaların ortadan kaldırılması için mücadele etmeye başladı. 

Bu dönemde Simone de Beauvoir’in “Kadınların kurtuluşu karınlarından başlayacak” demesi büyük yol gösterici oldu. Bu aşamada toplumsal cinsiyet kavramı tartışmaları başladı. Babanın ev/aile içinde harcanan tüm emeğe ücretsiz el koyması, bir tür sömürü ilişkisi olarak dönemin feministlerinin tartıştığı asıl konulardan biriydi. Bu dönemin tartışmalarında Simone de Beauvoir’in fikirleri, kadın siyasetini ve feminizmi derinden etkiledi. Feministler, düşünsel tartışmaların yanı sıra kürtaj ve doğum kontrolünün yasallaşması için mücadeleye devam etti. 

Fransa’da feministler, 14 yıl süren zorlu bir mücadele verdi ve 1967’de doğum kontrolü yasallaştı. Bu süreci örgütleyen ana akım feminist hareketler, daha çok Marksist veya Troçkist hareketlerin içindeydi. Bu kadın örgütleri, daha sonraki yıllarda örgütlülüklerini koruyup feminist mücadelenin temel ayakları oldu. Bunun günümüzdeki ifadesi olan örgütlenmeler ise Femmes Solidaires, Fransa Ulusal Kadın Koordinasyonu ve Kadın Evleri Hareketi. Aynı kadın hareketleri, Fransa’da üçüncü feminist dalga diyebileceğimiz kadın kimliği üzerine yapılan mücadelenin de öncüsü oldu. Bu hareketlerden etkilenen kadınlara 68 kuşağının kadınları da dahil oldu. 


Kimlik mücadelesi

70’ler ve sonrasında doğan kadınlar için bir önceki kuşağın uğruna mücadele ettiği talepler kazanılmış ve elde bir şeyler olmuştu. Feministler, 60’lı yıllarda elde ettikleri haklardan sonra güç kaybetmişti; elde edilen haklar vardı ama mücadele durgundu. Patriyarka, araçlarıyla kutsal ailenin propagandasını yaparken diğer taraftan gençlik ve güzelliği yüceltiyordu. Muhalif politikalar ile kimlik ve farklılıklar gibi konularda söz etmeye süreci de bir arada yürüyordu bu dönemde. Feminizme ilgi de giderek büyüyordu. Bu döneme aynı zamanda eşcinsel kadınların daha açıktan kimlik mücadelesi başlattığı dönem de denilebilir. Ve 3. dalga mücadeleyi veren kadınlar, tamamen farklılıkların dile getirilmesiyle var olmak istedi. 

Feministler, bu yıllardan sonra kimlik mücadelesini daha güçlü vermeye başladı. Kimlik mücadelesi etrafında çalışma yaşamında eşitlik, doğum ve bundan doğan haklar, mülk edinme, parlamenter yapı içerisinde yer alma gibi bir dizi süreç şekillendi. 2000’li yıllara kadar kadın hareketleri sayısız kampanya yürüttü. Ülke çapında kurumsallaşan yapılar ortaya çıktı. Her üç dalganın eksik ve yetmezlikleri, ideolojik olarak eleştirisi, elbet ayrı bir yazı konusu; ama tarihsel olarak Fransız kadın hareketlerinin mücadeleye katkısı dünya kadın mücadelesi açısından tartışılamaz. 


Kitlelerden kopma süreci

Fransa’daki tüm siyasal süreçlerde etkin bir çalışma yürüten kadın örgütleri, özellikle AB politikası, gelişen kapitalizmin neoliberal çağı karşısında kitleselliğini zaman içerisinde kaybetmeye, sistemdışı olmaktan çıkıp devletin etkisinde kalmaya başladı. AB ve ülke kurumlarının kadın örgütlerine sağladığı maddi imkanlar, kadın örgütlerini projeler etrafında devlet politikasına endekslemeye başladı. Ülkedeki tüm renkten kadınlarla birlikte çıkılan yol, artık Fransız beyaz kadının ötekileştirmeye başladığı sürece evrildi. Bu süreç zamanla son yüz yılı belirleyen siyasal anlayışın kadın örgütlerini neredeyse eski kuşağın emeklilik büroları ya da tabela örgütüne dönüştürdü, diyebiliriz. 


Yeni örgütlenme modelleri

Bütün bunlar olurken, ötekileştirilen yeni kuşaklar, göçmen kadınlar, otonomlar, yeni yol arayışına girdi. Mevcut kurumsallaşmış feminist örgüt çatıları içerisinde ifadesini bulamayan bu kadınlar, kendi alternatif alanlarını yaratmaya başladı. Aralarında bir bağ olmasa da Fransa çapında sayısız kadın örgütlenmesi halihazırda faaliyet yürütmeye başladı. Dinamik ve genç kadınlardan oluşan bu gruplar yeni mücadele araçları ve teorik birikim oluşturma konusunda arayışlarını sürdürürken öz savunma, dünyanın değişik coğrafyalarından kadınlarla buluşma, sistem dışı ekolojik yaşam alanları oluşturma, alternatif eğitim gibi konularda Fransa’da çok geniş olmasa da kendine yer açmaya başladı. 


Dördüncü dalganın öncüsü, neden Kürt kadınları olmasın?


Fransa’da üçüncü dalganın bir bileşeni de ülkelerindeki mücadeleye paralel olarak gelişme gösteren Kürt Kadın Hareketi. Bu hareketin Fransa ayağı, Türkiye’de son dalganın öncülüğünü yapan Kürt kadın örgütlenmesiyle başladı. 

Bir taraftan Kürt halkının yaşadığı baskı ve şiddet, yasaklı kimlik ve dil; bir yandan patriyarkal aile yapısı, bu kadınları önce Kürt hareketine yöneltti. Birçok Kürt kadını, gerilla olarak dağa çıktı. Daha sonra Kürt kadın mücadelesi, kadın partisinin kuruluşuna evrildi ve Avrupa’da olduğu gibi Fransa’da da Kürt kadınları özgün mücadele etrafında toplanmaya başladı. 

Ülkede Kürt kadınları, hem ulusal kurtuluş mücadelesi hem de kadın kurtuluş mücadelesi verirken Avrupa’da kadınların mücadele içerisindeki şekillenişi daha çok ulusal kurtuluş mücadelesinin sınırları içerisinde kalıyordu. Bu tablo da kadınların özgün mücadelesiyle giderek değişmeye başladı. 


80’den bugüne

Kürt kadınları, Fransa’da 80’li yıllardan itibaren Kürtlerin oluşturduğu kurumsal yapıların içerisinde olmaya ve aktif çalışmaya başladı. Kürt kadınlarının bu dönem sürdürdüğü mücadele daha çok ulusal mücadelenin ihtiyaçları eksenindeydi; cins mücadelesi bilinci henüz gelişmemişti. Aynı dönemde Fransa’daki feministlerle ilişkiler ise ideolojik temelde tartışmalar, ortak hareket edişlerden çok ülkede yürütülen savaşın sonuçları, Kürt halkına uygulanan insanlık dışı uygulamaları protesto etme ve dayanışma çağrılarına endeksliydi.

Bu ilişki biçimi, 90’lı yıllarda da benzer bir seyir izliyor. Yine Kürt kadınları ulusal mücadele etrafında birleşmeye devam ediyor. 2000’li yıllardan sonra ise Kürt Kadın Hareketi’nin siyasal, örgütsel düzeyi, adım adım Avrupa’da da Kürt kadınlarının örgütlenme modellerine yansıyor. Özellikle 2007’den sonra adım adım cins bilincinin daha belirginleştiğine ve bu anlamda örgütlenme ihtiyacının Kürt kadınları tarafından ortaya konduğuna tanık oluyoruz. 

Fransa’da önce kadın komiteleri oluştu ve halk meclisleri içinde kadınlar cins bilinçleriyle hareket etmeye başladı. Ardından ise kadınların özgün kurumları, meclisleri devreye girdi. Bu çalışmaların temelini ülkeden yeni gelmiş kadınlar oluşturuyordu. Burada doğup büyüyen kuşakların çalışmalara aktif katılımı olsa da ana gövdede ülkeden gelen kadınlar bulunuyordu. 

Savaş içerisinde olan bir halkın kadınları olmak, yaşanan katliamlar, Kürt özgürlük mücadelesine yönelen saldırılar, dönem dönem bu çalışmaları sürecin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirdiği için kalıcı kurumsal bir yapılanma sistematiği uzun süre oluşturulamadı. Kurulan meclisler bir süre sonra dağılırken her defasında belki aynı yol kat edilmese de yeniden bir emek süreci ihtiyacı ortaya çıktı. Bu, sadece süreçlerin handikaplarıyla da ilintili değildi; Kürt Kadın Hareketi’nin temel çalışma güçlerinin Fransa’daki durumuyla da ilgiliydi. Çalışmaları yürüten kadınlar, daha çok ülkeden gelmiş, yurtsever bilinci olan ama cins bilinci konusunda yol kat etmesi gereken kadınlardı. Diğer taraftan artık Fransa’da büyümüş yeni kuşaklar da mevcuttu. Kadın Hareketi, yeni kuşaklarla bağ kurmak ve bu kuşakları cins bilinci etrafında örgütlemek konusunda zorlanmalar yaşıyordu. Bu zorlanma bugüne kadar devam etti. Halen çalışmanın ana gövdesini ülkeden gelen kadınlar oluşturuyor. 


En geniş ağa sahip olan Kürt kadınları

Fransa’da Fransız kadın örgütlerine bakıldığında Kürt Kadın Hareketi, hem örgütlenme ağı hem de harekete geçirme kabiliyeti, eylem gücüyle güçlü bir hareket olarak kendini var etmiş bulunuyor. Böyle büyük bir güce sahipken hem ülkeden gelen kuşaklarla burada büyüyen genç kadın kuşaklarının ihtiyaçlar toplamını dengeleyecek bir örgütlenmeye gidememek hem de artık Fransa’daki yaşamın getirdiği kadın sorunlarını kapsayıcı bir çalışma modeliyle buluşturamamak, Kürt Kadın Hareketi’nin aşması gereken temel handikaplar olarak önünde duruyor. 

Kürt Kadın Hareketi açısından özellikle Kobanê ve Rojava süreciyle açığa çıkan en önemli boyut ise Fransa’da doğup büyüyen yeni kuşakların ulusal mücadeleye olan ilgisinin artması ve aynı zamanda ideolojik olarak da gözlerini o yöne çevirmeleri oldu. Bu aynı zamanda Fransa’da azımsanmayacak kadın hareketinin, otonom grupların sadece Kürt kadınlarının ulusal mağduriyetiyle ilintili bir ilişkiden çok Kürt kadınlarını kendine ideolojik ve pratik önder ve ön açıcı olarak görmesi sürecinin başlangıcı oldu. Bu sürecin hem genç kadınlarda yarattığı etkiler hem de Fransız kadınlarında yaratmış olduğu dönüşüm, Fransa Kürt Kadın Hareketi tarafından bütünüyle değerlendirilemedi. 


4. dalgaya neden Kürt kadınları öncülük etmesin?

Bugün çatı örgütlenmesine giden Fransa Kürt Kadın Hareketi’nin çalışmalarını yürüten güçlerin ezici çoğunluğu, halen ülkeden gelen kadınlardan oluşuyor. Birçok alanda örgütlülüğün genç kuşaklara devredilmesi için mücadele etmek gerekiyor. Diğer taraftan Fransa’da ideolojik arayışta olan ve örgütlenme ihtiyacı duyan otonom kadın örgütlenmeleriyle daha güçlü bağlar geliştirilmesi, Kürt kadınlarının çalışmalarını güçlendirecek iki temel nokta olarak duruyor. Her iki nokta, Fransa’da yüz yıllık feminist hareketlerin de temel sorunu. Bu nedenle darlaşan proje örgütüne dönüştüler. Kürt kadınlarının bu tarihsel deneyim ışığında örgütlenme ağını sadece kurumsallaştırması yetmiyor, yeni kuşaklarla buluşturması gerekiyor.