Yeni Türkiye, demokratik; çoğulcu, eşitlikçi ve özgürlükçü olmalıdır. Halkların birlikte yaşamasının temel koşulu eşitlik ve çoğulculuktur.
Çözüm ile başkanlık tartışmalarının aynı kefeye konulması bizim tercihimiz değildir. Ama Türkiye yeniden yapılanırken alternatifleri tartışmak lazım.


Üstümüze düşen sorumlulukların gereğini önemli oranda yerine getirdik/getiriyoruz. Yasal ve anayasal konularla ilgili atılması gereken adımları bekliyoruz.


Barıştan yanayız ama ne olursa olsun barış demeyiz. Riskli bir süreçteyiz. Ne olursa olsun kesinlikle yürüyeceğiz aynı şeyin Türk tarafından da gelişmesi gerekir.
Rojava’daki pürüzleri gidermek ve Desteya Bilind’in yeniden biraz kendisini dizayn etmesi gerektiğini belirten KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, tüm Kürdistani güçlere düşenin de Rojava’ya destek vermek, dayanışma göstermek ve birlik için telkinde bulunmak olduğunu söyledi. Uluslararası güçlerin hem Suriye hem de muhalefet güçlerini silahlandırma kararını yanlış bulduklarını, Cenevre konferansını desteklediklerini belirten Karayılan, mezhep çatışmasından uzak durup karşı çıkacaklarını ve üçüncü çizgide ısrar edeceklerini kaydetti.
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Nuçe TV’den Erdal Er, gazetemiz yazarlarından Günay Aslan ile Taraf gazetesi yazarı Ceyda Karan’ın sorularını yanıtladı.

Ankara’daki Demokrasi ve Barış Konferansı’nda, barış yolunda yalnız yürümek istemediğiniz net olarak görüldü. Bunu yorumlar mısınız?

Herkesi sürece dahil etmek istiyoruz. Bu nedenle Önderliğimiz dört ayrı konferansın yapılmasını önerdi. Türkiye’deki demokrasi güçlerinin bu soruna sahip çıkması, sorunun çözümünde inisiyatif alması gerekir. Konferans belli bir cevap olma düzeyini yakaladı.
Sorun sadece biz ile devlet arasındaki bir sorun değil. Esasen bu sorunun köklü ve kalıcı çözümü ancak toplumsal uzlaşmayla mümkün olabilir. Yani toplumsal güçlerin tümünün dahil olmasıyla çözüle bilinir.  Yoksa bizimle devlet ya da hükümet arasında bir takım görüşmelerle köklü çözüme gidebilecek bir sorun değil. Daha kapsamlı, toplumsal bir sorun bu.
AKP biraz da her şeyi kendince yapmak istiyor. Öbür tarafı bir biçimde yedeklemeyi esas alan bir tarzla yaklaşıyor ki, bu kabul edilemez. Kimse kimsenin yedeği olamaz.

Tek saha top oynamak istiyor…

Bu tekçi bir anlayıştır, yanlıştır. Toplumsal bir uzlaşma sürecini geliştirmek istiyorsak bu toplumun tüm bileşenleri ister beğen ister beğenme, özellikle de sol kesimleri, sosyal demokrat kesimleri, şimdiye kadar sistemden dışlanan hatta zarar gören bütün kesimleri dahil etmeliyiz ki yeni Türkiye’yi oluşturalım.

Bu konferanslardan sımut bir şey çıkma olasılığı var mı?

Türkiye ve Kürdistan’daki demokrasi güçlerine inanıyoruz, güveniyoruz; devreye girip etkili olurlarsa sürecin garantörü olurlar;süreci yürütürler.

Bu süreçte somut olarak bir strateji ortaya çıkmasını bekliyor musunuz?

Süreci takip edecek bir komisyon kuruldu. Üç ayrı başlık altında paneller yapılmış, tartışmalar olmuş, onların sonuçları var. Bunlar iyi şeyler. Fakat bence devam etmek lazım. Yani bu kadar kapsamlı gündemle toplanan bir toplantının 2 günlük çalışmasıyla her şey tartışılamaz, her şey netleştirilemez. Benerim, çağrım şu: Bence bu birinci adımdır, devam ettirilmeli. Mesela ikinci bir adımla daha kapsamlı, katılamayan kesimleri de katmayı hedefleyen bir çaba önemli olur. Bu bileşenler kendi görüşlerini daha da netleştirip kamuoyuna sunarak bunun takipçiliğini yapabilirler. Örneğin bizim Kürt sorununda bir bakış açımız var, değil mi? her bir kesimin bir bakış açısı var. Biz bunları birleştirebiliriz. Yani bu toplantıyı oluşturan tüm bileşenlerin ortak çözüm projesi diyebileceğimiz bir metne ulaşmak çok çok değerli olur ve bu çözümde fiili bir katkı anlamına gelir. Şimdi de kuşkusuz katkısı olacaktır. Sonuç bildirgesi vardır. Ama daha net maddeler halinde, örneğin bu toplantıya katılan kesimler Kürt sorununa dönük nasıl çözümü düşünüyorlar, ortaklaştıkları noktalar kuşkusuz olabilir. Yani bütün bu kesimlerin ortaklaştığı daha somut bir proje olsa bence daha katkı sunucu olur. Bu açıdan ben diyorum ki, bu çalışma önemlidir, değerlidir, saygındır.

Cemaat de dahil mi buna?

Dahil tabi, niye olmasın? Gelebilirler. Bu sorun tüm Türkiye’nin sorunu, sadece sol kesimin sorunu değildir.
İçeride ‘bize süreci Karayılan anlatıyor, Başbakan’ın ağzından herhangi bir şey işitmiyoruz, bütün süreci karşı taraftan öğreniyoruz’ türünde eleştiriler var.
Bu daha çok CHP’den gelen bir eleştiri olarak gündeme girdi, sizin ifade ettiğiniz, ona ilişkin de bir iki şey söylemek istiyorum. Çünkü orada bizim de düşündüğümüz bir şey var; halen AKP kendi çözüm projesini ortaya koymuş değil. Aslında süreç öncekine göre, yani Oslo sürecine göre daha şeffaftır. Fakat henüz tümüyle değil. Bunun nedeni AKP’nin, devletin çözüme dair bakış açısını ya da projesini net bir biçimde kamuoyuna sunmamış olmasıdır. Onun için bazı kesimler acaba neler oluyor diye düşünmekte, bir de karşıt olanlar bundan istifade ederek daha fazla eleştirel yaklaşmaktadırlar, hatta bunu malzeme yapmaktadırlar diye düşünüyorum. Hatta CHP’nin bir kesimi, MHP bunu kullanıyor. Halbuki, net ortaya konulsa, burada yapılmak istenen onların iddia ettiği gibi, Türk halkının rencide olacağı bir durum yok. Türkiye’nin parçalanması değil, gönüllü, kalıcı birliğini pekiştirecek bir projeden bahsediyoruz. Kürt halkının haklarının verilmesinin -ki bunlar evrensel ve doğal haklardır- gizli kapaklı gibi gösterilmesi bizce yanlış. Yani bunu açıkça daha cesaretli, kamuoyuna izah edilmesi durumunda bu tür eleştirilerin hepsine cevap olunmuş olur.

KCK olarak sizin yeni Türkiye modeliniz nedir, yeni Türkiye’den kastınız nedir?

Yeni Türkiye, demokratik; çoğulcu, eşitlikçi ve özgürlükçü olmalıdır. Türkiye’nin gerçek anlamda demokratik bir ülke olması demek, Kürt sorununun çözümü demektir. Kürt sorununun çözümü demek, Türkiye’nin demokratikleşmesi, gerçek anlamda özgürlükçü-demokratik bir ülke olması demektir. Şuna inanıyoruz: halkların birlikte yaşamasının en temel koşulu eşitliktir, çoğulculuktur.

Kürt sorununun çözümüyle başkanlık tartışmalarının aynı kefeye konulmasına ne diyorsunuz?

Bizim tercihimiz bu değildir. Ama Türkiye yeniden yapılanırken alternatifleri tartışmak lazım. Aynı kefeye koyup da kefeyi ağırlaştırma, sorununun çözümünü de ağırlaştırabilir. Bu kaygıyı yaşıyoruz.

Öcalan ve Erdoğan gibi güçlü iki liderin yanı sıra siz de başkanlık sistemini tartışabiliriz, dediğinizde Türkiye’de başka bir resim oluşuyor…
Kesinlikle Türkiye’yi demokratik bir yapıya taşıyacak sistemden yanayız. Böyle olmadan biz buna evet demeyiz. Bu bir. İkincisi; PKK’nin ve Kürt halkının güçlü bir liderliği var ama bir paradigması var. Paradigmamızda toplumun iktidar olması vardır. Demokratik toplum, demokratik siyaset, öz yönetim diyoruz.

Peki devlet?

Hemen devletler bir tarafa atılamaz. 5 bin yıllık tarihi olan bir sistemdir. Ama bizim bakış açımız farklı. Devlet erkini toplumların demokratikleşmesinde bir engel olarak görüyoruz.

Kürt sorununun çözümü önündeki temel engellerin aşılması için hangi noktadayız, ne olması gerekiyor?

Üstümüze düşen sorumlulukların gereğini önemli oranda yerine getirdik ve getirmeye çalışıyoruz. Birinci aşama tamamlanma sürecine girdi. İkinci aşamanın başlaması gerekiyor. Yasal ve anayasal konularla ilgili bir aşamadır. Artık bu konuda atılması gereken adımların atılmasını bekliyoruz.

Silahlar tam olarak devre dışı kaldı mı?

Kürt sorununda silahların tamamen devre dışı kalacağı bir süreç başladı. Tutuklu siyasetçilerin bırakılması gerekmez mi? ‘Terörle Mücadele Yasası’ özünde Kürdistan’da sıkıyönetimdir, kaldırılması gerekmez miydi? çok insani bir durumdur, hasta tutsakların durumu. Bunlar yapılsa bizde ve toplumumuzda da güven oluşur. Daha cesaretli adımlar atarız.

Güven sorunu var, değil mi?

Şimdi güven sorununu aşmak istiyoruz ama karşı taraftan hiçbir şey olmayıp da yeni kontrol noktaları, karakollar, askeri amaçlı baraj ve benzeri projeler fırsat bu fırsat diye yapılırsa kaygı oluşur. Sadece Dersim’de 44 tane karakol projesi var. Bu ne demek? Dersim yeniden mi işgal edilecek? Eski projeler midir, yeni midir, anlamadık. Bizim bildiğimiz ateşkes öncesi buralara gelemezlerdi. Şimdi ateşkes var diye karakol inşa etmeye kalkışıyor. Bu gibi şeyler kaygıları artırıyor.

Hükümet neden adım atmıyor, sessizliğini neye yoruyorsunuz?

Biz hükümetin bu konuda daha kararlı ve daha cesur davranması gerektiğini düşünüyoruz. Biz barıştan yanayız ama şu şöyle anlaşılmamalı; sanki biz yelekenleri indirmişiz ne olursa olsun barış diyoruz. Hayır.
Bu süreci kararlıca götürmek gerekiyor. Başbakanın gücünün olduğuna inanıyorum, yürütebilir yani. Burada önemli olan mademki adım atıldı bunu devam ettirmektir, tereddüt edilmemelidir.

Başka faktörler de yok mu?

Kürt sorunu artık hem bölgesel hem de uluslararası bir sorundur. Çözüm kendini dayatıyor ama öyle kolay değil. Sorunla ilgili olan uluslararası ve bölgesel güçlerin çoğu çözümü kendi çıkarlarına uygun görmüyor. Çomak sokma çabaları vardır. Bu hem Türkiye devlet sistemi içerisinde hem de dışarıda var. Şimdi burada isim söylemek istemiyorum

Ama sizde bilgi var...
Var. Çünkü gelip bize dayatılan şeyler var. Biz dayatmalara göğüs germezsek zaten bu adımları atamazdık. Ben daha önce de söyledim; mevcut atılan adımlar aslında PKK’nin ne kadar bağımsız bir iradeye sahip olduğunu göstermiştir. PKK bölgede bağımsız siyaseti yürüten bir güçtür. Bunu aldığı kararlarla da göstermiştir. Halkımızın çıkarlarını, esas alıyoruz. Şu anda riskli bir süreçteyiz. Değişik biçimlerde müdahaleler olabilir. Bu, AKP Hükümeti açısından da bir ölçüde böyledir.

Risk var yani?

Vardır tabi. Ben bunun için şunu söylüyorum; her iki tarafın kararlı davranması gerekir. Kararlı davranırsa Türkiye’nin ve Kürt halkının çıkarlarına uygun bir çözüm süreci kesinleşir. Biz kendi açımızdan ne olursa olsun kesinlikle yürüyeceğiz aynı şeyin Türk tarafından da gelişmesi gerekir.

Öcalan’ın serbest bırakılmasıyla alakalı tartışmalar var. Ne olacak?

Bizim söylediğimiz normalleşme süreci, artık son süreçtir. Artık toplumsal barışın geliştiği, silahların tamamen devreden çıktığı, insanların artık birbirini kabul ettiği, affettiği, geçmiş hesaplaşmasını yapıp yeni bir geleceği atmak üzere birlikte hareket ettiği bir sürecin gelişmesinden bahsediyoruz. Normalleşme süreci budur. Dolayısıyla burada herkes özgür olacak.
Paralel yürüyebilecek gelişmelerdir. Güven önemli, güveni de geliştirebilecek tedbirler gerekli.

İmralı koşullarının düzeltilmesi tam nasıl bir şey?

Sürecin temel aktörlerinden birisinin tecrit altında olması süreci tökezletir, sağlıklı gelişmesini önler. Koşullarının değiştirilmesi gerekir. Bunun nasıl olacağını devlet bilir. Dünyayla bağlantı kurabilme, çeşitli heyetlerle görüşebilme olanağının yaratılması gerekiyor. Bu süreci hızlandırır derinleştirir, Kürt tarafında da güven artırır.

Kürt siyasetçilerin Öcalan’ın özgürlüğü kampanyasına katılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu. Kürtler arasındaki dayanışmaya, özellikle de barışa cesaret vermeye yol açacaktır. Tüm Kürtlerin süreci desteklemesi önemlidir. Önder Apo bize ilk mektubu gönderdiğinde, tüm Kürdistani güçlere gittik. Bütün bu kesimlerden alınan cevaplar temelinde mektup yazdık. Cevabi mektubumuz aslında ulusaldı.

Kürdistan Ulusal Kongresi bir misyon üstlenebilir mi?

KNK’nin bu 13. Genel Kurulu diğerlerinden farklı oldu, Kürdistani tüm kesimler hazır bulundu. Ulusal konferans platformunu toplamak istiyoruz. Ortak bir konsepti, çerçeveyi oluşturmak için bir ulusal platform. KNK buna bir önayak oldu. Umarım bunu önümüzdeki üç veya dört ay içinde toplayabileceğiz.

Daha yakınız değil mi ulusal konferansa?

Daha yakınız, fakat her şeyi burada söylemem uygun olmaz, halen yapılması gereken bazı işler, bazı tartışmalar vardır, ön tartışmalara ihtiyaç var. Daha önce biz biraz yükü ağırlaştırıyorduk. Diyorduk ki ulusal kongre olsun, daimi bir meclis gibi olsun, bir yürütme seçsin, hatta bir başkan seçsin, hatta peşmerge, gerilla savunma güçlerinin ortak bir komutanlığını oluştursun, iyi olumlu şeyler bunlar ama ağır şeyler. Herkesin bu ilkeler temelinde bir araya gelmezi zor. Bunlar sonraki hedeflerdir. Şimdi yapacağımız şey:
- bir araya gelmek,  ortak bir platform oluşturmak, tartışma ortamını yaratmak.
- her parçada demokratik siyasi çözüm nasıl olabilir noktasında ortak bir konsepte ulaşmak.
Görevi sadece bunlar olsun. Belki daimilik için bir komisyon oluşturabilir. O kadar. Eğer olumlu gelişirse daha sonra ilerleme yapılabilinir.

Kürtler arasında sorunlar yok mu?

Vardır, bunları tartışıyoruz. Batı Kürdistan’da çözülmesi gereken bir takım sorunlar var. Sanırım bu önümüzdeki birkaç gün içinde sorunları giderme anlamında olumlu gelişmeler yaşanabilir, beklentimiz budur. Biz şunu savunuyoruz: Batı Kürdistan kendi öz iradesiyle hareket etmeli, fazla müdahaleler olmamalı, onlar kendi kararlarını kendileri vermeli. Güney, Kuzey ve Doğu’dan, birliklerini desteklemeliyiz, kimse baskı uygulamamalı, çünkü çok zor bir süreçten geçiliyor, birliğe ihtiyaçları vardır. Pürüzleri gidermek gerekiyor. Desteya Bilind’in yeniden biraz kendisini dizayn etmesi gerekiyor.

Üçüncü çizgide ısrar


Suriye’deki süreç bu kadar kriz halini almışken üçüncü taraf vurgusu sürdürülebilir bir şey mi? İkincisi cihatçı örgütlerin yarattığı tedirginliğe nasıl bakıyorsunuz?
Uluslararası ve bölgesel güçlerin çatıştıkları yer Suriye’dir. İktidar mücadelesine mezhepsel boyut da dahil edilmiş. Suriye toplumu için giderek ağırlaşan bir sonuca yol açmaktadır, Kürt toplumu da aynı tahribatlara maruz kalmakta. Üçünçü bir çizgiyi sürdürülebilme kolay değil. Bize göre gereklidir fakat bu çok zor olduğu da açıkça ortaya çıkmaktadır.

Niye gerekli?

Çünkü ne mevcut iktidarı savunma durumunda olanlar ne de muhalefet güçleri ile iki tarafın arkasındaki bölgesel ve uluslararası güçler gerçek anlamda demokratik ve özgürlükçü bir gelecek vaad etmektedir. Bize göre henüz Suriye halkının ve bölge halkının iradesi açığa çıkmış değil ama açığa çıkma sürecini yaşamaktadır. Üçünçü çizgi bölge halklarının kardeşliği, özgürlüğü ve demokrasi çizgisidir.

Gücü yeter mi?

İşte zor bir şey. Ona geleceğim. Mesela Rojava’da, Suriye’de bu çizgiyi temsil edebilecek perfomansa sahip bazı Suriyeli demokratik güçler var ama bu durumda biraz geri çekilmiş gibi. Bunlarla birlikte hareket eden Kürtler ise zorunlu olarak silahlanmak durumunda kaldılar. Şimdi geniş bir silahlanma yapısına ulaşmış bulunuyor.  Her taraf Kürtleri savaş içine çekmek istiyor, kendine taraf etmek istiyor.  TEV-DEM ve PYD’nin öncülüğünde yürütülen mevcut bu siyasi duruş ve YPG’nin direngen duruşu aslında bir irade savaşıdır. Kürtler orada bir irade olmak istiyor. Bunu ne rejim kabul ediyor, ne de muhalefet. Kürtler mevcut durumda bu güçler için adeta asi çocuktur. Mesela son iki aydan bu yana rejim güçleri Halep’te kürt mahalleleri vurdular ama öte yandan muhalefet güçleri de Efrîn’i ele geçirmek istiyor.

Kürtler muhalefete karşı değildir, değil mi?

Halen muhalefet de Kürtlerin gerçek anlamda varlığını ve haklarını kabul etmiş değildir. Mevcut güçlerin, demokratik özgürlükçü bir ülke vaad etme gibi bir durumu söz konusu değil. Kürtler, üçüncü taraf olmaya adeta zorlanmış durumdadırlar, her şeyden önce irade olmak ve var olmak istiyorlar.
Ben hem Batı blokunun hem de Rusya’nın silahlandırma kararlarını ürkütücü buluyorum. Taraflar silahla ve çatışmayla herhangi bir sonuç elde edemezler. Çünkü herkes kendisini konuşlandırmış, dayanacak belli bir tabanı bulmuş, savaşçı güçlerini de belli birdüzeyde örgütlemiş bulunuyor. Belki bir tarafın silahları etkili olursa öbür taraf üzerine baskın gelebilir ama çözümü getirmez. Bu noktada Cenevre Konferansı için seçtikleri yöntem daha doğrudur.

Silahlandırma Kürtleri etkiler mi?

Efrîn’in bir milyon 200 bin nüfusu var, üstelik çok yoğun göç aldı. Halep’teki Kürtler de geldi oraya. Şu anda mesela tankları da olan gruplar Efrîn’in üzerine üzerine yürümeye çalıştılar. Demek ki daha etkili silahları olsa Efrîn’i tümden yok edecekler. Buna rağmen şimdi muhalefete silah veriyoruz, deyip Kürtlere vermemek bir katliama neden olmaktır. Uluslararası güçlerin bu konuda daha sorumlu davranmaları gerekir. Bunların o silahlarla Kürtleri katletmeyeceğinin garantisini de veriyor musunuz?

Kürtler de silahlı…

Kürtler orada ferdi silahlarla, öz güçleri ve kendi imkanlarıyla kendi evlerini, köylerini savunuyorlar. Bakınız, bundan daha doğal, daha kutsal, daha değerli bir şey var mı? Kendi köyünü savunmak için orada şehit verdiler. Kürtlerin bu irade olma, var olma duruşunu, haykırışını dünya artık duymalıdır. Kürtler üçüncü çizgidir; ne rejimden yanadır, ne mevcut muhalefetin duruşundan.
Bir taraftan rejim, bir taraftan muhalefet güçleri, kendi yanına çekmek istiyor. Olmadı Kürdistan bölgesini savaş bölgesine çevirmek istiyorlar. Bu gerçekliğe rağmen Kürtlerin kendi içindeki sorunları çözmemesi ve yine özellikle de Güney siyasetinin de bir biçimde baskı uygular bir tarzda duruş sergilemesi doğru olamaz.

Siz pozisyonunuzu böyle ifade ediyorsunuz ama sahadaki gerçekler biraz daha zorlayıcı galiba. Ciddi bir mezhep çatışması potansiyeli var. Bunun bölgeye size ve bu çözüm sürecine kaçınılmaz etkileri olacak. Bunları hesaba katarak bir analiziniz olur mu?

Zaten bizim ısrarlı üçüncü bir çizgide zor da olsa kararlıca durmalıyız dememizin en önemli nedenlerinden biri de bu mezhep çatışmasıdır. Yani biz asla ve asla mezhep çatışmasına taraf olamayız. Bunun çok çeşitli nedenleri vardır.  Herşeyden önce kendi ulusal birliğimiz için bu gereklidir. Yine PKK olarak devrimci demokratik çizgimiz için bu şarttır. Genel ilkelerimiz için bu zorunlu bir gerekliliktir. Bir de bölge halklarının mezhep çatışmasıyla birbirini tüketmemesi, birbirini daha fazla yıpratmaması için bu zorunlu bir tutumdur. Kesinlikle mezhep çatışmasına karşıyız. Mutlaka ve mutlaka önüne geçilmesi gerektiğini düşündüğümüz için Cenevre’deki toplantının önemli olduğunu ifade ettim. Yani diyalog gerekiyor. Bugün Irak’ta ismi konulmayan bir savaş var aslında. TNT dolu arabalarla birbirlerini katlediyorlar. Bu bir faciadır. Ne pahasına olursa olsun biz, bölgede gelişen bu mezhep çatışmasına karşı duracağız ve çatışmanın durdurulması için de elimizden ne geliyorsa onu yapmaktan geri kalmayacağız.


 HABER MERKEZİ