Bu hükümetin başına kim çorap ördü?  Belli ki, Türk dış politikasının başındaki Ahmet Davutoğlu…

Türkiye şu anda AKP Hükümetinin izlediği dış politikanın ağır yükleri altında, büyük bir hızla “siyasi bir krize” doğru sürükleniyor.
Özetle bu dış politika, “Arap Baharı” denilen “Sünni ayaklanmalara” bölgede hegemonya kurmak amacıyla angaje olma politikasıdır. “Mezhepçi” yaklaşım, Suriye’de Esad rejimine karşı silahlı müdahaleden, Mısır’da Mursi rejimine arka çıkmaya, Rojava’da El Kaidecileri silahlandırmaya kadar uzanan bir tehlikeli maceraya yol açtı.
Aslında izlenen bu çizgi, sanıldığı gibi “Amerika’dan bağımsız” bir çizgi değildi. Hatta tam tersine, bu çizgi, “Amerikan ipiyle kuyuya” lüzumundan da fazla bir “hızla” inme çizgisiydi. ABD “Arap Baharını” Atlantik ötesinden “selamlar selamlamaz”, bizimki, Arap Baharına aldanıp, Ankara’da erkenden “çiçek” açmıştı. “Baharın” sahte bir bahar olduğu, önce Suriye’de, ardından da Mısır’da ortaya çıkınca AKP’nin “saksıdaki çiçeği”ni “don vurmuştu”.
Bu “acul” ve “ABD’den hızlı Amerikancılık” İran krizinde de ortaya çıkmıştı. Önce İran’ın “nükleer programını“ destekleyen AKP, Arap Baharına aldanıp “erkenden çiçek açınca”, İran politikasını da hızla değiştirmişti. Ve AKP o hızla “Patriotları” Türkiye topraklarında konuşlandırdı, namlularını da İran’a çevirdi.
Çevirdi ama, çevirdiğiyle kaldı. Davutoğlu’nun aklına uyan Erdoğan bir de baktı ki, ABD İran’la “anlaşıvermiş“. Ve şimdi “Şia’ya karşı” izlenen Milli Görüşçü dışpolitika Irak’ta duvara kafasını vurdu. Hatırlayalım: Daha geçen yıl, yani 9 Nisan’da ne olmuştu?
Irak’ın Şii Başbakan’ı El Maliki’nin idama mahkum ettiği Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı “Sünni” El Haşimi Türkiye’ye sığınmıştı. 30 Temmuz’da da Türkiye Tarık Haşimi’ye “oturma izni” vermişti. Verilen bu izinde, Suriye’deki Alevi Esad rejimine karşı “erken çiçek açan” Türk diplomasisi belirleyici olmuştu. Bu aynı zamanda Rojava devrimine karşı Güney Kürdistan’ı Türkiye’nin yanına çekmek için atılmış bir adımdı.
Ve şimdi, Barzani’yle anlaşıp, Kürdistan petrollerinden pay koparmak isteyen AKP Hükümeti, o günlerin “hızıyla” içine yuvarlandığı mezhepçi siyasetin yıkıcı sonuçlarını “onarmaya” çalışmakta.
Çalışmakta ama, bunu yaparken, “petrol hırsı” hükümetin “Aklını” aşmakta. ABD ve Irak hükümetine rağmen Kürdistan petrolüne el koyma yeltenişi, bu “onarma”yı daha başlamadan büsbütün cerahatli bir yaraya dönüştürmekte. İşte, şimdi Türk “petrol bakanı”na bir kere daha Irak Kürdistan’ı hava sahası, Maliki tarafından kapatıldı
Ve Başbakan, Obama’nın kimi “eleştirilerini “van minüt” diye Türkçe’ye “tercüme” edip, İsrail’le de karşı karşıya gelince, arı kovanına çomak sokmuş oldu.   
Bu durumda, hem içerideki sermaye güçleri, hem de başta ABD, tüm küresel güçler, bu kadar garip işler yapan Erdoğan’ın “üstünü çizdi”. Böylece şimdi, “ikinci cezalandırma” süreci adım adım derinleşmekte. Birincisinde, 1 Mart tezkeresi esnasında ABD’ye askeri zarar vermekten ötürü, Türk gladiosu ve bu gladionun darbeye teşvik ettiği generaller cezalandırılmıştı. Şimdi sıra, AKP’ye değil ama, onun içindeki “Erdoğan ve milli görüşçü çekirdeğe” geldi.
Sonuç ne olacak? Eğer Erdoğan otoriterleşme yolundan yürür ve Kürt sorununda adım atmazsa, tasfiye olmaktan kurtulamayacak… Ama belki bunun sonu “ulusalcı-cemaatçi” bir koalisyon olacak. Kılıçdaroğlu ABD’ye tam bu sırada gidiyor. İyi de, Öcalan’a özgürlük, Kürdistan’a özerklik yolunda atılacak bir adım bu krizi nasıl önler?
Şöyle önler: O zaman kurulacak olan bir “Türk-Kürt halk ittifakının” önünde ne ABD, ne ulusalcı ve ne de cemaatçi durabilir…
Allah selamet versin…