
Yazarımız Selahattin Erdem, bugünkü köşe yazısında İran rejiminin Güney Kürdistan’a yönelik giriştiği işgal harekatını değerlendirdi. Erdem yazısında, “Kandil’e saldırı, İran’dan oluyor, fakat sadece İran devleti yürütmüyor. Saldırıyı İran ve Türk orduları birlikte yürütüyor. Savaş içinde Türk ordusunun özel kuvvetleri ve savaş tekniği bulunuyor. AKP-İran ittifakının yürüttüğü bu saldırıya ABD yönetiminin de onay ve destek verdiği belirtiliyor. Hatta YNK’nin de kısmî desteği varmış” hatırlatmasında bulunyor.
‘Yeni bir uluslararası komplo’
Saldırılarla hedeflenenin yalnızca PKK’nin tasfiyesi olmadığını dile getiren Selahattin Erdem, “Eğer PKK tasfiye edilebilirse, ardından Güney Kürdistan’ın tasfiyesi gelecektir. Sonuç, Kürt soykırımının gerçekleştirilmesi olacaktır” diyor. Erdem yazısına şöyle devam ediyor: “Kandil saldırısıyla hedeflenen, PKK şahsında tüm Kürt halkıdır, Kürt özgürlük direnişidir. Kandil saldırısı bu yönüyle de yeni bir uluslararası komplo saldırısı olmaktadır. PKK ve Kürtler ikinci bir uluslararası komplo saldırısıyla yüzyüzedirler. Buna uluslararası komplonun ikinci saldırısı da denebilir.”
‘Tasfiye İran’a ihale edildi’
“Nasıl ki, birinci komplo topyekün bir direnişle boşa çıkarıldıysa, bu ikinci komployu yenilgiye uğratmak için de benzer bir direniş gerekiyor” diyen Erdem, yazısında ayrıca şunları dile getirdi: “Zaten bu ikinci komplo, birincisine göre çok daha çürük ve çelişkilidir. Her şeyden önce, PKK savaşını başkalarına ihale etmesi, TC devleti ve AKP Hükümeti’nin daha baştan yenildiğini, savaşı yürütecek güçte olmadığını gösteriyor. İhaleyi üstlenen İran yönetiminin ne kadar Kürt düşmanı olduğu açıkça ortaya çıkıyor.Kandil savaşı üçüncü haftasına girdi. Savaşta yer alanların çokluğu ve amaçlarının karmaşıklığı nedeniyle de nasıl seyredeceği pek belli değil. Ancak daha şimdiden bile kabarık bir bilânço ortaya çıkarmış durumda. PKK’yi imha ve tasfiye ihalesini üslenmiş bulunan İran’ın ilk saldırıları kırılmış görünüyor. Bazı İrani çevreler ve basın, İran’ın bu durumunu İsrail’in Lübnan saldırısına benzetiyor ve İsrail gibi İran’ın da yenildiğini ifade ediyor. Fakat Kandil’den başlayan bu savaş öyle çok erken biteceğe benzemiyor.
KCK Yönetim’inin yaptığı açıklamalara göre, Kandil’e saldırı İran’dan oluyor, fakat sadece İran devleti yürütmüyor. Saldırıyı İran ve Türk orduları birlikte yürütüyor. Savaş içinde Türk ordusunun özel kuvvetleri ve savaş tekniği bulunuyor. İran’dan Kandil’e yöneltilen saldırının AKP Hükümeti’nin istem ve politikaları doğrultusunda ortaya çıktığı ifade ediliyor. AKP-İran ittifakının yürüttüğü bu saldırıya ABD yönetiminin de onay ve destek verdiği belirtiliyor. Hatta YNK’nin de kısmî desteği varmış. Güney Kürdistan basınının yayınladığı belgelere göre, 2010 yılında İran ve Güney Kürdistan yönetimleri arasında bu konuda bir anlaşma sağlanmış!
Bütün bunlar gösteriyor ki, gerçekte olay çok boyutlu ve karmaşık. Neredeyse olayın dışında kalan siyasî güç yok gibi. Uluslararası ve bölgesel güçler yer aldığı gibi, yerel güçler de pasif destek veriyor. Bunlardan bazıları, örneğin KDP gibi, başlangıçta olur verdikleri bu saldırının sonunda kendilerini de vuracağını gördükleri için olayın dışına çıkmaya çalışıyor. İran üzerinden Kandil’e yöneltilen saldırıda yer alan ve destekleyen güçlerin niteliğine ve niceliğine bakıldığında, bunun bir uluslararası komplo saldırısı olduğunu insan rahatlıkla görüyor.
Saldırının amacı bakımından da durum böyle. İran üzerinden Kandil’e yöneltilen saldırı PKK yönetimini imha ve tasfiye etmeyi amaçlıyor. Çünkü uluslararası komploya karşı Kürt özgürlük direnişi Kandil-Xakurkê hattından yöneltiliyor. Buraların PKK’den alınması demek, PKK yönetiminin tasfiye edilmesi demek oluyor. Elbette yönetimini imha ve tasfiye etmek, PKK’yi de tasfiye etmek demektir. Bu yönüyle de Kandil saldırısı yeni bir uluslararası komplo saldırısı olma özelliği taşıyor.
Tabi İran üzerinden Kandil’e yöneltilen saldırının sadece PKK yönetimini ve PKK’yi tasfiyeyi amaçladığını düşünmek yetersiz olur. Eğer PKK tasfiye edilebilirse, ardından Güney Kürdistan’ın tasfiyesi gelecektir. Sonuç, Kürt soykırımının gerçekleştirilmesi olacaktır. Demek ki Kandil saldırısıyla hedeflenen, PKK şahsında tüm Kürt halkıdır, Kürt özgürlük direnişidir. PKK’nin imha ve tasfiyesi temelinde Kürt soykırımının başarılması amaçlanmaktadır. Kandil saldırısı bu yönüyle de yeni bir uluslararası komplo saldırısı olmaktadır.
Bütün bunlar çok açık bir biçimde gösteriyor ki, PKK ve Kürtler ikinci bir uluslararası komplo saldırısıyla yüzyüzedirler. Buna uluslararası komplonun ikinci saldırısı da denebilir. 8 Ekim 1998’de başlatılan uluslararası komplo saldırısı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı doğrudan hedeflemiş ve O’nun şahsında PKK’yi tasfiye edip Kürt soykırımını sonuca götürmeyi öngörmüştü. Şimdi Kandil saldırısı da PKK yönetimini imha ve tasfiyeyi hedefliyor ve bu temelde PKK’nin tasfiyesini ve Kürt soykırımının sonuca götürülmesini öngörüyor.
Zaten bunu yapanlar da amaçlarını artık gizlemiyorlar. Kandil saldırısını Sri Lanka’nin Tamil saldırısına benzetiyorlar. AKP kalemşorleri bu konuda inciler döktürmeye devam ediyor. Büyük çoğunluğuyla Türk medyası bu konuda âdeta kan kusuyor. Tam bir savaş tahrikçisi olarak, her gün PKK’yi on kez yok edip, on kez geri geri diriltiyorlar. Kandil saldırısından birkaç gün önce, bazı gazeteler “Üçüncü dünya ülkesi kadar olamadık” manşeti atmışlardı. Yani bir Sri Lanka kadar bile olamadıklarını yazmışlardı. Sri Lanka Tamilleri ezmişken, TC’nin PKK’yi ezememesinden yakınmışlardı.
Şimdi Kandil saldırısıyla belli ki şimdiye kadar başarılamayan yapılmak isteniyor. PKK’yi imha ve tasfiye amaçlı yeni bir uluslararası saldırı başlamış bulunuyor. Kandil’den başlayan bu saldırının, orayla ve sadece askeri boyutla sınırlı kalmayacağı anlaşılıyor. Eğer güçleri yeterse ve AKP orduyu tümden ele geçirirse, o zaman bu askeri saldırının tüm Kürdistan’a yayılacağı ortaya çıkıyor. AKP Hükümeti’nin yeni ve çok daha kapsamlı bir “Sınır ötesi operasyona” hazırlandığı belli oluyor. Askeri olarak tırmandırılan bu saldırının ideolojik ve siyasî boyutu da geliştirilerek ve yurtdışına da yayılarak genele bir saldırıya dönüştürüleceği görülüyor.
Bu gerçeği daha şimdiden tüm Kürtlerin ve demokratik güçlerin doğru ve yeterli bir düzeyde anlaması lâzım. Nerede ve hangi partiden olursa olsun, tüm Kürtlerin PKK’yi imha temelinde Kürt soykırımının başarılmak istendiğini görmesi lâzım. Durum ciddîdir ve doğru anlayış ve duyarlılık temelinde kapsamlı bir direnişi gerektirmektedir. Belliki Kürtler devrimci halk savaşı olarak tanımladıkları yeni mücadele sürecine girmiş bulunmaktadır. Nasılki birinci komplo topyekûn bir direnişle boşa çıkarıldıysa, bu ikinci komployu yenilgiye uğratmak için de benzer bir direniş gerekiyor. Herkesin bulunduğu yerde böyle bir direnişi geliştirmesi ve gecikmemesi gerekiyor.
Burada kafayı kurcalayan soru, komplo saldırısının güç durumu ve başarı ihtimali oluyor. Fakat Kürtler açısından böyle sorularla zaman kaybetmek yerine, komployu yenmek için direniş mücadelesini geliştirmek önem taşıyor. Biz direnişe geçelim de, diğerlerinin durumu ne olursa olsun! Tarih ispatladı ki, doğru bir çizgide gelişen halk direnişi her türlü gericiliği yıkmaya kadirdir.
Zaten bu ikinci komplo, birincisine göre çok daha çürük ve çelişkilidir. Âdeta yürütenler şahsında risklerle dolu bir denge sözkonusudur. Her şeyden önce, PKK savaşını başkalarına ihale etmesi, TC devleti ve AKP Hükümeti’nin daha baştan yenildiğini, savaşı yürütecek güçte olmadığını gösteriyor. İhaleyi üslenen İran yönetiminin ne kadar Kürt düşmanı olduğu açıkça ortaya çıkıyor. PKK’ye karşı savaşta TC-İran ittifak yapabiliyor, ama bölgesel mücadelede karşı karşıyalar. İran-PKK savaşında ya bunlardan biri güçlü çıkarsa, o zaman Türkiye’nin ve ABD’nin durumu ne olacak? Belliki bu iki güç de hem PKK’nin hem de İran’ın zayıflaması üzerine hesap yapıyor. AKP tahrikiyle PKK’ye saldıran İran, PKK güçlü bir direniş gösterirse ne yapacak? Zaten dünyadan soyutlanmış durumda. “PKK’yi ezeyim de büyüklük benim olsun” hesabı yaparken, başlattığı saldırı kendi sonunu bile getirebilir.
Dikkat edilirse, bu ikinci komployu yürüten güçlerin amaçları çok karmaşık ve iç çelişkileri çok fazladır. Dolayısıyla Kandil’den başlayan savaş herkes açısından çok riskli bir savaştır. Bu savaşta risk sadece PKK açısından yoktur, en az PKK kadar diğer güçler açısından da risk vardır. En çok da ABD ve İran açısından bu risk durumu sözkonusudur. O açıdan, ne olacağı pek belli olmayan, her türlü gelişme olasılığını içinde taşıyan bir savaş süreci ortaya çıkmış durumdadır. Belliki Ortadoğu kördüğümü böyle bir savaşla çözülecektir.
Kuşkusuz böyle durumlarda sonucu pratik mücadele belirler. Zaferi pratik mücadeleyi doğru ve başarılı yürütenler kazanır. Bu nedenle, başkalarının ne yaptığına bakmaktan çok kendi yapacaklarını plânlayıp bir saniye bile gecikmeden hayata geçirmek önemlidir. Her alandaki tüm Kürtlerin izleyecekleri tutum kesinlikle böyle olmalı ve herkes üzerine düşen görevi mutlaka başarıyla yerine getirmelidir. Böyle bir direniş ikinci komployu da yener!