HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, AKP hükümetinin yerel seçimlerden ders alması gerektiğini belirterek, “İktidarın bu dersi almak, hatalarından geri adım atmak yerine geride bıraktığımız bir hafta içinde hatalarında ısrar ettiğini görüyoruz” dedi.

Partisinin seçilmiş belediye eşbaşkanları ile Amed’de düzenlenen toplantıda bir araya gelen HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, 31 Mart’ta iki zihniyetin karşı karşıya geldiğini hatırlatı.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) yerel seçimlerde seçilen belediye eşbaşkanları, Eşbaşkan Sezai Temelli’nin başkanlığında Amed’de toplandı. Seçim sonuçlarının ele alındığı toplantıda yapılan değerlendirmeler ardından belediyelerin önümüzdeki dönem yerel yönetim stratejisi tartışıldı. Toplantı, saygı duruşuyla başladı.

İki zihniyet karşılaştı

HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, konuşmasına “Sevgili Leyla Güven ve onun şahsında açlık grevinde olan binlerce yoldaşıma sevgi ve saygılarımı yollayarak başlamak istiyorum. Bugün sürdürülen açlık grevlerini ve açlık grevlerinin işaret ettiği tecrit koşullarını ele almadan siyasi gelişmeleri analiz yapmak mümkün değil. Çünkü 31 Mart seçimleri bir süreci ifade etmektedir. Bu süreci ele alıp değerlendirdiğimizde çok büyük bir demokrasi mücadelesi olduğu bütün çıplaklığı ile ortadadır” diyerek başladı.

Bir tarafta iktidarın sürdüğü bir kampanya ve bunun karşısında kendini konumlandırmış HDP kampanyası olduğunu kaydeden Temelli, çok daha tarihsel bir perspektiften bakıldığında iki zihniyetin karşı karşıya geldiğini söyledi. Temelli, şöyle konuştu: ‘5 Nisan 2015’ten bugüne, son 4 yıla baktığımızda mutlak tecridin hakim olduğu bir Türkiye fotoğrafı var karşımızda. Dolmabahçe Mutabakatı kabul edilmeden bugüne kadar yaşananlar; hukuksuzluk, adaletsizlik, insan hakların yok sayılması, demokratik kurumların tasfiyesi gibi bu süreci domino etkisi ile tanımlamak mümkün. 4 yıl boyunca İktidar mutlak tecritten başlayarak, savaş politikaları dayatmış, ülkenin kaynaklarının çarçur etmiştir.

Türkiye kriz girdabında 

İktisadi, siyasi ve toplumsal alanda karşı karşıya olduğumuz tablo budur. Türkiye son 4 yılda bir kriz girdabındadır ve giderek bu derinleşmektedir. Bu kampanya gerilim hattında sürmesinin yegane nedeni budur. AKP-MHP blokunu ısrarla bu hukuksuz nizamı sürdürme gayreti içindedir. Bunu eşi benzeri görülmemiş bir şiddet ve hakaret kampanyası ile yürütmüştür. Bir seçime mi giriyorduk bir savaşa mı beli değildi. GBT kontrollerinden sonra garnizonlaştırılmış şehirlere kadar her şeye şahit olduk. Bir iktidarın kampanyasına şahit olduk. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denen şeye ve Cumhurbaşkanlığı’nın vasfını yitirdiğine bu kampanyada tanık olduk. Toplumsal bölücülüğüne ve nefret söylemine tanık olduk. Evet topumu tam da ortadan böldü. Bizler ve onlar diyerek Kürt düşmanlığı üzerinden nefret söylemini her gün dile getirerek bir şiddet kampanyasını dilde, üslupta sürdürdü.

İktidarın ders alması gerekir 

Buna karşı başka bir dil, barışın dili ile ayrımcılığa toplumsal bölünmeye karşı çıkarak bir kampanya sürdürdük. Türkiye’ye seçenek sunduk. Geleceğimizi demokrasi ve barış hattında şekillendirmeye çalıştık. Bu seçim döneminde, kampanya sürecinde ve halen devam eden süreçte Türkiye çok önemli derslere tanıklık etti. Bu dersi almak gerekir. Bu dersi özellikle iktidarın alması gerekir. İktidarın bu dersi almak, hatalarından geri adım atmak yerine geride bıraktığımız bir hafta içinde hatalarında ısrar ettiğini görüyoruz.

Hukuka ve yasalara uyun 

Evet, bu konuda ısrar Türkiye’yi çok daha zor koşullara, çok daha içinden çıkılmaz koşullara sürükler. O yüzden de diyoruz ki; bir an önce hukukun üstünlüğüne, yasalara uyulması gerekiyor. Bunun ilk adımı da meşru bir hak ve talep olan, yasalara ve hukuka uymayı davet eden mutlak tecridin son bulması olabilir. Bu, siyaset üstü bir konudur diye seçim sürecinde ısrarla vurguladık. Şimdi tam zamanıdır, artık hiçbir insanımızın cezaevinde ya da açlık grevinde ölmesini istemiyoruz. Bu ölümleri durdurmak Adalet Bakanı’nın görevidir. Bir an önce kendisini göreve davet ediyoruz.

 Seçim sonuçlarından gerekli dersi çıkararak, Türkiye’yi gerilim ortamından çıkarması gereken iktidar halen gerilimi arttırmaktadır. İktidarın bu huyundan vazgeçmesini kısa zamanda beklemiyoruz ama anayasal kurumların üzerine düşeni yapması, yasalar ve anayasanın gereğini yerine getirmesi gerekiyor.

YSK gereğini yapmalı 

İktidarın seçim sonuçlarını kabul etmez tavrına karşı kurumlar, anayasaya ve hükümlerine göre adım atmalıdır. YSK anayasal bir kurumdur; seçim adaletine ve seçimin nasıl yapılacağına dair yasalara uymak durumundadır. İtirazları değerlendirirken de mazbataları da verirken de yasaların gereğini yerine getirmelidir. Bu çerçevede yeniden 31 Mart neyi ifade ediyor dediğimizde; bu süreci ifade etmesi öncesinde önümüzdeki dönem için politik ve toplumsal mücadele sürecine dair önemli bir perspektif sunmaktadır.

Umutvar bir gelişme 

31 Mart yerel seçimlerine giderken uzun süre üzerinde çalıştığımız, tüm halkımızla oluşturduğumuz ve rızasını var ettiğimiz bir stratejimiz vardı ve bunu başarılı bir şekilde hayata geçirdik. Bu strateji demokratik bir sürecin başlangıcı açısından atılması gereken güçlü bir adımdı. Bir demokrasi içeriği oluştu. Geçmiş seçimlerde sandıkları birkaç saat içinde terk edenler, artık sandıklarını terk etmiyor. Bu demokratik bir süreç açısından umutvar bir gelişmedir. Herkes hakkına sahip çıkma konusunda yeniden bir ittifakla buluşmuştur. Belki de en güçlü ittifak, budur bütün ayrıştırmacı politikaları nefret söylemlerine rağmen insanlar yan yana geldi.

Bileşenlerimizin ve sizlerin mücadelesiyle bunları başardık. Bundan gurur duyuyoruz. Bununla onurlanıyoruz. Bunun bir diyeti olduğunu asla söylemiyoruz. Birlikte başardık, başarmaya da devam edeceğiz. Türkiye halkları; emekçileri, gençleri ve kadınları ile bir araya gelerek ve büyük bir dönüşümün ilk adımlarını attık. İnanıyorum ki önümüzdeki süreç bu dönüşümün sağlıklı bir şekilde gelişmesine katkı sağlayacaktır. Demokrasi ve barış mücadelesi dedik buna. Türkiye’nin hasretini çektiği şey demokrasi; bunu nasıl başarabiliriz? Türkiye’nin sıkıntısını çektiği şey demokrasi sorunu ve demokrasi açığıdır. Bugün çözülemez diye mahkum edilmiş Kürt sorununun çözümsüzlüğü demokrasi açığıdır. Demokrasinin nasıl işleyeceği, hukuk devleti, yargı bağımsızlığının da nasıl ayakta duracağı Türkiye’de çok ihmal edilmiş bir konu.

Kayyumlara son verdik 

Bu ihmallerden dolayı Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca katı bir vesayetçi sistemle gelmiştir. Buna son vermek üzereyiz. Bunun en kristalize edilmiş şekli kayyumlardı ve buna son verdik. AKP döneminin bu vesayetçi ve kayyumcu anlayışı Türkiye’yi tecritleştiren en önemli sorundur. AKP’den öncede de vesayet vardı. Bugün vesayet sistemini kırma zamanıdır. Bu fırsat önümüzdedir. Bunu en iyi değerlendirecek olan sizlersiniz. Bu fikriyatı hayata geçirebileceğimiz bir tabanımız var. Bu tabanımız halkımızdır. Bu güçle Türkiye’yi bu baskı rejiminden ve vesayetçi rejimden kurtarabiliriz. ‘Ne yapmalı’ sorusuna yanıt vererek bunu yapabiliriz.

Radikal demokrasi 

Bizim ‘radikal demokrasi’ dediğimiz bir fikriyatımız var. Radikal demokrasi yerel demokrasinin güçlenmesini bize anlatır. Radikal demokrasinin bir sac ayağı var. Bir ayağı kadın özgürlük mücadelesidir. Eşit temsiliyetin her alanında hayat bulduğu bir anlayıştır. Tam anlamıyla eşitlikçi bir anlayıştır. İhmal edilemez bir anlayıştır. İkinci anlayış emektir. Bu bizim sınıfsal yaklaşımımızdır. Toplumsal emeğin karşılığını yerellerde yaratmak için tüm kesimlerin ortaklaşabileceği bir ayaktır. Bu da bizim açımızdan ihmal edilemez yok sayılamaz. Doğanın kendisini yeniden var etmesini sağlayacak bir anlayıştır.

Bunlar üzerinden şekillenecek radikal demokrasi anlayışımız Demokratik Cumhuriyeti var edecektir. Bunun hayat bulacağı yer, yerellerimizdir. Bunu en iyi şekilde değerlendireceğimizden kimsenin şüphesi olmasın. Çünkü HDP çözümdür, iktisadi ve siyasi alanda çözüm üreten ve bu çözümün mücadelesini veren bir partidir. Siyasal anlamda Türkiye’nin sorunu buradan şekillenmektedir.  Yerellerde hayata geçireceğimiz siyasi mücadele ve adım, Türkiye genelinde de önemli dönüşümlere kaynak ve referans oluşturacaktır.

Eğitimde de, sağlıkta da, ulaşımda da sayabileceğimiz tüm kamu hizmetlerinde geçmişin belediyecilik anlayışı ile değil; nasıl ki deneyimlerimizle bir itiraz üretmişsek şimdi bunu geliştirerek bir toplumcu belediyeciliği geliştirebiliriz.

Eleştiri-özeleştiri anlayışı

Bu demokrasiyi parti içinde de tüm örgütsel mekanizmalarımızda güçlendirmeliyiz. Kendimizden, örgütümüzden başlayarak hayata geçirmeliyiz. Parti içi demokrasiyi en sağlıklı şekilde işletmeliyiz. Parti içi demokrasiyi ayakta tutan parti içi disiplin; bu bir öz disipline ihtiyaç duyar. Nerede görev yaparsak yapalım bütünlüklü anlayıştan, birlikte oluştuğumuz kurallardan uzak durmamalıyız. Eleştiri özeleştiri anlayışımızı koruyarak bir disiplinli çalışmayı da önümüzdeki süreçte hayata geçirmeliyiz.

Halkımızla her şeyi paylaşacağız 

Şeffaf olacağız. Bütün sorunlarımızı birlikte çözeceğimizin farkında olacağız. Halkımızla, toplumla her şeyi paylaşacağız. Önümüzde zor bir süreç var. Enkaz var karşımızda. İktidarın yaratmış olduğu politik ve iktisadi bir enkaz var. Bu enkazı kaldırabilecek gücümüz de var. Bu güç, işte bizim fikriyatımızda, örgütsel yaklaşımımızda. Bunun için yeter ki biraz cesaretimiz olsun. Bu cesaret bizde fazlasıyla var.”

Temelli’nin açıklaması ardından toplantı basına kapalı bir şekilde devam etti.

 

AMED