Ne de çok umutlandık oysa, ne de sevinmiştik analar ağlamıyor diye. Son bir haftadır Taksim Gezi Parkı’nda başlayan ve Türkiye’nin birçok şehrine yayılan eylemlerde, devlet adeta terör estiriyor. Erdoğan’ı ne oldum delisine çeviren iktidar hırsı anlaşılan henüz dinmişe benzemiyor. En meşru hak olan ‘gösteri ve eylem yapma hakkı’na karşı uygulanan şiddet, bize tam da bu noktada barış yaptığımız zihniyeti tanımak için çok net bir tablo sunuyor.

Umudumuzu yitirdiğimiz yok elbet, lakin bir dönem ‘iki ayyaşın çıkardığı anayasa’ diye gösterip, kendilerinin içine düştüğü amansız ve çaresiz iktidar sarhoşluğunu görmeyenlerle işimiz hiç de kolay olmayacak anlaşılan. Alkol alıp sarhoş olanlar en geç bir gün sonra kendisine gelir ve hayat kaldığı yerden devam eder. İktidar, ‘erk’in o kadar kölesi olmuş ve onun sarhoşluğuna öyle kapılmış ki; bir taraftan barış süreciyle meşgulken, diğer yandan demokrasi ve insan hakları içerikli her eylemi adeta terörize eden sistematik bir şiddete ev sahipliği yapıyor.
Öyle anlaşılıyor ki; biz, demokrasiyi sonradan görüp köşeye sıkışınca eski alışkanlıklarına başvurmayı kendisine görev bilen bir zihniyete barış elini uzatmışız. Bu ceberut yönetim, iktidar sarhoşluğundan uyanacak mı, yoksa sarhoşluğuyla etrafına saldırıp zarar vermeye, farklı düşünceleri düşman görmeye devam mı edecek? Yüzde elli oyu aldı diye kendisini padişah sanan, fermanını yandaş medyası, yargısı, akademisyeni ve askeriyle örümcek ağıyla ördüğü ve dilenci kültürüne mahkum ettiği halka şırıngalayanların sarhoşluğu artık yeter dedirtti. Yani Türkler ‘Êdi bese’ dedi artık. Gariptir, onları bu kadar örgütlü eylemliliğe iteleyen ne Roboskî katliamı ne de Reyhanlı bombalarıydı. İnsanların yaşam alanlarına müdahale isteğine karşı yükselen bu karşı duruş ve ona karşı uygulanan orantısız güç kullanımı aslında demokrasinin iktidar kanadında ne kadar özümsendiğini de açıkça ortaya koyuyor.
Gezi Parkı eylemcilerinin direnişi, bana göre AKP’nin son zamanlarda art arda getiriği yasakların toplumda yarattığı psikolojik dışa vurumudur. Bu yasaklar, belki de daha çok yanacak yeni bir ateş fitilini yaktı. Zira son bir kaç gündür Ankara, İzmir, Bursa ve daha birçok büyük şehirden yükselen destek eylemleri artık yeni bir sürece girdiğimizin bir göstergesi gibi geliyor bana. Din adı altında bir yobaz sürüsü yaratan, halkın malını yandaşlarına peşkeş çekenlere karşı ciddi bir muhalif bir duruş dalgası oluşuyor. Medyası, yargısı, askeri ve polisine rağmen eğer eylemler dur durak bilmiyorsa bu, Türklerin ‘Êdi bes e’ (artık yeter) noktasına vardıklarını gösteriyor. Asıl düşündürücü olan, bu süreçte aynı zihniyetle barış görüşmelerinde nasıl bir yol izleneceği sorusudur. Çünkü demokrasiyi sonradan görüp, iktidar sarhoşluğuna kapılınca eski alışkanlıklarına başvurmaktan hiç çekinmeyen bir zihniyetle karşı karşıyayız! Bu zihniyet, barış yapan tarafların gözünden kaçmamalıdır!
Alkol alınarak olunan ayyaşlık geçidir. Asıl tehlikeli olan; bir daha vekil olmayacağı için başkanlık sistemine kenetlenerek, her yolu ona kanalize etmeye çalışmaktır. Yüzde elliye yakın oy aldı diye karşı seslere terörist muamelesi yapmaktır. Gözünü kan bürüyen iktidar sarhoşluğuyla hareket edip, halkının en meşru eyleminde ona öldüresiye biber gazı sıkmak, gencecik eylemciyi panzerlerle ezmektir sarhoşluk. Ve talana dur diyenlere ‘ağaç’ muamelesi yapmaktır.