HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan, iktidarın koronavirüse karşı tedbir almak geçtiğini belirterek, önlemlerin arttırılması çağrısında bulundu.

Hakların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Pervin Buldan, önceki gün toplanan HDP Kriz Koordinasyon Merkezi tarafından belirlenen koronavirüs salgınına ilişkin alınması gereken önlemler paketini açıkladı.

Partisinin basın komisyonunun servis ettiği video mesaj aracılığıyla açıklama yapan Buldan, hükümete hukuk, sağlık ve ekonomi alanlarında çağrı yaptı.

Buldan, alınması gereken önlemleri şu şekilde sıraladı:

  • Toplum şeffaf ve sağlıklı bir şekilde bilgilendirilmeli.
  • Şehir hastaneleri yeni yerlerine taşındıktan sonra eski hastaneler karantina merkezleri olarak dizayn edilmeli.
  • Bütün yurttaşların test kitlerine erişimi ücretsiz olmalı.
  • İlaç ve tıbbi ürünleri, başta risk grubundakiler ve 50 yaş üstündeki kişiler olmak üzere tüm yurttaşlara, sığınmacılara ve mültecilere aile hekimlikleri tarafından ücretsiz olarak ulaştırılmalı.
  •  Devlet kurumlarının ve belediyelerin elindeki sosyal tesisler karantina merkezleri olarak yeniden dizayn edilmeli.
  • Sağlık hizmetleri tamamen ücretsiz ve nitelikli verilmeli.
  • Muayeneler ücretsiz olmalı.

Cezaevlerinin durumu

 Buldan, cezaevlerinde alınması gereken önlemleri de şöyle sıraladı:

  • Cezaevlerindeki hasta ve yaşlı tutsaklar ile çocuklu kadın tutsaklar acilen tahliye edilmeli.
  • Tutsakların telefon görüşmeleri sıklıkla gerçekleştirilmeli. Havalandırma hakları gün boyu sağlanmalı.
  • Cezaevlerinde maske ve hijyen malzemeleri ücretsiz dağıtılmalı.
  • Avukatları ile görüşme hakları da sıklıkla gerçekleştirilmeli.
  • Sağlık taramaları düzenli bir şekilde yapılmalı.
  • İlk etapta yaşlı hasta ve çocuklu kadın tutsakların tahliye edilmesiyle beraber aslında tüm cezaevleri tamamen boşaltılmalı ve cezaevleri birer karantina merkezi haline getirilmeli.

İşten çıkarmalar engellenmeli

 Buldan, ekonomik olarak alınması gereken önlemleri ise şöyle sıraladı:

  • İşten çıkarmalar bu süreçte yasaklanmalı.
  • Yüksek risk grubundaki; hastalık belirtisi olanlar, kronik hastalığı olanlar ve aynı zamanda 50 yaş üzerindeki çalışanlara ücretli izin verilmeli.
  • Okulların tatil edilmesiyle birlikte kamu ve özel sektördeki çalışan ebeveynlerden birine mutlaka ücretli izin verilmeli.
  • Bütün işsizlere işsizlik sigortası fonundan, şartsız aylık ödeme yapılmalı.
  • Doğal gaz, su, elektrik ve internet faturalarının tahsilatı salgın süresince durdurulmalı.
  • Kira ödemeleri salgın süresince durdurulmalı.
  • Bankalara olan bütün bireysel kredi ödemeleri faizsiz ertelenmeli.
  • KOBİ’lere sıfır faizli uzun vadeli kredi verilmeli, vergi ödemeleri ertelenmeli.

 Meclis yasallaştırsın

Meclis’e çağrıda bulunan Buldan, “Gelin, bir hafta içinde biraz önce saydığım sağlık, ekonomi ve hukuk alanındaki düzenlemeleri yasalaştıralım ve bu mücadelenin üzerinden geçelim” dedi.

Halkı da uyaran ve önerilerde bulunan Buldan, şunların altını çizdi: ”İktidar tedbir almakta gecikmiştir değerli halkımız. Hala ciddi eylem ve tedbir planı ne yazık ki hükümet tarafından açıklanmamıştır ve bir eylem planı yoktur. Gençlik Meclisimiz ve bütün HDP’liler işte süreçte bütün bunları göze alarak Türkiye’nin her yerine yardım elini uzatmalı, yardım elimiz bütün Türkiye’yi sarmalıdır. Evet bu günleri yardımlaşma ve dayanışma ile aşmanın, özlemini duyduğumuz büyük barışa vesile olacağı inancıyla bütün halkımızı bir kez daha bu koronavirüs belasından koruyabilmek ve onların sağlığına kavuşabilmesi için gerekli önlemleri alabilmek adına HDP olarak her türlü görevi sorumlulukla aldığımızı bir kez daha belirtmek isterim. Evet sevgili halkımız sağlık olmazsa hiçbir şey olmaz. O yüzden hepimiz sağlığımıza dikkat edelim, sağlıklı günler bizleri bekliyor. Hepinizi özlemle, sevgiyle kucaklıyorum.”

 

ANKARA

 
 

Hayat alarm veriyor

   

Koronavirüsü bir sistem sorunu olarak değerlendiren HDP Ekoloji Komisyonu Üyesi Prof. Dr. Beyza Üstün, halkların korona krizi karşısında kendilerinin yönetecekleri bir yöntemi düşünmesi halinde sürecin uzun soluklu şekilde aşılabileceğini söyledi.

Koronavirüs salgını, ekolojik yıkımla başa çıkma mücadelesine dair atılacak toplumsal adımlar konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirdi. İnsan sağlığının ekolojiden bağımsız ele alınmayacağı ve ekolojik denge kurulmadan hastalıkların tedavi edilemeyeceği düşüncesi de öne çıkıyor. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da bir yandan koronavirüs vakalarının sayısı giderek artarken, diğer yandan panik, korku, spekülatif tartışmalar ve ağırlıklı olarak bireysel sorumluklar gündemdeki yerini koruyor. Bu nedenle doğal kaynakların sınırsız tüketilmesine dayanan kapitalist sistemin, ulus-devletlerin ve sağlık politikalarının rolü geri planda kalıyor.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ekoloji Komisyonu Üyesi Prof. Dr. Beyza Üstün, “Bu olayın ciddi bir sermaye ve sermayeleşmiş, şirketleşmiş devlet ilişkisi içindeki yeni düzen politikaları ile bire bir ilişkisi olduğunu düşünüyorum” dedi. Prof. Üstün, koronavirüs süreci içinde devletlerin sermayeye alan açacak yöntemlere yöneldiğini ifade etti.

Bir sistem sorunudur

 Koronavirüs salgınında kişiye düşen görevin ancak kendi temizliği ve karşısındaki insana toplumsal alanda göstereceği özenden ibaret olduğunu belirten Prof. Üstün, salgının önlenmesine karşı tüm sorumluluğun kişisel düzeye indirgenemeyeceğini ifade etti. Koronavirüsün ekolojiyle ilişkili bir sistem sorunu olduğuna işaret eden Prof. Üstün, şöyle devam etti: “Sağlığın ticarileştiği, yaşam alanlarının sermaye birikime sokulduğu, doğadaki tüm canlıların yaşayamaz kılındığı ortamda yaşayacağımız salgınlar, küresel ısınmalar gibi sonuçların hepsi sistemin sonucudur. Bu salgı, yarasa ve benzeri canlılarla yayılması mümkün olmuşsa bile, biz olmaması gereken yerdeyiz. Demek ki canlıların doğal dengesini bozduk. Onların yaşam alanlarına hükmetmeye başladık. Yaşam alanlarını yapılaştırmaya başladık; dağı, taşı, ovayı, yeraltını, suyun içini, kıyısını… Madenden tutalım da enerji üretimlerine, termik santrale, nükleer santrale kadar hızımızı alamadık.”

Suçlu ne kuş ne de tavuktu

Bu noktada kuş gribinin yayılması örneğini veren Prof. Üstün, “Göçmen kuşların konuklama yerleri yapılaştırılıyor. Kilometrelerce göçen kuşlar buralarda tünekliyor ve yorgun oldukları bir salgı üretiyor. Siz bunun dibine kadar gelirseniz, kuşun salgıyı ürettiği alanda yapılarınızla doğal alanları bozarak var olursanız, sağlığınız olumsuz etkilenir. Ama biz tavukları suçlu bulduk. Yaşam alanlarına müdahalemizi suçlu bulmadık. Koruma sıvısını ürettiğini düşündüğümüz salgının bedelini tavuklara ödettik” şeklinde konuştu.

Bedenimiz virüse açık

 Kapitalist sistemin insan bedenini virüse açık hale getirdiğini dile getiren Prof. Üstün, “Yaşam alanlarına müdahale ve bedenimizin bağışıklığının düşmüş olmasının sorumlusu sistemdir. Onların yaptığı yaşam alanlarını betona boğmak, üretim atıklarına insanları ve tüm canlıları mahkum etmektir. Artık ayılmak gerekiyor” dedi.

Enerji politikalarının etkisi

Prof. Üstün, virüsün öldürücü etki yapabileceği solunum yolu enfeksiyonu ve kalp rahatsızlıklarına sahip grupların, uygulanan enerji politikaları yüzünden daha da riskli hale geldiğini belirtti. Jeotermal enerji santrallerinin faaliyet gösterdiği Aydın’a işaret eden Prof. Üstün, şunları söyledi: “Aydın insanı üst solunum enfeksiyonu nedeniyle sürekli acile gidiyor. Bunun sebebi jeotermal santrallerdir. Bu bir sistem saldırısıdır. Salgından etkilenmemiz vücudumuzun direnciyle doğrudan orantılı.  Ama vücudumuzun düşük bağışıklığının suçlusu biz değiliz. Bunun sorumlusu devlet.”

Hepimiz hastayız

Koronavirüs gibi hastalıkların insanların nadiren karşılaştığı tehlikeler olmadığını ifade eden Prof. Üstün, “Belki farkında bile değiliz, farklı farklı şekillerde hepimiz hastayız. Koronavirüs olarak teşhis edilmemiş olsak bile hastayız” dedi.

Doğaya yönelik yıkımın sonuçlarının koronavirüs ya da başka bir yolla açığa çıkacağını söyleyen Prof. Üstün, hayatın alarm verdiğini vurguladı.

Bu sistemi değiştirmeliyiz

 Korona krizinin dünya halklarının yeni bir yaşam üzerine düşünmek noktasında itici güç olabileceğine işaret eden Prof. Üstün, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kendimizi korumaktan da öte bu sistemi değiştirmek üzere daha ekolojik-politik bir tutum alalım. Bu sistemi değiştirmeliyiz. Dayanışarak değiştireceğiz. Bu sistemi değiştirmeyi düşünmüyorsak hala sistemin örgüsü içinden bir ipliği çekip sadece ona bakmaya devam ediyorsak o zaman sonuçlarını hep beraber yaşamayı sürdüreceğiz ve korona bunlardan sadece bir tanesi. Halklar gerçekten bu krizin karşısında yeniden ve yeniden kendilerinin yönetecekleri bir yöntemi düşünürse bu süreci uzun soluklu bir şekilde aşabiliriz. Örgütlü, birlikte, dayanışarak ve sadece kendimizin olmadığı bir yeni yaşam olgusu ancak ekolojik politika gerçekleşebilir.”

Yoksullar daha çok etkileniyor

   

Virüs bilimci Prof. Dr. Selim Badur, halk sağlığı söz konusu olduğunda sadece insanlara odaklanmak eksik ve hatalı bir yaklaşım olduğunu söyledi.

Fransa Bilimler Akademisi Üyesi ve Sağlık Bakanlığı Aşı Danışma Aşı Danışma Kurulu üyesi olan Badur, bianet’ten Evrim Kepenek’in sorularını yanıtladı. Prof. Badur, ‘virüs dağılımının artmasında kapitalizmin ekolojiye etkisini bir neden olarak gösterebilir miyiz’ sorusunu şöyle yanıtladı: ”21. yüzyıla girerken, ‘enfeksiyon hastalıklarının üstesinden gelindi; enfeksiyon hastalıkları sorununun defterini kapatmaktayız’ yaklaşımı yaygın idi. Bu iyimser havanın esmesinde, 20. yüzyılın son çeyreğinde, bulaşıcı hastalıklardan ölümlerin önemli ölçüde azalması, aşılar sayesinde çiçek gibi ölümcül bir virüs hastalığının eradike edilmesi (dünyadan yok edilmesi) gibi gerçekler rol oynuyordu. Ancak kısa sürede bir dizi yeni enfeksiyon hastalığının ortaya çıktığı (AIDS, SARS vb) ya da üstesinden gelindiği düşünülen bazı hastalıkların adeta yeniden ‘hortladığı’ (kızamık gibi) gözlendi. Elbette bu artışın çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle ‘küreselleşme’ olarak adlandırılan ve neo-liberal politikaların dünyaya egemen olduğu bu süreçte:

  • seyahatlerin artışına bağlı olarak insan ilişkilerindeki yoğunluk,
  • nüfus artışı ve sağlıksız kentleşme,
  • gıda sektöründe gözlenen üretim ve dağıtımındaki tekelleşme; üretimi arttırmak için antibiyotiklerin yaygın kullanımı,
  • yoksulluk, savaşlar, göçler
  • post-modern dünyanın bizlere bir ‘hediyesi’ olan aşı-karşıtlığının yükselişi ile, aşılama oranlarında düşüş,
  • ormanların ve suyun kötü kullanımı,
  • daha fazla kazanç sağlamak için doğanın hoyratça yok edilmesi, ekolojik değişime yol açılması ve bunun sonucu olarak enfeksiyon etkenlerinin - rezervuarlarının ya da vektörlerinin doğal yaşam ortamlarından ayrılmalarına yol açarak hastalıkların yaygınlaşması,
  • iklim krizini yaratarak, farklı coğrafyalardaki ısı ve nem oranlarında, doğa olaylarının sıklığında ve şiddetinde değişikliğe neden olunması, biyo çeşitliliğin azalması ve bu olumsuzlukların hastalıkların seyrinde farklılaşma yaratması enfeksiyon hastalıklarının artışında önemli olmuştur.

Kazanç eksenli dünya

Kapitalizmin doğaya etkisinin, ‘insan - hastalık’ ilişkisine etkisini ise Prof. Badur, şöyle izah etti: ”Daha fazla kazanç, daha fazla tüketim gibi yapay biçimde körüklenen yeni algıların toplumlara empoze edilmesi sonucu, ekoloji ile oynanmış, doğanın seyri yapay biçimde farklılaştırılmıştır. Elbette tüm bu gelişmeler ‘insan-hastalık’ etkileşimini de değiştirmiş, yeni hastalıkların ve salgınların ortaya çıkmasını beraberinde getirmiştir. Nitekim vektör (kene, sivrisinek, tatarcık gibi) sayı ve davranışlarındaki farklılaşmalar, Kuzey ülkelerinde, şimdiye dek Güneye özgü olarak kabul edilen patolojilerin sıkça görülmesine neden olmaktadır.

Siz eğer ormanları yok ederseniz, örneğin doğal yaşam ortamı bu bölgeler olan yarasalar yer değiştirecek, şimdiye dek ilişkiye girmedikleri farklı türlere hastalık etkenlerini aktaracak, oradan da insanların daha sık enfekte olmaları söz konusu olacaktır.

Bir süre önce ‘Boğazda yüzmeye çalışan yaban domuzları’, magazin haberi olmuş, ancak yeni otoyol ya da havalimanı inşaatı için yok edilen ormanlardan kaçan bu hayvanların ekolojik bir tehlike işareti olabileceği hiç tartışılmamıştır.

Sadece ve sadece ‘kazanç’ endeksli yeni dünya düzeni, sağlık alanındaki önceliklerde de değişikliğe neden olmuş; koruyucu hekimlik programları, halk sağlığı projeleri geri plana itilmiş ve sonuçta daha fazla ve gereksiz sağlık harcaması sorunu yanında, daha fazla olumsuzluğun yaşandığı bir noktaya gelinmiştir. Küreselleşme ekonomik dengesizliği derinleştirerek yoksulların enfeksiyon hastalıklarından daha fazla etkilenmelerine yol açmaktadır.

Hiçbir ülke yalnız değil

Enfeksiyon hastalıklarının sadece gelişmekte olan ülkelerin sağlık sorunu olmadığı, dünyadaki entegrasyonun genişlemesi sonucu hiçbir ülkenin herhangi bir yerde ortaya çıkan enfeksiyon hastalığından korunamayacağı unutulmamalıdır.

Öte yandan halk sağlığı söz konusu olduğunda sadece insanlara odaklanmak eksik ve hatalı bir yaklaşımdır. Günümüzde enfeksiyon hastalıkları ile mücadele konusunda hayvan ve çevre sağlığı konuları göz ardı edilmemeli, tür etkileşimlerinin evrimi ve ekolojisi dikkate alınarak mücadele yolları geliştirilmelidir.

Sadece tıbbın işi değil

Bu hastalıklar artık sadece tıp doktorlarının uğraşı olmaktan çıkmakta; bu tip hastalıklar ile mücadelede çevre bilimcileri, veteriner hekimler, bitki uzmanları gibi farklı bilim dallarından uzmanların işbirliği gereği doğmakta; mültidisipliner çalışmaların önemi vurgulanmaktadır. Nitekim ‘tek sağlık’ (One health) kavramı bu gereksinim sonucu ortaya çıkmış ve gittikçe önem kazanmakta olan bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.