‘İlerici iktidar,” “demokratik iktidar”, “toplumcu iktidar”, “hoşgörülü iktidar” yoktur.
İktidar, demokrasiyle bağdaşmaz.
Her iktidar baskıcıdır; yığınlara karşı hoşgörüsüzdür.
Her iktidar toplumsal taleplere yabancıdır. Sindirmeyi, yok etmeyi, gizlemeyi, çarpıtmayı, manipüle etmeyi pek sever.
İktidar olan da, iktidarı hedefleyen de baskıya, şiddete gereksinim duyar, onunla yaşar. Hiçbir iktidar, karşısında örgütlü-eylemci kitleler görmek istemez.
Ancak… Her iktidar, haklı mücadeleler ve o mücadeleyi ayakta tutan iradeler karşısında da şaşkın ve çaresiz olur..
Özgür, yaratıcı iradeyle sorunlu olmayan iktidar yoktur.
Her iktidar, iradeyle sorunludur.
Bunun için de her seferinde doğaüstü tanımlamalara, kara çalmalara, suçlamalara sığınmışlardır. 
“Cesaret hapı kullanıyorlar”, “uyuşturucu alıyorlar”, “beyinlerini yıkıyorlar”, “toplu direnme psikolojisine sahipler, birbirlerinden güç alıyorlar”, gibi tanımlamalar da bu çaresizliğin karşılığı olarak hayatımıza girmiştir.
* * *
Oysa hakikat şudur: Bugüne kadar hiçbir iktidar, gücünü tarihsel haklılık ve hakikatten alan iradeleri kırmayı başaramamış, başaracak aracı/silahı üretememiştir.
Eğer başarmış olsalardı, bugün yeryüzünde umut ve ütopyaları için yaşayan, mücadele eden tek bir toplum, tek bir insan kalmamış olurdu…
Her darbe, her kıyım başarıya ulaşırdı.
12 Eylül’ler sonuç alırdı.
Henüz 80’li, ‘90’lı yıllarda “Kürt iradesi”, “Kürt direnişi” diye bir şey kalmazdı.
Demek ki bir şeyi bitirmek, bir iradeyi kırmak, boyunduruğa almak için iktidar olmak, en teknik, en öldürücü silahlara sahip olmak yetmiyor.
Tarihin her döneminde iktidarlar, irade savaşını kaybetmişlerdir.
* * *
Açlık grevleri/ölüm oruçları “iktidar-irade mücadelesinin” en keskin, en yalın, en doğrudan ve aracısız yaşandığı kesitlerden biridir. 
İktidar, 51. Gününe giren açlık grevlerinde sergilenen irade karşısında zorlandıkça çözüme yönelmek yerine, her iktidarın yaptığı gibi kara çalmaya, suçlamaya başlamış; grevciler “Açlık grevcilerinden aç kalan falan yok. Az ya da çok bir şeyler yiyip içiyorlar.” Sözleriyle aşağılanmıştır.
Aşağılanmakla da kalmamış, “iradeyi tabutta görmek” isteğini ortaya koymuştur.
Tarihte izleri vardır. Hatırlardadır:
1984’te 12 Eylül Cuntası, “gizli gizli yiyorlar” dediği ölüm orucunda 4 kişi yaşamını yitirmiş, onlarcası sakat kalmıştı…
1996’da Şevket Kazan: “Kantinden yemek stoklamışlar, yiyorlar” demiş, adı gecen süreçte 12 kişi yaşamını yitirmişti…
2000 de DSP-MHP-ANAP koalisyonu döneminde ölüm oruçları ve sonrası müdahalelerde toplam 120 kişi yaşamını yitirmesine karşın, dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, “gizli gizli yemek yiyorlar, inanmayın” demişti…
 * * *
Demokratik talepler ve onu temsil eden iradeler karşısında zorlanan iktidar, “hayata dönüş” gibi kanlı katliamlara yol açan cümleler kurmaya başladı.
Başbakan’ın ‘’Devlete dağda öldürmekle şantaj yapılamayacağı gibi, cezaevinde ölmekle de şantaj yapılamaz. Devlet şantaja da dayatmaya da tehlikeye de boyun eğmez, pabuç bırakmaz’’. Sözlerinde bu fazlasıyla var.
“Gerektiğinde müdahale edilir” cümlesi de aynı şeyi anlatıyor.
Ancak… Dedim ya, Tarihin her döneminde iktidarlar, irade savaşını kaybetmişlerdir.
Hatalı olan, “İradeyi tabutta görmek”tir; bu topluma, devlete, ülkeye de bir şey katmaz.
Her yıkım, her çözümsüzlük, her acı iktidarı da eskitir.
Talepler “öldürmeyi” gerektirir nitelikte değil: Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması, anadilde eğitim ve savunma hakkının tanınması…
Hepsi bu…
Gerisi manipülasyon, çarpıtma, tutsakları tabutta görme isteği, kin gütme, öç alma ilkelliği…

delil-karakocan@hotmail.com