6 gazeteci arkadaşımız hala gözaltında. Öyle görünüyor ki, Derya Okatan, Ömer Çelik, Metin Yoksu, Tunca Öğreten, Mahir Kanaat ve Eray Saygın, OHAL keyfiyetiyle 30 gün gözaltında tutulacaklar. Çalışma arkadaşım, ev arkadaşım ve yoldaşım Derya, günlerdir açlık grevinde. Nedeni de basit; OHAL hukuksuzluğu ve keyfiyeti.



Arkadaşlarımızın gözaltına alınma nedenleri ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı ve Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın maillerindeki bazı bilgilere ilişkin haberlerin yapılması. Polis, savcı, hakim ve her şey olan havuz medyası zaten arkadaşlarımızı “Redhack algı birimi” olarak ilan etti. Yeni bir örgüt kurmuş oldular böylece. ‘2012’den beri Redhack’i bulamadık, bari algı birimini bulalım’ demiş olmalılar.

Damat Albayrak’ın mailleri, Redhack tarafından sosyal medya üzerinden kamuoyuyla paylaşılmıştı. Söz konusu maillerdeki bilgiler de kamusal olduğu, yani toplumu ilgilendirdiği için de muhalif haber sitelerinde haberler yapılmıştı. Mailler arasında en dikkat çekeni ise, “İkinci bilgi sana özel” ifadeleriyle başlıyordu. Cüneyt Arvasi tarafından Halil Danışmaz’a gönderilen, Danışmaz tarafından Berat Albayrak’a, ondan da Serhat Albayrak’a yönlendirilen mailin ekinde Rojava kantonlarının pozisyonunu gösteren bir harita yer alıyordu. 9 Temmuz 2014 tarihinde gönderilen mailin amacı ise şu sözlerle tarif ediliyordu: “Ekteki haritadaki boşluklar Türkiye’den IŞİD’e yapılan silah sevkıyatı ve cihatçıların kullandıkları yollar.”

Enerji Bakanı’na bu harita neden gönderilmişti? Hala bu soru yanıtlanmış değil.

İkincisi, Powertrans şirketi ile Albayrak arasında bir ilişki olduğunu gösteren maillerdi. Ki, söz konusu şirket ile ilgili iddia korkunç: DAİŞ’in petrollerinin bu şirket aracılığıyla pazarlandığı söyleniyor. Eğer bu iddia doğrulanırsa, savaş suçu ve insanlık suçunun işlendiği anlamına gelir. 

AKP/Saray iktidarının DAİŞ’e verdiği desteğin son iki yıl içinde sayısız biçimi sıkça gündeme geldi. Conflict Armament Research’ün (CAR) Şubat ve Kasım 2016 raporlarında, DAİŞ’in silah ve bomba üretimi için ihtiyaç duyduğu kimyasalları Türkiye iç pazarından karşıladığı ayrıntılı bir şekilde yazıldı. Ki o raporlarda Türk şirketlerinin isimleri bile ayrıntılı olarak belgeleriyle yazıyor.

Zaten meselenin düğüm noktası da burası. Rüzgar tersine döndü. DAİŞ’in Türkiye’de gerçekleştirdiği katliamlar ve tehditleri de bunun açık göstergesi. Ortadoğu’da herkes şimdi DAİŞ’e karşı. Türkiye’nin çöken Suriye politikası ile DAİŞ ile ilişkisi değişmek zorundaydı. Yerine ÖSO adı altında yeni cihatçı çeteler yerleştirilmeye çalışılıyor. Ancak devletin nazarında hala “öfkeli çocuklar” tadında bir bakışın olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bakanlar Kurulu toplantısının ardından açıklama yapan Hükümet Sözcüsü Kurtulmuş’un, DAİŞ çetesinin Reina’daki katliamı üstlenmesine rağmen çete grubunun adını almaması, “kokteyl terör” söylemini sürdürmesi bunun bir göstergesi.

Bu açıklamanın yanı sıra katliamı protesto edenlere dönük tutum da ortada. Katliamın ilk günü Reina’nın önüne karanfil bırakan ESP ve SGDF üyeleri gözaltına alındı. Okmeydanı’nda katliam ile ilgili tepkilerini kahvehane konuşmaları yaparak gösteren Halkevi üyelerinden ikisi tutuklandı.

İktidarın nazarında katliamcılar değil, katliamı lanetleyenler düşman.

Çünkü; bulundukları ideolojik zemin birbirlerinden farklı değil. Bu ideolojik çerçevede kendisi gibi düşünmeyen herkes düşman ve biata zorlanmak zorunda. İkincisi de; DAİŞ hala Ortadoğu’da Kürtlerle savaşıyor. Nesnel olarak hala AKP/Saray iktidarının ittifakı durumunda.

Ama işler karışıyor. DAİŞ’in tehditleri ve katliamları ortada. Dünyanın DAİŞ’e karşı duyduğu öfke ortada. Elbette, kurulan ilişkilerin ve verilen desteğin hesabının sorulacağı günler olacaktır. Hayatın diyalektiği bu. Halklara karşı işlenen hiçbir suç aslında cezasız kalmıyor.

Gazetecileri gözaltına almak, hapsetmek, basın kuruluşlarını kapatmak, basmak da aslında pek işe yaramıyor. Çünkü iktidarlar kadar ezilenlerle de deneyim biriktiriyor, kendi pratiğinden öğreniyor. Bir de tabi, dayanışma dediğimiz en doğal insanlık hali var. İktidarları korkutur bu insanlık hali. Özgür Gündem gazetesinin yayın danışma kurulu üyeleri Aslı Erdoğan ile Necmiye Alpay’ın aylarca hapsedilmesinin Kürtlerle dayanışmadan duyulan korkudan başka bir anlamı olabilir mi?

Bir de tabi hakikat var. İktidarın havuz medyasıyla her gün ürettiği “fantastik gerçeği” yerle bir eden hakikat. AKP/Saray iktidarının söylemleri, yarattığı “fantastik gerçeklik” o kadar kırılgan ki. Gezi günlerini hatırlayın; “Hepimiz çapulcuyuz” yanıtı nasıl da hakaret olarak söylenen “Çapulcu bunlar” söylemini yerle bir etmişti. HDP Eşbaşkanı Demirtaş’ın tutuklanmadan kısa bir süre önce bir röportajında söylediği; “Korku kadar cesaret de bulaşıcıdır” sözü nasıl da yayılmıştı. Çünkü  hegemonya kırılgandır. Cam bir fanus gibi. Tek bir taş, tek bir söz kırabilir. Yeter ki niyetimiz ve cesaretimiz olsun!