İktidarlar zor duruma düştüğünde, kendini kurtarmak için şeytani oyunların peşine düşer. Uzlaşma ve çözüm adına oyalamacı ve kandırmacı planı boşa çıktığında, bu sefer de tüm hırsıyla gücüyle savaşa yoğunlaşır. Önüne ne geçtiyse yıkar, ortadan kaldırır ve bunun da çare olamayacağı, bitirilmeyeceğini anlaşılınca bu sefer bin bir yalana dolana başvurur. Herkesin önünde, hiç çekinmeden…
AKP iktidarının gerçeği de budur. İktidara gelir gelmez halklara demokrasi yolunda hareket edeceğine söz vermişti. “Kürt sorunu benim de sorunumdur” deyip, Kürtlere söz vermişti. Ancak AKP verdiği tüm sözleri iktidarına kurban etti. AKP’nin 2002 ile 2012’deki tutumu arasında dünya kadar fark vardır. Bu fark, göl ile okyanus kadar büyüktür. Çünkü fiziği gölün başında ruhu ise okyanustadır.
İktidar 2002 yılındaki boşluktan yararlanıp, hem demokrasi maskesiyle hem de oyalama taktikleriyle egemenliğini yavaş yavaş yakaladı. Sorunları diyalog ve siyasi yöntemlerle çözmek yerine baskı, savaş yöntemleriyle bitirileceğine inanıp, var olan gücüyle harekete geçti.
Dolayısıyla ilk oyalama ve kandırma taktikleri, Amed’teki “Kürt sorunu benim de sorunumdur” çıkışıyla başladı ve kirli yüzü de, “Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılacaktır” sözüyle ortaya çıktı. Özgürlük hareketi ise, “Êdi bese” hamlesiyle, AKP’nin bu tasfiyeci hayalini yerle bir etti.
AKP yıkılan hayallerinin yerine yeni planlar geliştirmeye çalıştı ve görüşmelere başladı. Barış grupları geldi. Hêlin Kürdistan dünyaya geldi. Sesi tüm ülkeye yayıldı. Bunun yanında siyasi soykırım, tutuklama askeri operasyonlar hızını kesmedi. Buna rağmen, hem Kürtler, hem Sayın Öcalan, hem de özgürlük hareketi, AKP’ye şanslar üstüne şanslar verdi. Bu arada, AKP’nin tasfiye planının tutmayacağı anlaşıldı. Habur barış coşkusunu bahane edip, süreci kapattılar. Barış grubu ve Hêlin Kürdistan yakalandı, yasaklandı, zindanlara atıldı. Bununla birlikte, son 30 yılın en şiddetli çatışmaları yaşandı Kürt halk önderi, eşi görülmemiş ağır tecrit koşullarında tutulmaya başlandı.
Kürt ve Türk analarının gözyaşları tekrar dökülmeye başlandı. Milliyetçi duygular kabardı. Kürtleri destekleyenler işinden oldu. İçeriye atıldı. Gazeteciler, öğrenciler, akademisyenler, vekiller, belediye başkanları, partililer içeriye atıldı. Zindanlardaki hak ihlalleri seksenleri geride bıraktı. Ardından PKK’nin altı ayda biteceğine inanıp, 1990’lardan daha amansız baskı ve zulme başvuruldu.
Peki, bu planlar gerçekten de başarıya ulaştı mı? BDP bitti mi? PKK bitti mi? İmralı teslim oldu mu? Kürtler boyun eğdi mi? Zindanlar sustu mu? Hayır, hep hayır! BDP daha güçlü direnişte, halk daha güçlü serhildanda, zindan daha güçlü direnişte, Kürtleri haklı olup desteklenenler daha güçlü ayakta. İmralı daha güçlü ayakta ve direnişte…
İktidarın 2009’dan beri uyguladığı yöntemleri boşa çıkınca, artık Kürt halkının inançlarına hakaret etmeye başladı. Zerdüşt dinine hakaret ediyor; hiçbir dini önderin diğer dinlere yönelik edemeyeceği sözleri AKP söylüyor. Halkın en görkemli serhildanlarını, örgütün tehdidiyle yaptığını sanıyor ya da öyle göstermek istiyor. Dahası serhildanlar karşısındaki çaresizliğini, idam ipine sarılarak aşmaya çalışıyor. Böylece, Batı tarafından Ortadoğu’ya model olarak sunulmak istenmesi de suya düşüyor. Nitekim hem ABD hem AB ülkeleri, gelinen durumu anlamış bulunuyor.
Sonuç olarak, AKP iktidarının demagojik oyalama taktikleri İmralı direnişiyle boşa çıkmıştır. Vekillerin, belediye başkanlarının, aydınların, gazetecilerin, öğrencilerin, partililerin tutuklanmalarını; tehdit, şantaj ve gözdağları, halk serhildanla boşa çıkarttı. BDP’nin üzerindeki baskı ve tutuklamalara karşı, BDP 36 vekillik kazanarak cevap verdi. Suriye’deki Kürtlerin demokratik özerklik modeli, AKP’nin Ortadoğu’ya model olma hayalini boşa çıkarttı. Sivil Cuma namazlarıyla, iktidarın Kürtlere yönelik dini oyunlarını bozdu.
İktidarın denediği tüm taktik ve stratejik yöntemleri tutmadı. Bundan sonra da başvurabileceği herhangi bir taktik, stratejisi de olamayacak. Dolayısıyla iki yol vardır: Biri savaş, diğeri barıştır. İktidarın kültüründe barış olmadığı için savaşa yoğunlaşmıştır. Bu da Kürtleri, İmralı gerçeğini görmezlikten gelmektir. Bu gerçeği görmeme, yolun sonu demektir. Duvara çarpmaktır. Çöpe gitmektir. Tıpkı bugün ortada olmayan diğer iktidarlar gibi...

Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi