• Türkiye Sosyalist Partisi (TSP) Genel Sekreteri Deniz Can Aydın ve Birleşik Devrimci Parti (Devrimci Parti) Genel Başkanı Elif Torun, demokrasinin  ve sürecin iktidarın insafına bırakılamayacağını söyledi.

 

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde MGK raporu beklenirken, demokratikleşme adımlarına dönük tartışmalar da gündemdeki yerini koruyor. Türkiye Sosyalist Partisi (TSP) Genel Sekreteri Deniz Can Aydın ve Birleşik Devrimci Parti (Devrimci Parti) Genel Başkanı Elif Torun, konuya dair MA'ya konuştular.

Adlandırma yanlış, yasa yetersiz

Devletin süreci "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırması ve beklenilen adımların atılmamasının sürece zarar verdiğini belirten Aydın, Kürt meselesinin tarihsel arka planında gelinen noktanın kritik olduğunu söyledi. Aydın, sürecin ciddi yetersizlikler barındırdığını vurgulayarak, "Çıkarılan 'çerçeve yasa'nın da Kürt sorununu sadece bir terör parantezine kapatması veya silahsızlanma başlığı altında 'terörün önüne geçmek' şeklinde yorumlanmasını eksik buluyoruz. Devlet aklının ve kodlarının bu süreci bir terör parantezine kapatmak niyetini göstermesi bağlamında ciddi açmazlar ve yetersizlikler barındırıyor. Her şeyden önce MGK kararı gibi bir idari tasarrufa terk etmek, dolayısıyla yasama organında oluşan konsensüsün altını boşaltmak, sürecin ciddiyetinin anlaşılmadığını gösteriyor" dedi.

Olağanüstü hal rejimi

İktidarın, taleplerin altını boşaltarak süreci provokasyona açık hale getirdiğini, özellikle atılması gereken adımları atmadığını kaydeden Aydın, şunları söyledi: "İktidar, saldırı ve kriz ortamı olmaksızın kendi varlığını da tahkim edebilmiş değil. Bunu tahkim edebilmek adına da olağanüstü hal rejimini kalıcı kılmaya çalışıyor. Siyasi tutsakların bırakılmaması, siyasi yargılamalar ve operasyonlarla toplumsal muhalefeti baskı altına alması ve aynı zamanda demokrasi taleplerini bir şekliyle zor yoluyla bastırması, bunun gereğidir. Genel karakterinin demokratikleşmeye zaten çok uygun olmadığını, hatta zıt olduğunu söylüyoruz. Burada demokrasi güçlerine düşen bir görev var: Demokrasi mücadelesini daha ciddi bir şekilde örgütleyip iktidarın karşısına dikmek ve demokrasiyi oradan talep eden değil, gerçek manada örgütlü bir talep olarak iktidarın karşısına sunabilen bir durumda olmalıyız."

Oyalama taktiği izliyor

Süreçte atılması gereken adımların Ortadoğu'da yaşanan gelişmelerle doğrudan bağlantılı olduğuna işaret eden Aydın, iktidarın gerekli adımları atmayarak süreçte bir oyalama taktiği izlediğini savundu. Aydın, "Üzerimize düşen şey demokrasiyi iktidarın insafına terk etmekten ziyade barış ve demokrasiyi gerçek bir örgütlü mücadeleyle taşındırıp iktidarı bu bağlamda gerçek manada adımlar atmaya zorlayacak bir örgütsel güç oluşturmak" dedi.

Yasal düzenleme olmadan da

Sürecin geciktirilmesinin provokasyonlara alan açtığını ve gereken yasal adımların bir an önce atılması gerektiğini dile getiren Aydın, şöyle konuştu: "Sürecin akamete uğramaması için yapılması gereken şeyler var. Hasta tutsaklar meselesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması, açık bir şekilde siyasallaşmış yargı pratiklerine son verilmesi gibi... Herhangi bir yasal düzenleme gerektirmeksizin uygulanabilecek şeyler. Bu adımlar atılırsa hem toplumda oluşan kaygı atmosferinin azalması sağlanır hem de sürecin provokasyona uğrama ve akamete uğrama ihtimali azaltılmış olur."

'Terör'le eşitlemeden

Kürt halkının kolektif haklarının tanınması için Kürt sorununun 'terör'le eşitleme anlayışından vazgeçilmesi gerektiğini belirten Aydın, geçmişte yaşanmış acı deneyimler başta olmak üzere Kürt halkının tarihsel hafızasına ilişkin her türlü meseleyle açık bir yüzleşmeyi gerektirdiğini dile getirdi. 

Somut ve net adımlar

Elif Torun Öneren ise daha somut ve net adımların atılması gerektiğini belirterek, Kürt halkının iradesinin yanında olmanın sosyalist partiler açısından görev olduğunun altını çizdi. Elif Torun Öneren, "Bu görev; Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını sınırlandırmak değil, bu hakkın yanında durmak olduğunu düşünüyoruz. Tüm halkların barışı kazanma ve barış içinde yaşama hakkı vardır. Devletin bugüne kadar uyguladığı tasfiye, baskı ve inkâr politikalarının değişmesi gerektiğini savunuyoruz. 'Çerçeve yasa'yı bu açıdan bir başlangıç olarak görüyoruz. Devletin, Kürt halkına yönelik baskı, zulüm, işkence, kıyım ve faili meçhul politikalarıyla yüzleşmesi gerekiyor. Kürt halkının dil ve kimlik hakları, ana dilde eğitim hakkı gibi meşru talepleri bulunuyor. Bu talepler karşısında somut adımlar atılması halinde süreç anlamlı bir aşamaya taşınabilir" dedi.

Kürtlerin karar hakkı

Devletin süreci kendi çıkarları doğrultusunda yönetmeye çalıştığını belirten Elif Torun Öneren, şunları ekledi: "Kürt sorunun çözümünün 'çerçeve yasa'ya eklenecek iki-üç maddeyle sağlanamayacağını biliyoruz. Bir asırlık sorun söz konusu. Dolayısıyla mesele, devletin Kürt halkına hangi hakları vereceği üzerinden değil, Kürt halkının kendi geleceği hakkında karar verme hakkının tanınması üzerinden ele alınmalıdır. Bunun için ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesinin kabul edilmesi gerekiyor. Bu hakkı, devletin güvenlik anlayışına, mevcut anayasal süreçlere veya devletin belirlediği sınırlara bağlayamayız. Bunun yanında demokratik siyasetin önündeki baskıların kaldırılması, siyasi tutsakların durumunun ele alınması ve sağlık sorunları bulunan tutsakların serbest bırakılması gerekiyor. Kürt halkının dilinin, kimliğinin ve temel haklarının anayasal güvence altına alınması da çözümün temel başlıkları arasında yer almalıdır." İSTANBUL