İktidarlar egemenlik sınırlarını zorladıkça yani toplumsal ve siyasal hayatı daha fazla kontrol etmeye çalıştıkça özgül ağırlık kaybına uğrarlar.  Türkiye siyasetinde bu durum çok açıkça gözlenmektedir. Dış politikada, ekonomide ve nihayet demokratikleşme konusunda bu yoğunluk kaybı kendini hissettirmektedir. Açıklanan paket aslında bu kaybı örtmeye yönelik bir girişimdir.

Demokratikleşmenin önünde engel oluşturan bürokratik odaklar zayıfladıkça, doğal olarak siyasal iktidardan beklenti yükselecektir. Bu beklentiyi karşılayabilecek ölçekte bir kapasite genişlemesi yaşanmazsa, sorunların çözümsüzlüğünün tek sorumlusu olarak, siyasal iktidar, hatta Başbakan Erdoğan’ın kendisi görülecektir.
Akşam yatarken paketin içinde ‘Jandarmanın İçişleri Bakanlığına bağlanması’ yönünde düzenleme olduğunu bilen ama sabah kalktığında bundan vazgeçildiğini fark eden teknik uzmanlar nezdinde siyasetin konumu nasıl algılanabilir? Aynı şekilde çözüm sürecinin en aktif ismi olan Başbakan Yardımcısı Atalay’ın kamuoyu ile paylaştığı ‘tutuklu gazetecilerle ilgili düzenleme’ sürprizinin pakette yer almaması iktidar içi ilişkilerde ne tür gelişmelerin alt yapısını oluşturacaktır?
İçeriğinin paylaşımı 15 dakikada süren bir paketin 45 dakikalık gerekçe sunumu aslında kendi kendini ikna çabasıdır. Haklara ve demokratikleşmeye dair talebi olanları ikna etmeye çalışmak yerine buna karşı direnenleri ikna etmeye odaklı bir sunum, sonuçta muhalefeti suçlama psikozu üzerine oturmuştur.
Özellikle geçmişten devralınan sorunlar kategorisinde ele alınan seçim barajı ile ilgili yaklaşım, aslında değişim beklentisine cevap vermekte ne kadar zorlanıldığının somut yansımasıdır. Pratikte siyasal düzeni şekillendirecek en kritik sorun alanı olan seçim sistemi ile ilgili kararsızlığın, tümüyle hesap işlerinin bitmemesinden kaynaklı olduğunu kamuoyu bilmektedir.  Artık diğer bütün iç ve dış dinamiklerden bağımsız olarak ifade etmeliyiz ki, iktidarın demokratikleşme ve çözüm sürecini yönetme kapasitesi oldukça düşüktür. Bu kapasite düşüklüğünü toplumsal nedenlere bağlı olarak izaha çalışmak da inandırıcı değildir.
Bu konu aslında iktidarın özgül ağırlığı ile ilgilidir. Otoriterleşme potansiyeli de bununla bağlantılıdır. Sorun çözmekte zorlandıkça egemen olmaya çalışma, egemenliğini güçlendirmeye çalıştıkça çözümsüzlüğü derinleştirme çıkmazı tam bir kaosa dönüşecektir. Bu kısır döngünün aşılabilmesinin yolu imaja yönelik işlere odaklanmak yerine esasa dair köklü adımlar atmayı göze almaktır. Her tarafı ele geçirme, tüm medyayı kontrol altında tutma, adeta hayatı yönetme hastalığının ortaya çıkarttığı kalitesizlik, bazı sorun alanlarında katlanılamaz sonuçlar doğurmaktadır.
Küresel ve bölgesel gelişmelerin doğurduğu risklerin üzerine içerdeki yozlaşma ve kokuşmayı eklediğinizde nasıl bir noktaya doğru sürüklendiğimiz görülecektir.
Seçim atmosferinin gerilimi dahil hiç bir gündem, bu yapısal çözülmenin daha fazla ihmal edilmesini haklı kılmaz.