Komedya, tragedyadan farklı olarak sonu iyilikle biten ve aslında herzaman insanı güldürmeyen, özellikle düşündüren, yüzleştiren bir anlatım, bir sunum yöntemidir. 14.yüzyılın ilkyarısında İtalya ve Floransa’nın içinde bulunduğu fiziki, siyasi, kültürel-sosyal ve dini koşulları incelendiğinde, Floransa’lı şair Dante Alighieri’nin 1300’ün ilk yıllarında kaleme aldığın eseri “Divina Commedia”, gerçekten dahicedir. Despotlar, zalim aristokratlar ve bağnaz kilise otoritesi arasında süren güç ve çıkar çatışmasının dehşetli şartlarında, sürgünde bu eserini yazmıştır.
Eserinde; rüyasında öldükten sonra, öbür dünyaya yaptığı yolculuğu, epik bir dille, Toscana lehçesiyle (bu günkü İtalyanca) işlemiştir. Sırasıyla cehennem, araf ve cennete yaptığı yolculukta, kendi döneminde ve tarihde yaşayan birçok ünlü şahsiyeti ele almıştır. Cehennem yolculuğunda; günah derecelerine göre, döneminde ve tarihte yaşamış despot ve din şarlatanlarını; mesela Papazlardan başlayıp, Hıristiyanlığın dini lideri Papa Adrianus V, ve Papa Bonifatius VIII’u cehennemin en azap çekilen yerinde, başaşağı vaziyette, göstermiştir. Dante’nin eseri bu gün incelense, içinde ciddi kusurlar ve eksiklikler olduğu görülebilir. Fakat şairin yaşadığı zaman ve mekan şartları ve döneminin aydınlanma düzeyi dikkate alındığında, bu kusurlar anlaşılırdır.
Ortaçağ ile rönesans arası bir dönem. Papa Urbanus II’un 1095 yılında topladığı Clermont konsilinin ilan ettiği haçlı seferinin; Selahaddin Eyyubi karşısında uğradığı ağır yenilgiden sonra ki onyıllar. Floransa’nın sancılı yılları. Dante, yeni yetme kent soylularının tarafında, Papa’nın otoritesine karşı, sürgünde yaşar. Dante günümüzde bu eserini yazmış olsaydı, acaba  hangi zalim ve despotları, kendisini, Allah’ın yeryüzü temsilcisi ilan eden, hangi sahtekar din bezirganlarını, cehennemde başaşağı gösterirdi..?
Günümüzün ilahi komedeyasında, cehennemlikler, kimler olurdu? Sorusuna, Türkiye ve Ortadoğu sahasına bakarak şöyle cevap vermek mümkün: Kürt halkının temel insani haklarını, şidetle gasp eden zalim sömürücüler ile Türkiye halkının demokrasisini gasp etmiş zalimler ve uşakları ve yine kendisini Allah’ın yeryüzündeki vekili ilan eden cüretkar, münafık din palyaçoları olurdu... Ve ‘İlahi Komedya’nın bir vesikası olarak görülüyor ki; tarihte ve günümüzde, günahkar, düşkün zalim erkeklerin yeri hep cehennem oluyor. Bunun karşısında ne hikmettir, Dante’nin eserinde bile, cennetin kapısında bir kadın var..!    

İlahi adalet!
Beşparmağın beşi bir değildir, ama kalpten pompalanan kan, hangisine eksik oranda ulaşır? Eksik olsa, bir parmağa yetersiz kan gitse; parmak çalışamaz olur, ele muhalefet eder. İyi çalışmayan bir el, bütün bir vücudun dengesini bozar. Adaletin olmadığı yerde, çatışma, huzursuzluk vardır. Adaletsizliği kim yapıyorsa, terörün sorumlusu da odur. İnsanların, toplumların haklarını, kültürlerini, dillerini, dinlerini gasp eden teröristtir, merhametsiz zalimdir.
Adaletin olmadığı yerde; ‘kutlu hafta’nın bir kıymet-i harbiyesi olur mu? Olmaz. Neden? Çünkü önce adaleti sağlamak ve tüm mazlum yoksulların ve yıllardır azimle direnen Kürdistan-Türkiye demokrasi mücadelesinin ateşinde harmanlanarak ve arınarak, halkın vicdanında rüştünü ispatlamak gerekir. Ama bu, yurtsever-demokrasi güçlerine saldırarak olmaz. Onların adalet, barış ve özgürlük taleplerini görmezden gelerek, oyalamakla olmaz. Nitekim, samimi dindar, demokrat müslümanlar, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yanında yerini alarak, bu munafıkların oyununu bozmuştur. Sivil Cuma namazları bunun en açık örneğidir.
Ramazan ayına Mısır bir iç savaş ortamında girdi. Seçimle iş bakına gelmiş Mursi’nin, bir askeri darbe ile devrilmesini kınayan-elbette kınanmalıdır-, AKP yönetimi; halkın oyları ile seçilmiş onlarca belediye başkanı, meclis üyesini ve yine halkın seçtiği millet vekillerini tutuklayıp, hapse attırmasının, hesabını vermelidir. Bu haksız ve adaletsiz uygulamanın hesabını vermeden, demokrasi adına yaptıkları Mursi hezeyanlarnı -kusura bakmasınlar-, kimse ciddiye almayacaktır. Kendine demokrat, kendine vicdanlı, kendine adaletli ve kendi cüzdanına düşkün, bu ilahi komedya oyuncuları, bu halleriyle kimseyi kandıramazlar. Türkiye halkları, toplumu, demokratik kamuoyu bu ilahi komedyanın farkındadırlar. Özgürlük, gerçek demokrasi ve adalet için mücadele ederken, mübarek Ramazan ayında bu oyuncuları, ilahi-adalete, havale etmeyi de unutmuş değiller.
Tüm kutsal kitablar, “ilahi adalet”in hüküm sürdüğü cennet yaşamını, en ideal yaşam olarak tarif eder. Cennette herkes özgür ve eşittir. Özel mülkiyet yoktur. Ölüm, hastalık ve keder yoktur. Kıskançlık, kin, öfke nefret yoktur. Hiyerarşi, zengin-fakir yoktur. Bu anlamda gerçek demokrasi; insanlığın zorla gaspedilmiş cennetinin, zalimlerden geri alınmasının serüvenidir.
Gerçek demokrasi güçleri: Cenneti, öldükten sonra değil, yaşarken anaların ayakları altında var etme projesi olan; kadın öncülüğünde, ekolojik- demokratik ve ahlaki toplum, dervişleridir. Ve adalet ve ilahi adalet, edecekse böyle tecelli edecek. Ve ilahi komedya; Eba Müslim’in zalim Emevi saltanatını, Selahaddin Eyyubi’nin despot haçlı saltanatını bozması gibi, böyle bozulacaktır.