Gültan Kışınak’ın uğrunda işkencelere katlandığı Kürdistan sorunu, (evet Kürt değil, Kürdistan sorunu) ağırlığı katlanarak devam ediyor. Arınç ise Başbakan yardımcısıdır. Başında yer aldığı hükümet, ötekilerin denediği gibi daha çok kan, göz yaşı, daha muhkem hapishanelerle, davayı bitireceğini sanıyor ve o yolda ilerliyor.
Ahmet Altan’ın deyimiyle, “20 milyon Kürt’ü hapsederek sorunu çözmek” istiyor.
Arınç’ın başı olan zat (Başbakan), Kürtleri kendi dini inancının dışına atıp, öteleyerek, adeta yandaş galeyancıların önüne atıyor. Kürt sözünü duymaya tahammülü olmadığı için, kardeş seçip, yandaşlaştırarak kendi halkının içine çıkamaz hale getirdiği Kürtlere, “Kürt sorunu vardır demeyin” talimatı veriyordu.
Bütçe konuşmalarının başladığı gün, Gültan Kışanak söz aldığında, Başbakan onu dinlememek için hışımla yerinden kalkıyor, o konuşmasını bitirene kadar dışarda bekliyor, sonra yerine dönüyordu.
Oysa, Recep Tayyip, Rize’nin Potomya kasabasına konmuş göçmen Gürcü ailenin, bayat simitleri ısıtıp taze fiyatına sattıktan sonra, İstanbul Kasımpaşa gecekondularının tozlu, çamurlu aralıklarında çaputtan top koşturan çocuğu değildir, artık. Beyninin yarısı dinci, öteki yarısı MHP paralelinde Türk milliyetçisi genç adam da değil, 20 milyon Kürdün de, kağıt üzerinde yurttaşı olduğu TC’nin Başbakanıdır. Kürtler, kimileri eve dönüşe iki gün kala “intihar” eden bedava asker, askerlikten sonra vergi ağacıdır. İçinde tutuldukları hapishaneler, onların vergi diye ödedikleri paralarla inşa ediliyordu.
“Esir alınmış dilimi, kimliğimi, kültürümü yaşamak, yurdumun efendisi olmak istiyorum” talebiyle sokağa çıkan Kürtlerin tepesine inen coplar, yarı baygın yere seren, kör, bakamaz eden gaz bombaları, evlatlarını öldüren mermileri, Roboskî, Kazan vadisi ve benzeri katliamların bombaları, onların parası (vergi) ile edinilmişti.
Kürde yapılana bakın ki o, kendi parasıyla vuruluyor, askerlikte, emir üzere karşı sırtta duran kardeşine kurşun atıyor, yine emirle annesi, bacısını tekmeliyor, babasını tanımazlıktan geliyor, kendi köyünü yakıyordu.
Kölenin, iki nefeslik hayatla, ölüm arasında sıkıştırılıp kullanılması halleriydi, bu. Oğulu, baba katili yapan orta çağ dinciliği...
Ve yer yüzü, orta çağın masalsı kafasını geride bırakarak, ırkçılığı, 1990’larda Kürtler için kazılanlara benzer asitli kuyulara gömerek insan oldu. Orta Çağın karanlık durağında kendini unutanlar da, günümüzün dincileri, mezhepçi ve ırkçıları olarak kaldılar.
Geçmişe özlemle kendisinden olmayan halkları düşman ilan ediyor, kan döküyor, bölgesel fitnecilik yapıyorlar.
Siyah derili Amerikalılar, Afrika’da yaban hayvanı gibi yakalanıp, hayvan gibi pazarda satılan insanların torunlarıdır. İlk köle, 1619 yılında Virginia eyaletinde yere ayak bastı.
1870 yılında, ilk defa siyahi erkeklere oy kullanma hakkı verildi. Kölecilik, kağıt üstünde kalkmış ama, Kürtlerin “eşit yurttaş” masalı benzeri olarak, ruhu yürürlükteydi. Seçilip eyalet parlamentoda yer almaları ise çok sonradır.
Rosa Louise Parks adındaki bir kadın, 1959 yılında, Alabama şehrinde, otobüste ayakta kalan beyaz adama yerini vermediği için tutuklanmış, haddini aşmanın karşılığı olarak 15 Dolar ceza ödemeye mahkum edilmişti.
Misisipi eyalet parlamentosuna ilk siyah derili seçildiği gün, ırkçı beyaz adam kibri yere düşmüş, onuru kırılmışçasına yasa bürünmüş, siyah adam parlamento kürsüsüne çıktığında da topluca salonu terk etmişlerdi.
1936 Berlin Olimpiyatları, Hitler için dünyaya ırkçı güç gösterisiydi. Gösteride Jesse Owens adındaki Amerikalı siyahi atletin üç altınından sonra, ırktaşı Cooper Johnson da altın madalya kazanınca, Hitler bunu beyaz adamın aşağılanması olarak kabul etmiş, hışımla stadyumu terk etmiş, Amerika’yı da beyaz adam dururken, siyah deriliyi öne sürdüğü için kınamıştı.
Bugün Hitler’in mezarı yok. Almanlar anısına tükürüyorlar.
Amerika, ülkesinde dinciliği, mezhepçiliği yenerek, ırkçılığı asit kuyularına gömerek insan oldu. Siyah adam yıllar önce, kendi rengiyle senatör oldu. Yakın tarihte Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığından sonra, şimdi ülkenin başkanıdır.
Kürdistan temsilcilerinden Sırrı Sakık, Türk parlamentosunda makam ve kurumları tek tek sayarak, “Türk devletinin tepelerinde kendini inkar etmemiş tek bir Kürt yoktu, yoktur” diyordu.
Ve AKP dinci, hem de Başbakanı Konya’da ırkçı, şoven, “1071 Anadoluya mührümüz, 2071 cihana hükmümüz” hamasetinin altında geleceğin ufuklarını işaret ediyordu. Hitler’in, Almanlara ufuk gösteren Nürnberg konuşmalarından birini hatırlayınca ürktüm.
Bütün bunlar, (ırkçılık, dincilik de) günün kişisel kazancı içindir. Kazanca doymayanlardan biri gelip, biri gittiği, içindir ki İslam dünyası bugün dinci ve ırkçı kavgalarla kan, revan içinde.
Türk dinci ve ırkçı tacirlerin kazanç pazarındaki bir ayağı orta çağda, öteki 1920’ler Türk milliyetçiliğinde...
Dincilik ve Türk milliyetçiliğin çifte su verilmiş kılıcıyla, bir yerden göçüp gelmemiş, kimsenin malını, mülkünü talan ve işgal etmemiş, ırza geçmemiş, ama dili kesilmiş, ülkesinin adı da yasaklanmış Kürtler, hedef tahtası. Düşman ve aynı zamanda masallardaki dişi fırlak, pençesinin ucundaki tırnakları keskin canavar, Recep Erdoğan’ın diliyle “bölücü terör örgütü...”
Irkçının dünyasında Kürtler “vatandaş” da değil düşman, dincinin malı alıp götürme fendine bakın ki, onların insanlıklarını yaşamaları haram, günah ve suç ilan ediliyor. Dünyayı haram etme hamleleri, sınır ötelerine taşınıyor, Güney Kürtlerine çizilen kırmızı çizgi Suriye Kürtlerinin üstüne de çekiliyordu.
İleri demokrasinin dinci halleri
Dinciliğin Türk Nurcuları avukatlığı ile ün ve mevki kapmış Bülent Arınç, yerine göre, AKP’nin de “iyi polisi” rolünün aktörüdür. Bu rolün repliği ile geçenlerde, Türk parlamentosundaki Kürdistan temsilcilerinden Gültan Kışanak’ın daha 18 yaşındayken dayanılmaz işkencelerden geçtiğini söylüyor, “yerinde olsaydım, dağa çıkardım” diyordu, rol de olsa Kürdistan yarasının hakşinaslığıyla…