• DEM Parti Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan, bu ilk adımı, güçlü bir demokratikleşme rüzgarıyla ilerletmek gerektiğini belirterek, "Demokratikleşme barışın teminatıdır" dedi. 
  • Bakırhan, ilk adımı anlamlı kılacak şeyin, ikinci adımda, yani Ekim'de Meclis açıldığında demokrasiyi, hukuku, eşitliği yol edinerek demokratikleşmeyi sağlamak olduğunu söyledi.

 

DEM Parti Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan, Ekim'le birlikte artık Türkiye’de Kürtlerin, Alevilerin, işçilerin, kadınların yani haksızlığa uğrayan tüm kesimlerin dahil olacağı bir yeniden inşa süreci başlatmanın önemini vurgulayarak, "Ekim’de Meclis'in istikameti demokratik entegrasyon, özgürlükler ve hukukun üstünlüğünü sağlayan yasal düzenlemeler olmalıdır. Bu pusulayla barışa gitmenin sorumluluğu Meclis’tedir, siyasi partilerdedir, yargıdadır, basındadır, sivil toplumdadır, yani hepimizdedir" diye seslendi.

'Çerçeve yasa' teklifi, Meclis Adalet Komisyonu'ndaki 18 saatlik görüşmelerin ardından dün Genel Kurul'a geldi ve görüşmelerine başlandı. Meclis Başkanvekili Celal Adan yönetiminde açılan oturumdaki görüşmelerin tamamlanmasının ardından kanun teklifi oylamaya sunulacak.

Genel Kurul toplantısında ilk sözü alan İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, zaten önceden duyurdukları gibi 'Hayır' diyeceklerini; CHP adına konuşan Grup Başkan Vekili Rahmi Aşkın Türeli ise “Meseleyi bir devlet politikası olarak değerlendirdikleri için" destek vereceklerini kaydetti.

Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, sürecin başarıya ulaşması temennisinde bulunarak, "Önümüzde çok uzun, meşakkatli bir yol olduğunu, bu uzun ve meşakkatli yolun siyasal kamplaşma ve kutuplaşmalarla değil, tam tersine demokratik siyasal bir düzeni inşa etmekle aşılabileceğine inanıyor, sürece katkısı olan herkese tekrar teşekkür ve saygılarımı sunuyorum" diye konuştu.

Önemli bir imkân var

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Türkiye halklarının önünde bugün önemli bir imkânın varlığına işaret ederek, "Sorunlarımızı demokratik siyaset, hukuk, müzakere ve ortak akıl zemininde çözmek; barışı kalıcılaştırmak ve demokratik toplumu birlikte inşa etmek. Önümüzdeki yasa teklifini Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında demokratik yeniden kuruluşun önemli bir başlangıcıdır. Elbette teklifin eksikleri var. Bunları Komisyon'da da burada da ifade ettik. Bundan sonra da demokratikleşmeyi güçlendirecek her adımın takipçisi olacağız. Bugün bizim önümüzde daha büyük bir sorumluluk var: Bu başlangıcı birlikte büyütmek. Barış, yalnızca bir yasanın kabul edilmesiyle tamamlanmayacak” dedi.

Demokratik adımlarla kalıcılaşır

Barışın, hukukta, siyasette ve toplumsal yaşamın bütün alanlarında atılacak demokratik adımlarla kalıcı hale geleceğini dile getiren Gülistan Kılıç Koçyiğit, bunun için şunları sıraladı:

* Demokratik siyasetin alanını genişletmek,

* Hukukun üstünlüğünü güçlendirmek,

* AYM ve AİHM kararlarını uygulamak,

* İfade ve örgütlenme özgürlüğünü sağlamak,

* Ana dilinin kamusal yaşamda ve eğitimde özgürce kullanılmasının önündeki engelleri kaldırmak,

* Seçilmişlerin ve halk iradesinin güvence altına alındığı bir demokratik düzeni geliştirmek.

Eşit hukukla güncelleme

DEM Parti'nin sürece tarihsel ve stratejik bir perspektifle yaklaştığını belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, şöyle izah etti: "Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünü, Türkiye’nin demokratikleşmesinden ayrı görmüyoruz. Tarihsel Kürt-Türk ilişkilerinin eşit hukuk ve demokratik siyaset temelinde güncellenmesini, Türkiye’nin ortak geleceğinin temel meselelerinden biri olarak görüyoruz. Bizim Demokratik Cumhuriyet hedefimiz de tam olarak budur: Bütün kimliklerin, inançların, kültürlerin ve toplumsal kesimlerin eşit yurttaşlık temelinde kendisini özgürce ifade ettiği ortak bir yaşam. Toplumun bütün kesimlerinin kendisini bu ülkenin eşit ve özgür yurttaşı olarak gördüğü bir Türkiye.”

AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül ise "Bugün Gazi Meclis, emperyalistlerin kardeşliğimizi bozma çabasını da çıkaracağı kanunla paçavraya çevirecek, tarihin çöp tenekesine atacaktır" değerlendirmesinde bulundu.

Çatışmayı yeniden üretmesin

Amed Milletvekili Serhat Eren, hukukun kendiliğinden doğmayacağına dikkat çekerek, şunları dile getirdi: "İnsanlar onu yaratır. Her tarihsel dönemeçte hukuk bir toplumun nasıl bir gelecek kurmak istediğinin de ifadesidir. Bugün önümüzde böyle bir tarihsel imkan var. Bir çatışmayı sona erdirmek ama bundan daha önemlisi aynı çatışmayı yeniden üretmeyecek bir ülke kurmak. Binlerce yıl önce bu coğrafyada insanlar günün, gücün iradesine sınır çizmek için sözü kurala, kuralı hukuka dönüştürdüler. Bugün aynı topraklarda bize düşen çatışmanın yerine demokratik siyaseti, ayrışmanın yerine ortak yaşamı koymaktır. Çünkü barış, bir toplumun yalnızca hayatta kalması değildir. Barış birlikte yaşayabilecek kadar iyileşmesidir. Bu yasa da geçmişin çatışmalarını geleceğe taşımayan yeni bir hukukun başlangıcı olsun."

Yeni bir istikametin pusulası

DEM Parti Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan, Meclis Genel Kurulu'nda görüşülen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu" teklifine dair konuştu.

Bir asırlık Kürt meselesinin çatışmanın gölgesinden hukukun zeminine taşınacağını savunan Bakırhan, "Burada, bu tarihi geçişe tanıklık ediyoruz. Görüştüğümüz bu kanun teklifi, ülke olarak yeni bir istikamete yol almanın pusulasıdır. Bizi bu istikamete götürecek olan adres, Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir" dedi.

Olağan bir yasama dili

Cumhuriyet'in ilk yıllarında Kürt meselesinin sıkıyönetim zihniyetiyle idare edildiğini anımsatan Bakırhan, şöyle devam etti: "Takrir-i Sükûn'dan İstiklal Mahkemelerine, gizli idare planlarından OHAL rejimlerine kadar mesele hep istisnanın konusu oldu. Bu meselenin devlet katındaki tarihi; ikili devlet pratiklerinin yaygınlaştığı, siyasetsizliğin örgütlendiği, istisnanın genişlediği bir tarih oldu. Bunun bedelini, şu veya bu şekilde bütün ülke ödedi. Şimdi acı ve inkâr dolu sayfayı kapatma şansıyla karşı karşıyayız. Bütün cümlelerimizin gramerini değiştirmemiz gereken bir zaman dilimindeyiz. Bugün mesele ilk kez; gerekçesi yazılmış, müzakere edilebilir, itiraz edilebilir, olağan bir yasama diliyle konuşuluyor. Bugünün önemi, tarihsel bir düğümün, nihayet siyaset eliyle çözülmeye başlanması ve Meclis’in kayıtlarına geçmesidir. Meclis, bu meseleyi siyaset ve müzakereyle çözme sorumluluğuyla karşı karşıyadır.

Güncelleme şansına sahip

Bu aynı zamanda ortak tarihimize ve ortak geleceğimize karşı Meclis’in bir sorumluluğudur. 1064’te Kars’ta Şeddadi Kürtleri ile Selçuklular arasında başlayan ortak kader ve hukuk, 1071’de Malazgirt’te Anadolu’nun kapılarını açtı. Sonraki yıllarda bu kader ve hukuk güncellendi. Uzun yüzyıllar devam etti. 1900’lerin küresel, bölgesel ve ulusal atmosferinde bozulan bu dinamiği, şimdi demokratik ve eşitlikçi ilkeler etrafında güncelleme şansına sahibiz. O halde Meclis, bu sorumluluğu taşımalı ve yeni bir tarihin önünü açmalıdır. Biliyoruz ki; tarihe geçecek günler, güçlü irade gerektirir. Bu irade, bugün bu Meclis’te vardır.

Büyük zarar gördü

Bu Meclisin hafızası bizlere; Türkler ve Kürtlerin ortak hikayesini ve güçlü ortaklık potansiyelini hatırlatıyor.  Amasya'da bu topraklar, Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanı olarak telakki edildi. Erzurum'da birlik iradesi bu iklimde dile geldi. Birinci Meclis farklı bölgelerin ve kimliklerin temsilcilerini aynı çatı altında topladı. 1921 Anayasası yerel idareye alan açan çoğulcu bir ruh taşıdı. Bu ufuk, inkâr ve isyan sarmalında daraldı. Kadim tarihsel ilişkimiz büyük zarar gördü.

Artık çatışma ve şiddet zemininden çıkma fırsatı önümüzde duruyor. Yüzyıl önce Kürtler hukuk dışına itildi. Bu kök yasa, Kürtleri hukuka dahil etmenin ilk adımıdır.

Buluşturacak ufka bakıyoruz

Şimdi Türklerin güvenlik kaygısı ile Kürtlerin eşitlik talebini aynı hukuk düzeni içinde buluşturacak bir ufka bakıyoruz. Irak’tan Suriye’ye, İran’dan Doğu Akdeniz’e kadar sınır güvenlikleri, ittifaklar ve güç dengeleri hızlı bir şekilde değişiyor. Ortadoğu’da devletlerin yeniden inşası, yeni bir paradigma ve bölgesel düzen ekseninde gerçekleşiyor. Kürtler, dört ülkeye yayılan tarihsel ve toplumsal bir gerçeklik olarak bu dönüşümün önemli bir dengesidir. 100 yıl önce inkâr edilen Kürt varlığı, bugün Ortadoğu’nun temel dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Kürt jeopolitiği, Ortadoğu’nun düğümünü çözmenin siyasi coğrafyasıdır. Bu jeopolitik, demokratik bir geleceğe imkân sunuyor. Tarihi Türk-Kürt ilişkilerini, bu jeopolitik gerçek etrafında yeniden güncellemeliyiz. Bu bize bölgedeki kor ateşlerden korunmak için büyük bir fırsat sunuyor. Türk-Kürt kardeşliğini doğru ele almak, Türkiye’yi ihya eder, Ortadoğu’ya huzur ve barış getirir. Fırat’ın doğusu ile Fırat’ın batısını ortak hukuk ve kaderde mühürlemek, büyük tehlikelere karşı büyük güvence yaratır. Biliyoruz hukukla söndürmesi, bize olduğu kadar bütün komşularımıza nefes aldıracaktır. Bu coğrafyada haritalar silahla, sınırlar genelde acıyla çizildi. Şimdi ilk kez hukukla yazılan bir sayfa var. Altını önemle çizmeliyim ki; bu sayfa, Türkiye'de yazılırsa mürekkebi tüm bölgeye yeter.

Çatışma çözümünün ilk adımı

Bugün görüştüğümüz bu yasa, ayrıcalık üreten bir yasa değildir. Çatışma çözümünün ilk adımıdır. Bu bir al-ver meselesi değil. Bu, tarihsel ilişkimizi düzeltme ve doğru bir buluşmayı gerçekleştirmenin adımıdır. Bu yasa ve süreç taviz değildir; yenme ve yenilme hiç değildir. Bu sürecin tek bir kazananı var; 86 milyon yurttaşımızdır. Barış bir müsabaka değildir. Halklar arasında tutulmuş bir skor tabelası olarak görülmemelidir. Bu kürsüden Türk kardeşlerime açık yüreklilikle seslenmek istiyorum. Bu süreçte sizden eksilen hiçbir şey yoktur, olmayacaktır. Aksine bu süreç, Türkiye’yi büyüten ve refaha kavuşturacak bir süreçtir. Yüzyıldır size 'bölüneceğiz' korkusu anlatıldı. Yine anlatılmaya devam ediliyor. Oysa bu ülkeyi bölünmeye en çok yaklaştıran şey, çatışmanın kendisiydi. 

Kürtler ayrılmak isteseydi

Kürtler ayrılmak isteseydi bu Meclis'in çatısı altında olmazdık arkadaşlarımızla birlikte. Biz buradayız, çünkü vatan ortak, gelecek ortaktır. Evlatlarını yitiren ailelere de sesleniyorum. Evlatlarınızın hatırasına gösterilecek en büyük hürmet, emin olun başka hiçbir evladın ölmemesi ve zarar görmemesidir. Acılarınızı asla tartmayacağız, asla yarıştırmayacağız. Acı, hangi evde olursa olsun Şırnak’tan Tekirdağ’a hepimizindir. Bu ülkedeki her acıyı yüreğimin en müstesna köşesinde taşıyorum. Tek bir amacımız var; o da başka acıların yaşanmamasıdır.

Varlığın hukukla buluşması

Kürt halkına da aynı açıklıkla sesleniyorum. Bu süreç kimliğimizin eritilmesi değil, varlığımızın hukukla buluşmasıdır. 'Yine mi kandırılacağız' kaygısını biliyoruz; bu kaygı vehim değil, sizi çok iyi anlıyoruz. Her şeyden önce Kürtler artık örgütlü bir halktır. Ne kanar ne de kandırılır. Velev ki terazimiz şaşsa da düzeltecek bir kantar var. O da sizsiniz. Emin olun siyaset alanında Kürt halkının demokratik hakları için mücadelemiz daha güçlü bir şekilde devam edeceğiz ama şimdi hepimizi yakan bir ateş var. Önce o ateşi söndürmeliyiz. Kürtçede 'Agir bi agir venamire' denir. Yani ateş ateşle söndürülmez. 50 yıllık çatışmanın Şırnak’tan Tekirdağ’a kadar bize öğrettiği en yalın hakikat budur. Bir tarafın yenilgisi üzerine kurulan her düzen, içinde bir sonraki çatışmanın tohumunu taşır. Çatışma çözümlerinde başarı 'her kimlik, her inanç, her topluluk kendisini bu ülkenin asli vatandaşı olarak görüyor mu' sorusuna verilen cevapta bulunur.

Hukuk harcını güçlendirecek

Bu süreç Türkiye’nin bölünmesine değil bütünleşmesine; ayrışmaya değil ortak yaşamın güçlendirilmesine fırsat sunacak. Bu kanun teklifi ise ortak yaşamın siyasi ve hukuki harcının güçlendirilmesine atılan ilk adımdır. Kanun teklifinde yer alan 'demokratik siyaset alanının güçlendirmesi' vurgusu, önemli bir yörüngeye işaret ediyor. Bu ilk adımı, güçlü bir demokratikleşme rüzgarıyla ilerletmemiz gerekiyor. Demokratikleşme barışın teminatıdır. Barış gemisini deryalarda yürütecek güç, demokratik siyasettir.

Yeniden inşa süreci

Demokratikleşme, hukuk ve Kürt meselesinin çözümü ilk adımdan sonra gelmelidir. İlk adımı anlamlı kılacak şey, ikinci adımda, yani Ekim'de Meclis açıldığında demokrasiyi, hukuku, eşitliği yol edinerek demokratikleşmeyi sağlamaktır. Ekim'le birlikte artık Türkiye’de Kürtlerin, Alevilerin, işçilerin, kadınların yani haksızlığa uğrayan tüm kesimlerin dahil olacağı bir yeniden inşa süreci başlatmalıyız. Bu süreçte herkesin hakkı hukukunu sağlamalıyız. Ekim’de Meclis'in istikameti demokratik entegrasyon, özgürlükler ve hukukun üstünlüğünü sağlayan yasal düzenlemeler olmalıdır. Bu pusulayla barışa gitmenin sorumluluğu Meclis’tedir, siyasi partilerdedir, yargıdadır, basındadır, sivil toplumdadır ve yani hepimizdedir.

Medine Dönemi aklı

Barışçıl bir toplum ve demokratik bir rejim 86 milyonun kazancıdır. Bu kazanımı sağlamanın önündeki engellerden biri, Türkiye siyasetinin içinde bulunduğu siyasi iklimdir. Türkiye siyaseti uzun süredir 'Mekke Dönemi' psikolojisi yaşıyor. Farklı siyasi gruplar ve kimlikler birbirlerini beka tehdidi olarak görüyor. Diyalog kapıları sürekli kapatılıyor, kutuplaşma hüküm sürüyor. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı, farklılıkların bir güvenlik tehdidi olmadığı; ortak çıkarlar temelinde siyasi ve sosyal birlikteliğin ve adaletin sağlandığı, 'Medine Dönemi' aklıdır. Artık çatışmadan barışa, kutuplaşmadan birlikteliğe, ayrışmadan ortak yaşama ve müzakereye hicret etmeliyiz. Hicret berekettir, hikmettir. Bizim yeniden tanışmaya, barışmaya ve beraber olmaya ihtiyacımız var. Bu tanışmadan kim kazanacak? Tabii ki herkes. Bu barıştan kim kazanacak? Tabii ki 86 milyon insanımız. Bu kanun teklifine verilecek her evet oyu, 86 milyonun geleceğine atılacak bir imzadır.

Birlikte tamamlayacağız

Barışı eken, yaşamı biçer. Barışla birlikte kerpiç evlere gencecik insanların ölüm haberi artık gitmeyecek. Bu metni ne gözü kapalı kutsuyoruz ne eksik diye reddediyoruz. Değerini teslim ediyor, eksiğini açıkça söylüyoruz. Bu yasada şüphesiz eksiklikler ve eleştirilecek yönler de var. Bu yasada yok diye; ana dil, eşit yurttaşlık ve yerel demokrasi başta olmak üzere demokratik haklar unutulmuş talepler değildir. Bunlar sürecin olmazsa olmazıdır. Barışa giden yolun taşlarıdır. İlk aşamanın ölçütleriyle nihai çözümün ölçütlerini birbirine karıştırmamalıyız. İlk adımın işlevi, çatışma zemininden hukuk zeminine geçişi mümkün kılmak ve demokratik siyasi mücadeleye kapı aralamaktır. 

Devlet dediğimiz şey toplumun tamamını, bütün renklerini yansıtmalıdır. Kürt’ün kimliğinin özgür olduğu ve özgürce örgütlenebildiği; Alevinin inancını eşit, özgürce yaşayabildiği; Roman’ın, Ermeni’nin, Çerkes’in, bütün halkların ve inançların kimliğini gizlemek zorunda kalmadığı demokratik bir ülke istiyoruz. Bir asır önce bu çatı altında bir Cumhuriyet kuruldu. Şimdi onu, 'çerçeve yasa'dan başlayarak, hepimizin evi haline getirme vaktidir.

Kürsüden ayrılırken tek bir dileğim var: Bu kanun teklifinin altına düşülen imzalar, bu ülkede bir daha hiçbir zaman silahın konuşmadığı bir geleceğin ilk mührü olsun. Bu mühür bozulmasın. Bu barış kalıcı olsun, ortak ve eşit yaşamımız baki olsun. Hepinizi bir kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyorum.”

YENİ Parti'nin kararı 'Evet'

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ise sürecin başından itibaren iktidarın politikasını ve uygulamaları ile kendi tavırlarını hatırlattı. Bu yasaya “Hayır” deme hakkına en çok sahip olan YENİ Parti'nin, kendi hakkını milletin barış hakkının önüne koymayacağını belirten Özel, şunları söyledi: "Barışın önünde durmayacağız. Erdoğan iktidarının başaramadığı demokratikleşmeyi, kalkınmayı, adaleti ve hukukun üstünlüğünü de biz başaracağız. Asıl hedefimiz demokratik çözümdür. Asıl büyük mücadele şimdi başlayacak: Demokrasi mücadelesi, adalet mücadelesi, eşit yurttaşlık mücadelesi, kalkınma ve refah mücadelesi. Biz komisyon raporuna imza koyduk. Koyduğumuz imzayı namusumuz biliyoruz. Raporun silah bırakma ve hukuki geçişi düzenleyen 6. bölümüne de, demokratikleşme sorumluluğunu ortaya koyan 7. bölümüne de imza attık. Biz imzamızın gereğini yapacağız ama Cumhur İttifakı’nın da yedinci bölümün altında imzası vardır. Şimdi o bölümü unutturma, erteleme gayretlerini dikkatle takip ediyoruz. Biz imzamızı namus biliyoruz, sizin de kendi imzanıza sahip çıkıp çıkmadığınızı milletle birlikte takip edeceğiz.

Bugünden sonra demokratikleşmeyi Meclis'e getireceğiz. Kayyum uygulamalarının sona ermesinin takipçisi olacağız. AYM, AİHM kararlarının uygulanmasının mücadelesini vereceğiz. Hukuksuzca hapiste tutulan hakkının mücadelesini hep birlikte vereceğiz. Bağımsız yargının, ifade özgürlüğünün, seçilmişlerin iradesinin ve eşit yurttaşlığın mücadelesini vereceğiz. AK Parti’nin kaçtığı çözüm sorumluluğunu biz üstleneceğiz, kurmadığı toplumsal mutabakatı biz arayacağız. Onların sağlamadığı adaletin peşinden biz koşacağız. Onların ertelediği demokratikleşmeyi biz gerçekleştireceğiz. Çünkü biz yalnızca çatışmasızlığa değil, demokratik barışa talibiz. Yalnızca silahların susmasına değil, sözün özgürleşmesine talibiz. Biz ortak geleceğimizin adalet ve refahla kurulmasına talibiz." ANKARA

***

Meclis tatile girecek

MECLİS Genel Kurulu’nun 16 Haziran’daki birleşiminde, Meclis’in 1 Temmuz 2026’da tatile girmesi gerekirken çalışmalarına devam etmesine karar verilmişti. 'Çerçeve yasa'nın Meclis tatile girmeden çıkarılması amacıyla Genel Kurul’un çalışma takvimi uzatılmıştı. Teklifin görüşmelerinin tamamlanarak yasalaşmasının ardından yaz tatiline girmesi bekleniyor. İçtüzük gereği Meclis, yeni yasama yılının başlayacağı 1 Ekim 2026’ya kadar çalışmalarına ara verecek. Yasa en geç 12 Ağustos'a kadar oylanacak.