DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin sona ermesi talebiyle başlattığı açlık grevi 188. güne girdi. Ölüm orucunun ilk grubunda yer alan 15 kişi 14 günü geride bırakırken, ikinci grupta yer alan 15 kişi ise 5. günde.

Ölüm orucu direnişinde yer alan Zeki Bayhan, annelere yönelik polis saldırısına tepki göstererek, “Gençleri, kadınları, annelerimizin cesaretlerine ortak, bedenlerine siper olmaya çağırıyorum” dedi.

Tecridin kaldırılması talebiyle Tekirdağ 2 Nolu Kapalı Cezaevi’nde bulunan Zeki Bayhan 10 Mayıs’ta ölüm orucuna başlayan 15 isim arasında yer alıyor. Eylemine ilişkin mektup gönderen Bayhan, “İmralı tecridine karşı çıkmak, faşizme karşı çıkmak, insan onurunu, haysiyetini, özgürlüğünü, halkların barış içinde birlikteliğini savunmak demektir” dedi. Ölüm orucunun temel amacının İmralı tecridini kırmak olduğunu vurgulayan Bayhan, “Eylemimiz, Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan şahsında halklarımızı, haklarımızı ve onurlu, özgür yaşamı savunma eylemidir. Biz bir ölüm yolculuğu başlatmıyoruz. Dirhem dirhem eriyerek de olsa özgür ve onurlu yaşam yolculuğundan vazgeçmeyeceğimizi, öncülerimizin 40 yıl önce söylediği gibi yaşama uğruna ölecek kadar bağlı olduğumuzu söylüyoruz” diye belirti.

‘İmralı bir sistem, rejimdir’ 

“İmralı’da uygulanan bir rejimdir. Hak ihlali veya hukukun askıya alınması bu rejimin sonucudur. İmralı bir sistemdir, bir rejimdir” diyen Bayhan, mektubuna şöyle devam etti: “Biliyoruz ki faşizm kendisine mutlak ittihatta zemin sunan sessizlikten ve karanlıktan beslenir. Faşizmin ışıktan ve sesten korkması bundandır. İmralı rejimini daha fazla seyredemeyiz. Bu rejimin topluma yaydığı karanlığı dağıtmak istiyoruz. Zayıf bedenleri, ilerleyen yaşları ve asırlık inatlarıyla polis postalları altında ezilmek istenen analarımızın sesine ses, onurlu direnişlerine layık evlatlar olmak istiyoruz.”

Annelerin cesaretine ortak olalım 

İmralı tecridinin sona ermesi için mücadele çağrısında bulunan Bayhan, “Halkımızı, haklarımızı, dostlarımızı, faşizme karşı ses ve ışık olmaya davet ediyorum. Gençleri, kadınları, annelerimizin cesaretlerine ortak, bedenlerine siper olmaya çağırıyorum. Görüyoruz ve biliyoruz, faşizm koşullarından bir basın açıklaması yapmak bile bedel istiyor. Fakat unutulmamalıdır ki, yüzlerce polisiyle birkaç anneyi sokaklarda sürükleyip, darp etmeyi marifet bilen faşist zihniyet, sokaklar ışığa ve sese boğulduğunda tuzla buz olacaktır. Birkaç annenin toplanmasından dahil korkan ve yüzlerce polisiyle annelere saldıran bir rejim bitmiştir, tükenmiştir. Yeter ki yeterli ışık ve ses olsun” diye belirtti.

Tecrit duvarlarını yıkalım  

Bayhan mektubun devamında, “Dost düşman herkesi bir adım geriye çekilerek, Öcalan gerçeğini yeniden düşünmeye çağırıyoruz. 20 yıldır ağır tecrit ve baskı altında insanüstü bir iradeyle direndi, direniyor. Açın, İmralı’dan verdiği mesajlara bakın. Her sözcük, her cümle, halkaların, kadınların, emekçilerin özgürlüğüne ve bu uğurda verilecek mücadelelere dairdir” ifadelerine yer verdi. Öcalan’ın küçük bir mesajının büyük anlamlar taşıdığını dile getiren Bayhan, mektubunu şu sözlerle tamamladı: “İmralı tecridine karşı çıkmak, faşizme karşı çıkmak, insan onurunu, haysiyetini, özgürlüğünü, halkların barış içinde birlikteliğini savunmak demektir. Biz faşizmin ördüğü tecrit duvarlarını yıkmak ve tecrit karanlığını dağıtmak için ölüm orucundayız. Bu onurlu ve özgür yaşam yolculuğudur. Halklarımızı, dostlarımızı, insanlığı bir değer olarak gören herkesi sesimize ses olmaya çağırıyorum ve kendi adımıza artık yeter, ‘Edi bese’ diyoruz.”

 

TEKİRDAĞ

 
 

Kendimizi direnişe adadık

   

Olum orucu direnişçisi İhsan Bulut, “Kendimizi direnmeye adayan insanlarız. Bizim için direnmenin her türlüsü şereftir” dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması talebiyle devam eden açlık grevini, ölüm orucu eylemine dönüştüren ilk 15 tutsaktan biri olan İhsan Bulut, Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutuluyor. Siirt’in Pervari ilçesinden olan aile, 1999’da köy boşaltmaları ve koruculuk dayatmalarını kabul etmedikleri için Adana’ya göç etti. 9 çocuklu Bulut Ailesi’nin 5. çocuğu olarak 1992’de Pervari’de dünyaya gelen İhsan Bulut, çocukluğunu Adana’da geçirdi. 16 yaşından sonra MKM’de sanat çalışmaları içerisinde yer alan Bulut, aynı zamanda okumayı da ihmal etmedi. Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandı. Roboskî Katliamı sonrası 2011’de protesto amaçlı katıldığı bir eylem gerekçesiyle tutuklanan Bulut, 15 yıl hapis cezası aldı. İtiraz üzerine yeniden yargılama kararı çıkan Bulut için tahliye kararı verildi. Daha sonra “örgüt üyesi olduğu” iddiasıyla 7 yıl hapis cezası alan Bulut, 2015’te tahliye edildi.

Arkadaşının taziyesinde vuruldu

Cezaevinden arkadaşı olan Seyithan Dede’nin polis tarafından katledilmesi üzerine memleketi Gever’deki taziyeye giden Bulut, burada polisin taziyedekilere ateş açması sonucu iki bacağından ağır yaralandı. Aylarca tedavi altında kalan Bulut’un bacakları kesilmekten son anda kurtuldu. Sağ bacağı iyileşmiş olsa bile sol bacağında 4 cm kısalık oluştu. Bulut, tedavisi tamamlanmadan yeniden cezaevine konuldu.

Bulut hakkında Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesi’nde “örgüt üyeliği” iddiasıyla açılan davası sürüyor. Bulut, sırasıyla Adana Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi, Kırıkkale F Tipi Kapalı Cezaevi ve Van F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde kaldı. Daha önce de defalarca açlık grevi ve birçok eyleme dahil olan Bulut, 1 Mart’ta başladığı açlık grevini, 30 Nisan’da ölüm orucuna dönüştürdü.

Direnmenin her türlüsü şereflidir

   

Yaşadıkları maddi sıkıntılardan dolayı oğullarının görüşüne sık sık gidemeyen Bulut Ailesi, her hafta yapılan telefon görüşmeleri sayesinde bilgi alıyor. Baba Ahmet Bulut, “Çok fazla kilo vermesi dışında oğlumun şimdilik bir sıkıntısı yok. Ölüm orucu başladığından beri durumları kötüleşmeye başladı. Bu onların iradesidir. İradesine saygı duyuyorum” dedi. Baba Ahmet Bulut, oğlunun son telefon görüşmesinde şunları söylediğini aktardı: “Bizi merak etmeyin. Bizler kendimizi direnmeye adayan insanlarız. Bizim için direnmenin her türlüsü bir şereftir. Halkımız bizleri duysun. Onların desteği olmadan eylemimiz zafere ulaşamaz.”

     

Bir oğlunun da gerilla saflarında olduğunu söyleyen Bulut, şöyle konuştu: “Tüm aile her zaman mücadele için ne gerekiyorsa yaptık. Ne bedeller ödenmesi gerekiyorsa ödedik ve ödüyoruz. Belki de en çok onlar hak etti daha özgür ve adil bir yaşamı. Bu talepleri bile engelleniyor. Ben başta İhsan olmak üzere tüm çocuklarımın da aldıkları kararlarda her zaman yanlarında oldum. Asla ‘Hayır’ demedim. Bu gün de aldıklarını kararın destekçisiyim.”

 
 

Analarımıza layık olalım

   

İmralı tecridine karşı ölüm orucunun 15’inci gününde olan Ergin Akhan, tutuklu annelerine yönelik polis saldırılarına dikkat çekerek, “Kürt gençleri annelere sahip çıkmalıdır, bu direnişi izlemekle kalmamalıdır” çağrısında bulundu.  Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde İmralı tecridine karşı 1 Mart’ta girdiği açlık grevi eylemini devletin ve kamuoyunun sessizliği üzerine ölüm orucuna çevirme kararı alan Ergin Akhan, ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde mesaj gönderdi. Anneler Günü’nü kutlayan Akhan, “Direnen bütün annelerin günü kutluyor, ellerinden öpüyorum. Onlara layık olmak için özgür Kürdistan’ı onların ayaklarına sereceğiz” dedi. Annelere yönelik polis saldırılarına dikkat çekerek, Kürt gençlerine seslenen Akhan, “Bu sessizliği anlamakta güçlük çekiyoruz. Bize can veren, büyük bir emekle bizleri büyüten anneler, polislerin faşist saldırılarıyla karşı karşıya kalıyor. Her gün hareketlere maruz kalıyorlar. Biz gençlerde saldırı ve hakaretleri izliyoruz. En güzel çocuklarını özgürlük mücadelesinde kaybeden anneler, yine de özgürlük talebiyle direnirken polisler tarafından yerlerde sürükleniyor. Annelerin çocuklarıyız ama hiçbir tepki göstermiyoruz. Bunu kabul etmeyeceğiz. Kürt gençleri annelere sahip çıkmalıdır, bu direnişi izlemekle kalmamalı, bu direnişe sahip çıkmalıdır” çağrısında bulundu. “Kesinlikle bu tecrit kırılacak ve faşizm ortadan kaldıracaktır” diyen Akhan, “14 Temmuz ruhuyla, Kemal Pir, Hayri Durmuş’un ruhuyla bu süreci zaferle taçlandıracağız. Sayın Öcalan 50 yıldır her dakikasını bu halk için harcadı. Bir önder bizim özgürlüğümüz için 50 yıl boyunca mücadele ediyorsa, kesinlikle O’nun özgürlüğü için her bedeli vermeye hazırız. Kararlılıkla yürüyoruz” mesajı verdi.

 
 

Tahliyesine 1 ay kalmıştı

   

Düzce T Tipi Kapalı Cezaevi’nde 1 Mart’tan bu yana açlık grevinde olan Vedat Gültekin “Tam anlamıyla tecrit tamamen kalkmadan eylemimizi sonlandırmayacağız. Gerekirse ölüm orucuna bizler de başlarız. Böyle devam ederse direniş daha da büyüyecek” dedi.

Aslen Siirt Eruhlu olan Gültekin ailesi 29 yıl önce devletin bölgedeki yoğun baskılarından dolayı Adana’ya göç etti. Adana’da 6 çocuklu bir ailenin 5’inci çocuğu olarak dünyaya gelen Vedat Gültekin, maddi sıkıntılardan sonra ilkokulda eğitimine dışarıdan devam eder. Gültekin, ayakkabı boyacılığından tatlı satmaya kadar birçok işte para kazanmak zorunda kalır. İlerleyen yıllarda ise Adana’daki birçok Kürt işçi gibi kendi toprağını değil başkalarının tarlalarında tarım işçisi olarak devam eder. Eruh’a olan hasretini her yerde dillendiren yaşı ilerledikçe hakları için mücadele etmeye de başlayan Gültekin, 16 yaşında gençlik çalışmalarına dâhil olur. 18 yaşına bastıktan sadece birkaç hafta sonra tutuklanarak Kürkçüler Cezaevine konulur. Daha sonra Kırklareli Cezaevine oradan da Bolu Düzce Cezaevine sürgün edilen Gültekin, 1 Mart’tan bu yana açlık grevi eylemine dâhil oldu.

Biz de çocuklarımızla direneceğiz

   

Düzce cezaevinde geçtiğimiz aylarda Filistin askısı denen işkence yöntemlerine maruz kalan Gültekin’in tahliye olması gerekirken, disiplin cezaları yüzünden tahliyesi 13 ay ertelendi. Annesi Azize Gültekin, “Vedat’ın tahliyesine 1 ay vardı normalde ama yine de açlık grevine başlayacağını söyledi. Arkadaşları açlık grevi için başlama dese de o dinlemedi. Arkadaşları böyle bir mücadele içerisine girerken o dışında kalamadı. Leyla Güven öncülüğünde başlayan bu eylemin sonuna kadar arkasındayız. Onların talepleri bizim taleplerimizdir. Çocuklarımız orda nasıl direniyorlarsa bizler de sonuç alana kadar burada direneceğiz” dedi.