Bakırhan: Özgür siyaset, eşit ekonomi, adil hukuk ve güçlü demokrasi, birlikte yaşamın temel kolonlarıdır

  • DEM Parti Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan, 'çerçeve yasa'nın tarihsel bir sorunun çözümü için gerekli olan geçiş sürecini demokratik hukuk güvencesine kavuşturacağını söyledi.
  • "100 yıldır yok sayılan Kürt meselesinin ilk kez müzakereye dayalı bir yasal çerçeveyle buluşmasıdır" diyen Bakırhan, tarihi eşiğin hukuk yoluyla aşılmasının ilk adımı olduğunu vurguladı.
  • Eşbaşkan Bakırhan, "Bu yasa silahın yerine siyaseti, çatışmanın yerine hukuku koyacak ve demokratik ortaklığı büyütecek yeni bir dönemin eşiğidir" dedi.

DEM Parti Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan, çıkacak yasayla işin bitmeyeceğini, asıl demokratik dönüşümün bundan sonra başlayacağını belirterek, 'çerçeve yasa'yı güçlendirecek siyasi, hukuki ve idari düzenlemelerin sonbahardan itibaren hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Meclis’in sonbaharda açılmasıyla birlikte bir yol haritası çıkaracaklarını kaydeden Bakırhan, bu yol haritası doğrultusunda atılacak adımları sıraladı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin dünkü Grup Toplantısı'nda konuştu. Bakırhan, konuşmasından bazı bölümler şöyle:

Fırsatı kurban etmeyelim

“Ortadoğu’da yeni bir düzen kurulurken Türkiye, izleyen değil şekillendiren; bekleyen değil, oyun kuran bir rol üstlenme şansına sahiptir. Bu rolü oynamanın formülü bellidir. Kendi Kürt meselesini demokratik yollarla çözemeyen bir Türkiye, Ortadoğu’ya kalıcı barış ve istikrar öneremez.

Kürtler, 21. yüzyılda Ortadoğu’nun en kritik güçlerinden biri konumundadır. Bölgesel değişimin yönünü görebilen, siyasi pozisyon alabilen örgütlü bir güçtür. Ortadoğu’ya bir 'bataklık' ya da 'fetih alanı' olarak değil, evi olarak bakan, binlerce yıllık kadim bir halktır.

Türkiye, Ortadoğu’da Kürtler ile stratejik ilişki kurmayı büyük bir demokratik imkân ve tarihsel fırsat olarak görmelidir. Bu fırsatı Kürt fobisine ve güvenlikçi reflekslere kurban etmemeliyiz. Türk-Kürt ilişkisinin bin yıllık ufkuna güvenmeliyiz.

Yüzü geleceğe dönük olan herkes şunu bilmelidir: Ortadoğu’da Kürt jeopolitiğiyle doğru ilişki kuranlar kazanacaktır. En doğru seçenek budur. Tarih buraya doğru akıyor. Artık tarihin akışına karşı kürek çekmeyi bırakalım, barış baharına omuz omuza yürüyelim.

Türkiye hangi zeminde?

Dünyada ve Ortadoğu’da büyük riskler ve fırsatlar varken, Türkiye olarak biz hangi zemindeyiz? Tespiti doğru yapmazsak çözümü de yanlış kurmuş oluruz. Tabloya baktığımızda hukukun öngörülebilirliğini, siyasetin sorun çözme kapasitesini, yurttaşların ise geleceğe duyduğu güveni kaybettiğini görüyoruz. Yargının magazinleştiği, bürokrasinin racon kestiği, iş ve aş güvencesinin ortadan kalktığı, gençlerin geleceklerini göremediği bir manzarayla karşı karşıyayız. Bu manzaranın artık değişmesi gerekiyor.

Önünde iki yol var

Türkiye’nin önünde iki yol var: Ya yıllardır ülkeyi yoran çatışma, kutuplaşma ve kriz sarmalında tükeneceğiz ya da barışı, demokrasiyi, hukuku ve refahı esas alan yeni bir yüzyılın kapısını aralayacağız. Bizim cevabımız açıktır: Güçlü ve demokratik bir başlangıç yapmak istiyoruz. Bunun için;

* Siyasetin artık kutuplaşmanın değil, çözümün diliyle konuşmasının zamanı geldi. Siyaset, sorun üreten değil, demokratik akılla sorunları çözen bir kurum olmalıdır.

* Güçlü bir başlangıç için güçlü bir ekonomiye sahip olmak kaçınılmazdır. Bu nedenle ekonomide yıllardır çatışmaya, yolsuzluğa, kayırmacılığa ve israfa aktarılan kaynakların artık herkesin sofrasına adil biçimde ulaşmasının vakti geldi.

* Hukukta yapısal ve demokratik reformlar olmazsa olmazdır. Herkesin aynı hukuktan yararlandığı bir adalet düzenini inşa etmenin zamanı geldi. Artık pusula adalet, rota Rêya Haq olmalıdır.

* Güçlü bir başlangıç için güçlü bir demokrasi, ekmek ve su kadar gereklidir. Herkesin kendisini özgürce ifade edebildiği, karar alma ve yönetim süreçlerine katılabildiği demokratik bir düzen kurulmalıdır. Artık demokrasiyi bir sahne dekoru olmaktan çıkarmalıyız.

Özgür siyaset, eşit ekonomi, adil hukuk ve güçlü demokrasi, birlikte yaşamın temel kolonlarıdır. Unutmayalım ki bir yapı, en zayıf kolonu kadar sağlamdır. Bunlardan biri zayıf kalırsa hepsi eksik kalır. Bu nedenle hukuku yok sayan bir ekonomi kalıcı olmaz, demokrasisi zayıf bir siyaset ise güven vermez.

'Çerçeve yasa' ilk adımıdır

Bütün bunların bir gecede gerçekleşmeyeceğini biliyoruz. Ancak bazen bir ülkenin kaderini değiştiren şey, atılan ilk adımdır. 'Çerçeve yasa' işte böyle bir ilk adımdır. Meclis’in önüne gelecek 'çerçeve yasa', yalnızca teknik bir düzenleme değildir. Silahın yerine siyaseti, çatışmanın yerine hukuku koyacak ve demokratik ortaklığı büyütecek yeni bir dönemin eşiğidir. Şimdi bu eşiği geçmek için o ilk adımı atalım ve bunu demokratik bir yürüyüşün başlangıcına dönüştürelim.

Muazzam bir eşikteyiz

Önümüzde yıllardır çözülemeyen ve çok ağır düğümlerle bağlanmış bir mesele var. Şimdi muazzam bir eşikteyiz. 22 Ekim’de Sayın Bahçeli’nin ortaya koyduğu irade, 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın çizdiği barış perspektifi ve çözüm iradesi, Sayın Erdoğan’ın iradesi ve muhalefetin desteği, Türkiye’ye yüz yıllık kısır döngüyü aşma fırsatı sunuyor. Bu fırsat bir daha kolay kolay gelmeyebilir.

Hukukla bağlamanın zamanı

Bugüne kadar tarihi adımlar atıldı. Şimdi bu adımları hukukla bağlamanın zamanıdır. 'Çerçeve yasa', tarihi eşiğin hukuk yoluyla aşılmasının ilk adımıdır. Pazar günü heyetimiz, İmralı’da Sayın Öcalan’la olumlu bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmede kendisi, 'Bin kilometrelik yol bir adımla başlar' dedi. Bu ilk adımı hep birlikte atmalıyız.

Tek yasal düzenleme yetmez

Biliyoruz ki; tek bir yasal düzenleme, yüz yıllık bir meselenin bütün siyasal ve toplumsal yükünü bir günde ortadan kaldırmaz. Yine de çok önemli bir işlev görür: Meseleyi şiddet zemininden siyasetin ve hukukun zeminine taşır. Silahın sustuğu yerde sözün, sözün olduğu yerde ise siyasetin önü açılır. Demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılacağı yeni bir dönemin kapısı aralanır.

Bu umut hepimizindir

Bugün burada da 86 milyonun kaderinde ilk kez umut ve tarihin aynı kafiyeye düştüğüne tanıklık ediyoruz. Bu başarı 86 milyonundur, bu umut hepimizindir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci, 86 milyonun geleceği ve Ortadoğu’nun kaderi açısından tarihi öneme sahip bir süreçtir. Bu süreç yalnızca Yozgat’taki Türk’ün ya da Bingöl’deki Kürt’ün değil; Tahran’dan Bağdat’a, Şam’dan Körfez’e kadar geniş bir coğrafyanın geleceğini ilgilendirecektir.

Bu süreç yalnızca silahları susturmayacak; enerji ve ticaret koridorlarının rotasını belirleyecek, refah imkânları oluşturacak, iş ve aş potansiyeli yaratacaktır. Sayın Öcalan’ın ifade ettiği gibi 'bir anın ya da bir dönemin stratejisi değil, önümüzdeki yüzyılın stratejisidir' bu süreç.  Biz de meseleye tam olarak buradan bakıyoruz. Önümüzdeki yüzyılın stratejisi; çatışmaları üreten zemini ortadan kaldırmak ve farklılıklarla birlikte demokratik bir toplum kurmaktır. Bu strateji, Ortadoğu’da yeni bir paradigmayı esas alarak halkların ve inançların bir arada yaşamasını mümkün kılmaktır.

Yüzyılın stratejisi

Önümüzdeki yüzyılın stratejisi, Kürt meselesini güvenlikçi aklın sınırlarından çıkararak siyasetin, hukukun ve demokratik müzakerenin konusu hâline getirmektir. Kürtlerin haklarının tanındığı, yerel demokrasinin inşa edildiği, farklı kimlik ve inançların özgürlük içinde yaşadığı demokratik bir Türkiye’yi kurma stratejisidir.

Önümüzdeki yüzyılın stratejisi; Alevi toplumunun ibadet ve eşit yurttaşlık haklarının tanındığı, insan onuruna yaraşır bir hukuk ve insan hakları düzeninin kurulduğu bir gelecek inşa etmektir.

Bu strateji, çatışmalara 50 yıldır harcanan trilyonlarca doların faturasını kapatarak kaynakları okullara, hastanelere, yollara ve gençlerin geleceğine ayırma stratejisidir. Evlerdeki yası, sofralardaki yoksulluğu, yaşamın her alanındaki gerilimi ve kutuplaşmayı ortadan kaldırma stratejisidir.

Bu toprakların acıya; milyonların açlığa, kutuplaşmaya ve gerilime artık sabrı kalmadı. Her kayıp, bu ülkenin ortak kaybıdır. Bu döngüyü silah da nefret de kıramaz. Bu döngüyü yalnızca siyaset kırabilir. Bu nedenle cehennem zamanlarını bitirelim; siyasete ve demokratik müzakereye güçlü bir şans verelim.

Ayrıcalık yasası değil

Açıkça ifade ediyoruz: 'Çerçeve yasa' bir ayrıcalık yasası değildir. Tarihsel bir sorunun çözümü için gerekli olan geçiş sürecini demokratik hukuk güvencesine kavuşturacak bir yasadır. 100 yıldır yok sayılan Kürt meselesinin ilk kez müzakereye dayalı bir yasal çerçeveyle buluşmasıdır.

'Çerçeve yasa', barışa açılan kapıdır. Barış ise çatışmayı yeniden üreten koşulların ortadan kaldırılmasıdır. 'Çerçeve yasa' tam da bunun için gereklidir: Çatışmalı dönemi sona erdirmek ve kalıcı barışın kapılarını aralamak.

Bu yasayla iş bitmiyor

Bu yasayla kalıcı barışın hukukunu güçlendirmeliyiz. Barışın kalıcılaşması için Sayın Öcalan’ın özgür çalışma ve iletişim koşulları sağlanmalıdır. Meclis de tarihi rolünü üstlenmeli, Meclis bünyesinde bir Barış İzleme Kurulu kurulmalıdır. Süreç, bütün partilerin katılımıyla, demokratik katılım ve şeffaflık içinde sürdürülmelidir.

Sonbahardan itibaren

Bu yasayla işimiz bitmeyecek. Tam tersine, asıl demokratik dönüşüm bundan sonra başlayacak. 'Çerçeve yasa'yı güçlendirecek siyasi, hukuki ve idari düzenlemeler sonbahardan itibaren hayata geçirilmelidir. Meclis’in sonbaharda açılmasıyla birlikte bir yol haritası çıkarmalıyız. Bu yol haritası doğrultusunda;

* Eşit yurttaşlığı güvence altına alan,

* Demokratik siyasetin önündeki hukuki ve idari engelleri kaldıran, demokratik katılımı güçlendiren;

* Dil, kültür ve inanç alanındaki örgütlenmenin önündeki engelleri ortadan kaldıran,

* Yerel demokrasinin alanını genişleten,

* Cezada adaleti ve infazda eşitliği sağlayan demokratik ve hukuki reformları hayata geçirmeliyiz.

Bu nedenle diyoruz ki; Ağustos, çerçeve yasayla barışın temellerinin atıldığı ay olsun. Ekim ise demokratik Türkiye’nin inşasında yeni bir baharın başlangıcı olsun.

Partililerini uyardı

Kamuoyunun huzurunda hem milletvekillerimize hem de parti teşkilatımıza açıkça sesleniyorum: Bu yasa, 86 milyonu ilgilendiriyor. Şemdinli’yi de Keşan’ı da ilgilendiriyor. Bu nedenle Komisyon’da ve Genel Kurul’da yasa görüşülürken polemiğe, provokasyona ve gerilime asla kapılmayacağız. Barışın kapısını aralayacak her görüşü ve öneriyi büyük bir olgunlukla dinleyeceğiz. Eleştirileri ve haklı kaygıları anlayacağız. Biz de demokratik müzakere olgunluğuyla eleştirilerimizi ve önerilerimizi sunacağız. Ortak yolu birlikte arayacak, diyaloğa ve müzakereye her zaman olduğu gibi açık olacağız. Bütün parti yapımız ve Meclis grubumuz bu sürecin ruhuna uygun davranacaktır.

Bugün ihtiyacımız olan; acıları dindiren, yaraları saran ve birbirimizi anlamamızı sağlayan bir siyasettir. Her olumlu gelişme bizde abartılı bir sevinç değil, güçlü bir tefekkür ve şükür duygusu yaratacaktır. Biz, süreçte ilk günden bu yana oynadığımız olumlu rolü daha da güçlendireceğiz. Barışın ve demokratik çözümün dilini büyüteceğiz.

Siyasi partilere seslendi

Meclis’teki siyasi partilere de sesleniyorum: 'Çerçeve yasa'yı 'Benim gündemim başka' diyerek yan gözle izlemek, yasaya karşı çıkmak ya da onu pazarlık konusu hâline getirmek doğru bir tutum değildir. Bu ülkenin kardeşlik hukuku içinde ve barış içinde yaşaması, milyonlarca oydan daha kıymetlidir.

Elbette asıl çağrımızı devlete ve iktidara yapıyoruz. Evet, çıkarılması gecikmiş bu çerçeve yasa önemlidir. Yasanın Meclis’in son haftasına sıkıştırılması ve içeriği eleştiriyi hak etse de bu düzenlemeyi önemli buluyoruz.

Milyonların sürece giderek artan desteğini boşa çıkarmamak ve halkın talebine kulak vermek, iktidarın tarihsel sorumluluğudur. Barış için herkes bir adım atarken iktidar, on adım gücünde yasalar çıkarmalıdır.

Bu yasanın, bu topraklarda yaşayan herkese ve 86 milyonun tamamına şimdiden hayırlı olmasını diliyorum. Bu yasa barışa, demokrasiye, adalete ve özgürlüğe vesile olsun.” ANKARA