Bilim-Teknik GÜNDEMİ

HAZIRLAYAN: Doğan Barış ABBASOÐLU


Çinli bilim insanları dünyadaki ilk kuantum uydusu üzerinde yaptıkları deneyde 1200 kilometre mesafeden iki parçacığı dolaşık konumda çalıştırmayı başardı. 

2017 yılının başında uzaya gönderilen Micius uydusu, geçtiğimiz hafta yapılan deneyde yer istasyonlarına dolaşık fotonları gönderdi. 1200 kilometre uzaklıktan dolaşık fotonları işleten bilim insanları deneyin başarılı olduğunu açıkladı.

Bilim insanları dolaşık parçacıkları kullanarak iletişim hızını dramatik bir şekilde arttırmayı hedefliyor. Mevcut iletişim hızımız ışık hızına yakın bir hız. Dolaşık parçacıkların bilgiyi işleme hızı ışık hızının yaklaşık 18 milyon katı. 

Yani kuantum iletişim sistemlerinin geliştirilmesiyle hayal edemediğimiz hızlarda iletişim kurabileceğiz. 

Bilim insanları bu yöntemin uzak yıldız sistemlerinin kolonileştirileceği gelecek çağların standart iletişim metodu olacağını düşünüyor. 

Viyana Üniversitesi’nden Anton Zeilinger, Çin’de gerçekleştirilen bu deneyin kuantum güvenlikli yeni bir iletişim şeklinde geliştireceğini ve hatta kuantum internetinin yakın bir süreçte devreye girebileceğini ifade ediyor. 

Geçtiğimiz sene de Çinli bilim insanları 404 kilometrelik fiber bir hat üzerinde iki dolaşık parçacığı test etmişti. 


Dolaşık parçacıklar nedir?

Dolaşık parçacıklar Kuantum evreninin en gizemli olaylarından biri.  Erwin Schrödinger dolaşık parçacıkları Kuantumu tanımlayan temel özellik olarak nitelendirmişti. Einstein ise bu fikri o kadar inanılmaz buldu ki gerçekliği konusunda ciddi şüpheleri olduğunu söyledi. 

Dolaşık parçacıklar, Einstein’in sözleriyle bizim dünyanın, evrenin nasıl çalıştığına ilişkin tüm bilgilerimize vurulan büyük bir darbe. 

Bugüne kadar yapılan sayısız deneyde öncelikle aynı kaynaktan oluşturulan iki parçacık alındı. Bu parçacıklar dolaşık oldukları sistem içerisinde birbirlerinin hareketlerine göre hareket etti. Örneğin dolaşık parçacıklardan biri yukarı doğru hareket ettiği zaman diğeri aşağı doğru hareket etti. Bu parçacıklar birbirlerinden çok uzak noktalara yerleştirilip parçacıklardan birinin hareketi enerji verilip değiştirildiğinde diğerinin de ona uyumlu olarak değiştiği görüldü. 

Cenevre Üniversitesi’nden yapılan bir deneyde 2008 Nobel Fizik Ödülü sahibi bilim insanı Nicolas Gisin, iki dolaşık fotonu 18 kilometre birbirinden uzaklaştırdı. Parçacıklardan birinin hareketini değiştiren ekip diğer parçacığa bu bilginin ne kadar zamanda gittiğini tespit etti. Sonuç olağanüstüydü. 

Deneyin sonucuna göre iki parçacık arasındaki bilgi ışık hızından 10 milyon kat daha yüksek bir hızda transfer oluyordu. Bu evrenin yepyeni ve olağanüstü bir boyutuna işaret eden çarpıcı bir bulguydu. 


Onuncu gezegen yolda


Bilim insanları gizemli dokuzuncu gezegeni ararken şimdi de onuncu gezegen iddiaları ortaya atıldı. 

Güneş Sisteminin çevresindeki Kuiper Kuşağındaki gökcisimleri üzerinde çalışan bilim insanları yörünge hesaplamalarındaki bazı sapmaların onuncu bir gezegenin varlığına işaret ettiğini ifade ediyor. 

Güneş Sistemindeki gezegen sayısı Plüton’un statüsünün düşürülmesinin ardından 8’e inerken bugün bilim insanları 10 gezegen olabileceğini ifade ediyor. 

Arizona Üniversitesinden Kathryn Volk ve Renu Malhotra, en uzak gezegen olan Neptün’ün de ötesinde bir gökcisminin Kuiper Kuşağındaki yörünge tuhaflıklarına neden olabileceğini düşünüyor. Yapılan hesaplamalara göre bu gezegen yaklaşık Mars boyutlarında ve Neptün ile Kuiper Kuşağı arasında bulunuyor. 

Peki nasıl oluyor da uzak yıldızların çevresindeki gezegenleri keşfedebiliyoruz da burnumuzun dibindeki dokuz ve onuncu gezegenleri keşfedemiyoruz. 

Bilim insanları uzak gezegenleri yörüngesinde döndükleri yıldızların ışığındaki bazen milyarda bir oranındaki değişiklikleri takip ederek bulmaya çalışıyor. Bu yöntemle gezegenin atmosferinin yapısından içerdiği maddelere kadar birçok konuda bulgular ortaya çıkarılabiliyor. 

Ancak Güneş Sistemimizin uzak noktalarındaki gökcisimleri Güneş’in ışığını bize geri yansıtabilecek kadar büyük değilse onları bulmamız oldukça güç.  Hele bir yıllarının Dünya yılına göre çok daha fazla olduğunu düşünürsek eğer bu gökcisimleri ile aramızda Güneş varsa onları görmemiz neredeyse imkansız. 

Geçtiğimiz yıl Kaliforniya Teknoloji Enstitüsünden Mike Brown ve Konstantin Batygin, dokuzuncu bir gezegenin varlığına işaret eden hesaplamaları açıklamış ve Dünyanın kütlesinden 10 kadar daha büyük olan bu devin Kuiper Kuşağının da ötesinde yörüngede olduğunu açıklamıştı. 

Bugüne kadar tüm çabalara rağmen dokuzuncu gezegen henüz görüntülenemedi. Onuncu gezegen için av ise henüz yeniden başlıyor. 

Bir grup bilim insanı verilerden oldukça şüpheli. Fransa’nın Nice şehrindeki Cote d’Azur Gözlemevinden Alessandro Morbidelli, onuncu gezegenin Dünyaya uzaklığı değerlendirildiğinde bu kadar zaman fark edilmemiş olmasının pek de mümkün olmadığı görüşünde. 

Bilim insanları daha önce gökcisimlerinin yörüngelerindeki tuhaflıklardan hareket ederek Uranüs ve Neptün gezegenlerini keşfetmişti. Bu iki gezegen de Dünyamıza göre devasa boyuttalar. 


Google kuantum bilgisayarın peşinde


Birçok teknolojik gelişme konusunda yaptığı yatırımlarla dikkat çeken Google, 20 qubit gücünde yeni bir kuantum bilgisayarı denemeye başladı. 

Bit modellemesiyle çalışan klasik bilgisayarların aksine kuantum süperpozisyonundan yararlanan qubit modellemesiyle işleyen yeni nesil bilgisayarlar için denemeler hız kazanıyor. Google 20 qubitlik bir bilgisayarı denemeye başladığını açıkladı. 

Bundan önceki en güçlü kuantum bilgisayarı 9 qubit gücündeydi. 

Eğer denemeler başarıyla sonuçlanırsa şirketin gündeminde 49 qubitlik yeni bir bilgisayar var.