Polis saldırıları öyle bir hal aldı ki; artık her eylem müdahale sebebi. Toplumun her türlü talebi böylece kriminalize ediliyor, demokratik talepler sindirilmeye çalışılıyor.
E-bilet protestosu, internet yasağı, Berkin Elvan'ın katledilmesi protestosu, Taksim'e çıkmak, Antikapitalist Müslümanlar, üniversite öğrencileri, ekolojistler, Meskan Dağı’ndaki nöbet eylemcileri, işçiler, Aleviler, yolsuzluk karşıtı gösteriler, okullar, hastaneye sığınanlar, feministler derken liste uzuyor ve polis saldırısından nasibi almayan kesim kalmamış gibi. Bu saldırılarda onlarca genç, çocuk yaşamını yitirdi. Onlarcası insan hayatlarının sonuna kadar taşıyacakları fiziksel darbe aldı.
Son olarak Cizre’de 10 yaşlarında 3 çocuğun H.G adlı kişi tarafından kaçırılarak cinsel istismar ve tecavüze maruz kalmasını yürüyüşle protesto edenlere polis saldırısı yapıldı.
Yani siyasal, sosyal, ekonomik, ekolojik sorunlar gibi bütün yaşam alanlarına dönük demokratik talepler yasak aslında.
Siyasal talepler için sokağa mı çıkmak istiyorsunuz? Kimlik, inanç sorunlarınız mı var? Kendiniz mi olmak, kültürünüzü mü yaşamak istiyorsunuz? Biber gazı ile kurtaramazsınız, bilesiniz. Büyük olasılıkla gerçek mermilere maruz kalabilirsiniz. Eğer talepleriniz varsa ve sesinizi duyurmak istiyorsanız kelle koltukta çıkmalısınız.
Ekonomik sebeplerle hiç çıkmayın. Türkiye'nin 'büyük ekonomik gelişimini' gölgelersiniz. Aç bilaç kalabilirsiniz, işsiz, evsiz olabilirsiniz, emeğinizin karşılığını almıyor olabilirsiniz. Ama yine de çıkmayın; sizin yerinize tok, evli barklı, işli güçlü ve zengin olanlar vardır. Onları rahatsız etmeyin. Çünkü onlar Türkiye'nin 'büyük ekonomik gelişiminin' ortaklarıdır ve hükümetçe korunuyordur. Ama ille de 'adalet istiyoruz, belki bize kulak veren olur. Biz yine de şansımızı denemek istiyoruz' diyorsanız bari maskenizi unutmayın.
‘Dağımızın, taşımızın rengi soldu, bombalardan şekli değişti, çiçeklerimizin kokusu kayboldu, beton yığınına mahkum olduk, oksijen sorunumuz var’ demeyin sakın. Devlet, daha iyi yaşamanız için sembolik bir kaç ağacı gözünüz gönlünüz açılsın diye bırakıyor ve inanılmaz güzel siteler inşa ediyor. Siz oksijeni gökdelenlerden alabilirsiz. Türkiye'de dağlar çok yüksek, arkası görünmediği için bombalarla düzeltiyor. Bu bir devlet görevi. Dağın arkasını göresiniz diye, sizin için yapıyor. Bu kadar mı doğayı korumak istiyorsunuz? Çıkın bari sokaklara ne diyebilirim? Ama lütfen limon falan alın yanınıza.
Tacize, tecavüze mi uğruyorsunuz? Çocuklarınız mı kaçırılıyor? Çocuklarınızın kemiklerini mi bulmak istiyorsunuz; mezarı başında bir nebze teselli mi arıyorsunuz? Çocuğunuz polis şiddetiyle gözünü mü kaybetti? Eşiniz şiddet mi uyguluyor? Polisin tecavüzüne mi uğradınız? Öğrenci ve geleceğiniz için bi şeyler mi söylemek istiyorsunuz? Kardeşiniz, eşiniz, çocuğunuzun akibetini mi öğrenmek istiyorsunuz? Bedeninizin ve ruhunuzun acılarını dindirmek için eşitlik ve adalet mi istiyorsunuz? İşiniz çok zor. 'Çıkmayın yazıksınız, zaten bunları önce devlet babanın görevlileri yapıyor' demek istiyorum. İnanır mısınız bilmiyorum. Demem o ki kimi kime şikayet edeceksiniz? 'Yok ama böyle de yaşanmaz, geleceğimizi eşitlik özgürlük ve adalet üzerine kurmak istiyoruz, işimiz zor ama imkansız değil' diyorsunuz. Yani üzerinize çöreklenmiş bu antidemokratik toplum ve devlet yasalarını değiştirmek istiyorsunuz. O halde bir gündeminiz de 'toplumu polisten koruma yasası' olsun bari. Polis saldırısına da hazır olun. Daha acımasız olabilirler.
Evet; 'toplumu polis saldırısından korumu yasası' da gerekiyor artık. Güvenlik sağlayacağı yerde izleyen, ortak olan bir polis, toplumun asayişini nasıl koruyacak? Kadına, çocuğa saldırıları engelleyecekken; çocukların kafasını ezen bir polis, kaçırılan, tecavüz edilen çocukları koruyabilir mi?
Sorun tek tek polisler değil. Zaten devlet bu saldırı talimatlarını veriyor. Polis toplumu değil, devleti veya hükümeti korumaktadır. Yani toplum polisin kuşatması altında. Nitekim sonuçlar da bunu gösteriyor. O halde toplumu koruma yasası sizce de gerekli değil midir?
İlle de biber gazı!
Türkiye'de son yıllarda demokratik eylemlere polisin gazlı, sopalı TOMA'lı müdahalesi alışılagelmiş bir hal aldı. Artık demokratik bir talep için sokaklara çıkanlar; kendini polis şiddetinden korumak için tedbir alarak eylemlere katılıyor. Toplum bu şiddete alıştırıldı resmen. 90'lı yıllarda Kürdistan illerindeki polisin gazlı, coplu, TOMA'lı saldırıları -ki Kürdistan'da çoğunlukla gerçek mermiler kullanıldı ve bu uygulama halen de devam ediyor- şimdilerde Fırat'ın batısına da sıçramış durumda. Özellikle Gezi Direnişi ile başlayan fobi, her türlü demokratik eyleme polisin müdahalesini hükümet nezdinde meşrulaştırdı.