Tecrit  300. gününde - 4

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit 300 günü geçti. Kürt halkını kaygılandıran tecride ilişkin biz de çeşitli halklardan gazeteci, avukat ve insan hakları aktivistlerinden görüş aldık. Görüşüne başvurduğumuz şahsiyetler, Öcalan üzerindeki tecridin son derece insanlıkdışı, yasadışı ve uluslararası olduğunu belirtiyor.
Avukat ve insan hakları aktivisti Margaret Owen İmralı Tecrit Sistemini Avrupa’nın Guantanamo’su, dünyanın ise utanç kaynağı olduğunu söylüyor. Benzeri değerlendirmeler, gazeteci ve insan hakları savunucusu David Morgan’dan da geliyor, Morgan en etkili çözümün ise uluslararası toplumun dikkatini bu yöne çekmek olduğunu vurguluyor.

‘Öcalan, sıradan bir tutsak değil’

Amerikalı gazeteci Jake Hess, tecridin BM’nin Tutuklulara Karşı Muamelenin Standart Asgari Kuralları dahil, bütün temel insan hakları normlarına aykırı olduğunu belirtti. Hess düşüncelerin şu ifadelerle dile getiriyor: “Sayın Öcalan’a karşı uygulanan uzun süreli tecrit politikasının, BM’nin Tutuklulara Karşı Muamelenin Standart Asgari Kuralları da dahil, temel insan hakları normlarının ciddi bir ihlali olduğu yeterince açık. Bu, AKP Hükümeti ve ilgili uluslararası kuruluşların Sayın Öcalan’ın yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik acil adımlar atması için yeterli bir sebeptir. Ancak Sayın Öcalan, tabii ki, sıradan bir tutsak değil. Onun kişisel davasından bile daha önemli olan, Kürt sorununun çözümündeki vazgeçilmez rolüdür. Az çok bilgi sahibi olan her gözlemci, Sayın Öcalan’ın Türk devleti ve Kürtler arasındaki çatışmanın meşru çözümünün parçası olarak rol oynacak kişi olduğunu bilir. 27 Temmuz 2011 tarihinde başlayan ağır tecrit politikası, onun böyle bir rolü üstlenmesini neredeyse imkansız hale getirdi. Hepsinden önemlisi hükümetin bu politikası, en kısa zamanda demokratik ve barışçıl bir çözümü görmek isteyen Türkiye halklarına bir hakarettir.”
Türk Başbakanı R.Tayyip Erdoğan’ın ‘teröristlerle müzakere reddi’ açıklamalarına rağmen, 2009 ve 2011 yılları arasında Erdoğan müzakere için bir heyet atadığını belirten Jake Hess devamla şunları belirtiyor: “Kamu alanındaki bilgiler, PKK’nin yeni bir tek taraflı ateşkes ilanı ve görünüşe göre devletin talebi üzerine Sayın Öcalan’ın bir çözüme nasıl ulaşılabileceği konusundaki görüşlerini özetleyen uzun bir ‘yol haritası’ hazırlaması ile, Kürt tarafının şimdiye kadar çözüme yönelik anlamlı adımlar attığını gösteriyor. Hükümet, bu girişimlere ve DTP’nin tarihi Mart 2009 seçim zaferine, Kürt hareketi üzerindeki siyasi ve askeri baskıyı tırmandırarak yanıt verdi. PKK’nin siyasi bir çözüm yolunu açma niyeti ile ilan ettiği tek taraflı ateşkesten bir gün sonra, AKP Hükümeti Kürt aktivistlere yönelik binlerce kişinin hapis cezası ile sonuçlanan bir dizi tutuklama operasyonları başlattı. Bu tutuklamalar hala devam ediyor ve son yıllarda iyice arttı. Ankara’nın Kürdistan’da 150 yeni ordu üssü (karakol) inşa etme planlarını duyurması ile askeri operasyonlar da devam etmektedir.”
AKP’nin gerçek bir çözümden ziyade, umut vadederek kendi tabanını genişletme niyetinde olduğunu vurgluyan Hess, “Ardından binlerce Kürt öncüsünü pazarlık kozu olarak cezaevine kapatarak, siyasi bir çözümünde kendi versiyonunu dayatmak ve Kürtleri bir duvara karşı zorlamaktı” dedi. Hess, AKP’nin Haziran 2011 seçimlerinden sonra, Kürt Hareketi’nin önemli kazanımlar elde ettiğini gördüğünü ve bundan dolayı da tek yönlü olarak müzakereleri sonuçlandırdığını sözlerine ekledi.
Hess düşüncelerin şu şekilde sonlandırdı: “Hükümetin çözüm önerileri hakkında –eğer varsa- çok az şey bilinmekte. Sayın Öcalan’ı tek başına bir hücreye kilitlemek ve siyasi süreci, Kürt hareketini pasifleştirmenin bir yolu olarak kullanmak yerine, Başbakan Erdoğan açıkça çözüm vizyonunu belirlemeli ve devlet heyeti ve PKK önderliği arasındaki toplantıların bir sonucu olarak resmi olarak hazırlanan protokollere yanıt vermelidir. Geçmişin geriye götüren militarizm ve milliyetçiliğine başvurmak yerine, Kürtlerle bir diyalog yolu açmak için hükümetin cesur kararının arkasında olmalıdır.”

‘Hukuk kurallarına aykırıdır’
İngiliz parlementeri Lord Hylton, tecridin insanlık ve yasadışı olduğunu vurguluyor. Hylton’dan aldığımız görüş çok kısa ançak çok net: “Öcalan’ın bu kadar uzun bir süredir hücre hapsinde tutulması, en hafif ifadeyle insanlık dışıdır. Ailesiyle bile görüşmesinin engelleniyor olması, mevcut tüm uluslararası hukuk kurallarına aykırıdır. 300 gün süren bir tecrit yasadışıdır.”
 
‘Dünya için utanç kaynağı’
Avukat ve insan hakları savunucusu Margaret Owen ise, Öcalan’ın bu kadar ağır şartlarda tutulmasını Guantanamo ile özdeşleştiriyor.
Owen “Öcalan’ın, Avrupa’nın Guantanamo’su denilebilecek bir yerde bu denli ağır koşullarda tecrit altında tutulması tüm dünya için bir utanç kaynağıdır. Kendisi günün 23 saati hücre hapsinde tutulmakta ve en az bin tane asker tarafından korunmaktadır. Dış dünya ile hiçbir şekilde temasa geçmesine izin verilmemekte, avukatlarıyla bile görüşmesi sürekli engellenmektedir. Diğer taraftan avukatları ise tek tek tutuklanmaktadır. Bu koşullar altında Hapishane Günlükleri’ni yazabiliyor olması bence büyük bir mucizedir” şeklinde düşüncelerini dile getirdi.
Kürt Halk Önderi’nin ailesi ile temasa, telefon kullanmasına, mektup yazmasına izin verilmediğine dikkat çeken Owen devamla şunları ifade etti: “Bu işkencedir, hem de uluslararası bir işkence. Bazılarıysa şimdi Türkiye’yi bölgeye barışı getirebilecek en önemli arabulucu olarak sunmaya çalışıyorlar. Halbuki kendi Kürt toplumuna bu denli kötü muameleyi reva gören, Kürt halkının lideri ve ‘Barış için Yol Haritası’ kitabının yazarı Abdullah Öcalan’ı tecrit altında tutan da yine bu Türkiye’dir. Bu kesinlikle korkunç bir şey.”

‘Öcalan’ın zekasından korkuyorlar’
Gazeteci, insan hakları savunucusu David Margan ise Öcalan’ın tecrit altında tutulması dehşet verici bir durum olduğunu, uluslararası toplumun dikkatlerini bu yöne çekilmesi gerektiğini dile getiriyor. Morgan şunları söyledi: “Ziyaretçileriyle görüştürülmüyor olması tutsak haklarına aykırı bir durum. Fakat asıl bakmamız gereken mevzu bunun neden yapıldığıdır. Neden Türkiye’nin bunu yapmasına izin veriliyor? Türkiye bu durumdan ne kazandığını düşünüyor? Asıl yapmamız gereken şey uluslararası toplumun dikkatini bu konuya çekerek insanların bundan haberdar olmasını sağlamaktır.”
Türkiye’de olanlardan batı kamuoyunun fazla haberi olmadığına işaret eden Morgan düşüncelerini şöyle ifade etti: “Siyasi bir tutsak ve çok önemli bir lider olan Öcalan’a, Avrupa’nın yanı başında, Avrupa’nın Guantanamo’su diye nitelendirilen İmralı adasında, uygulanan tecritten haberi olmadığını düşünüyorum. Bence Avrupa’nın Guantanamo’su şeklinde bir tanımlama oldukça eksik kalmaktadır zira Guantanamo birçok insan tarafından bilinmekteydi. Oysa Avrupa’daki sıradan vatandaş İmralı’nın varlığından bile haberdar değil. İnternet’te bir arama yapın, 2000 yılından sonra Öcalan ile ilgili ana akım medyada (BBC, Guardian, Independent vb.) yapılmış hiçbir önemli haber göremezsiniz. Sadece Kürt medyasında bu konuda yapılmış haberler bulunmaktadır. Bu korkunç bir durumdur. İnsanların böyle bir şeyin yaşanıyor olduğundan bile haberlerinin olmaması çok kötü. En azından haberleri olsaydı bu durumdan dolayı kaygılanıyor olurlardı. Bize düşen insanları bu konuda bilgilendirmektir. Daha çok şey yapmamız lazım. Kendisi Kürtlerin lideridir ve o şekliyle tanınmayı hak etmektedir. Mandela ve Arafat gibi. Hatta bence Öcalan Arafat’dan çok daha başarılı bir liderdir zira Arafat ölürken bölünmüş bir Filistin bıraktı. Öcalan ise halen dimdik ayakta ve halen ‘Yol Haritası’ gibi kitaplar yazmaktadır. Belki de Türkiye bu yüzden Öcalan’ın dış dünyayla temasını kesmek istiyor. Öcalan’ın zekasından korkuyorlar.”

Çözüm yoksa yıkım olur
Britanya Barış Meclisi sözcüsü avukat Ali Has da, tecridi insanı öldürmenin dışında o insana yapılabilecek en büyük kötülük olarak değerlendiriyor. Tecride uğrayan bir bireyin toplum ve doğa ile bütün ilişkilerinin koparıldığını hatırlatan Has, “Bunun kişide yarattığı fiziki ve zihinsel tahribatın derecesi anlatılamaz. Sayın Öcalan savaş halinde olan iki taraftan birinin mensubu ve lideri. Mevcut fiziki konumu bildiğimiz insan hakları sözleşmelerinde geçen anti-işkence sözleşme maddelerine birebir uymakta. Sıcak bir savaşın tutuklusu olarak kendisine dönük uygulamaların Cenevre Konvansiyonu’nda mevcut olan ve uluslararası kabul gören şartlara uygun olması gerekir” dedi. 
Tecridin aynı zamanda Öcalan’a yönelik bu fiziki ve zihni bir tahribat olduğuna dikkat çeken Has, bunun da devletin Kürt sorununa yönelik her hangi bir çözümün olmadığını ortaya çıkardığını belirten Has, “Sayın Öcalan’a yapılan tahribatın bir yansıması BDP, insan hakları savunucuları, avukatlar, akademisyenler ve binlerce yerel ve nasyonel politikada yer alan kişilerin cezaevlerine kapatılmasıdır. Çözümün üretilmediği ve olmadığı yerde yıkım ve tahribat olur.”

‘Tecrit provokasyondur’
İngiltere’nin Leicester kentindeki De Montfort Üniversitesi’nin eski öğretim görevlisi Desmond Fernandes, “Abdullah Öcalan’a yönelik kötü muamele ve tecrit, sadece Sayın Öcalan’ı psikolojik olarak etkileme ve onun kararlılığını kırmaya dönük değil; aynı zamanda onun -Türkiye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde - önerdiği tüm barış ve demokratikleşme girişimlerini sabote amaçlı kasıtlı bir provokasyondur” diyor.
Soykırım konusunda araştırmaları ile tanınan ve ‘Kürt ve Ermeni Katliamları: Sansür ve İnkardan Tanımaya’ adıyla bir de kitabı bulunan Fernandes düşüncelerini şöyle özetliyor:
“Onun temel haklarının reddi, açıkça haksız ve göstermelik bir mahkeme sonrasında hapsedilmesi ve Kürt sorununa barışçıl bir çözüm için çaba harcayan pek çok insan hakları savunucusu, gazeteci, yayıncı, avukatları, siyasetçi ve herkesin anti-KCK operasyonları bahanesi altında hedeflenmesi devam ediyor. Bu, AKP Hükümetinin temel sorunlarını barışçıl bir yolla çözmek için herhangi bir çabasının olmadığını ortaya koyuyor. Bu sorunların çözümünde başarısız olan AKP, soykırımın Türkiye’deki Kürtlerin ve ‘Ötekiler’in devam eden gerçekliği olarak kalmasına yol veriyor. Bu arada, ‘uluslararası kamuoyu’, Türkiye’de hedef haline gelen insanlara ilişkin insan hakları ve demokratikleşme ile yakından ilgileniyor olduğu iddiası konusunda, laf kalabalığına devam ediyor. Predatör insansız hava taşıtlarının sağlanması ve benzerleri de dahil olmak üzere devam eden ABD desteği ile, NATO tarafından desteklenen Türk devleti tarafından daha çok katliamlara, çok provokasyonlara tanıklık etmemiz muhtemeldir. Bu yüzden, Öcalan’a yönelik devam eden hedef alma ve kötü muamele, sadece siyasi bir mahkumun hedef alınması sorunu değildir. Türkiye ve daha geniş bölgede devam eden Kürt soykırımının durması ve demokratikleşme adımlarının gerçekleşmesi için, Sayın Öcalan’ın içinde bulunduğu durum derhal ele alınmasıdır.” BİTTİ


SUNA KÖSE/ÖZLEM GALİP