İmralı Cezaevi’nde hiçbir hukuki ve insani normu dikkate almadan, kendi yasalarını da çiğneyerek tecrit sistemini uygulayan Türk hükümeti, 10 Temmuz’da verdiği disiplin cezası bitince 21 Ekim’de yeni bir disiplin cezası vererek yasa dışı kılıf uydurmayı sürdürüyor.

İmralı Cezaevi’nde tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş hakkında 21 Ekim’de yeni bir disiplin cezası kararı alındığı ortaya çıktı.

İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’nde tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’la yapılmak istenen avukat ve aile görüşlerine yönelik engelleme devam ediyor. Müvekkilleri Öcalan ile 8 yıl aradan sonra hükümetin yenilenen İstanbul seçimlerini kazanma hesabıyla 2 Mayıs, 22 Mayıs, 12 Haziran, 18 Haziran ve 7 Ağustos 2019’da beş görüşme gerçekleştiren avukatlarının o günden bu yana yaptıkları tüm görüşme yanıt bile verilmedi. ‘Diyalog süreci’ döneminde İmralı‘ya “sekreterya” olarak götürülen Ömer Hayri Konar, Veysi Aktaş, Hamili Yıldırım da aileleriyle 2015’ten bu yana sadece 5 Haziran ve 12 Ağustos 2019’da görüşebildi. Ailelerin, o tarihten beri Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapıkları tüm başvurular “5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunda” yer alan “Hükümlüler hakkında getirilen kısıtlamalar” gerekçe gösterilerek reddediliyor.

   

Yeni bir disiplin cezası

 İmralı Cezaevi’de tutulan Öcalan ile diğer 3 isim hakkında 21 Ekim’de yeni bir disiplin cezası kararı alındığı ortaya çıktı. İmralı’daki tutsakların müdafiliğini yürüten Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından İbrahim Bilmez, Öcalan ve diğer isimler hakkında cezaevi idaresince 10 Temmuz’da disiplin cezası verildiğini, bu cezası bitmesinin ardından 21 Ekim tarihinde yeni bir disiplin cezasının daha verildiği bilgisini paylaştı.

Öcalan da siyasi tavır aldı

Av. Bilmez, idarenin verdiği bu disiplin cezasına Öcalan hariç diğer tutsakların itiraz ettiğini ifade etti. Bilmez, “Sayın Öcalan bu disiplin cezalarının siyasi bir tavır olduğunu düşündüğü için o da siyasi bir tavır takınarak bu cezalara itiraz etmiyor. Sayın Öcalan hakkında verilen ceza onaylanıyor ancak diğer müvekkillerimiz itiraz ettiği için onların hukuki süreci devam ediyor” dedi.

Av. Bilmez: Bizden gizliyorlar

 Verilen bu son disiplin cezasını 29 Kasım’da öğrendiklerini dile getiren Bilmez, öğrendikten sonra ise Öcalan ve diğer müvekkilleri için itirazda bulunduklarını, ancak yaptıkları itirazın reddedildiğini söyledi. Uzun zamandan beridir Öcalan ve diğer müvekkillerine verilen disiplin cezalarının kendilerinden bilinçli bir şekilde gizlendiğini vurgulayan Av. Bilmez, bu yüzden içeriğini göremediklerini kaydetti.

Tutanak tebliği de yok

Ailelere verilen disiplin cezalarına ilişkin de yine kendilerine herhangi bir tutanağın tebliğ edilmediğini aktaran Bilmez, bu yüzden verilen bu tür disiplin cezalarından haberdar olmadıklarını belirtti. Bilmez, aile görüşü başvuru yaptıklarında bu tür disiplin cezalarından haberdar olduklarını, bu zaman zarfında itiraz süresinin de dolmuş olmasından ötürü itiraz edemediklerini vurguladı.

Avukat görüşüne engel değil

 Aileler için verilen disiplin cezalarının avukat görüşünü engellemediğini hatırlatan Bilmez, “Disiplin cezası alan müvekkillerimiz sadece aileleriyle görüşemiyor avukat görüşmesini bağlayan cezalar değil” dedi. Normal şartlarda Türkiye’de bulunan her cezaevinde kalan tutsakların ayda üç kere kapalı görüş bir kere de açık görüş hakları olduğunu hatırlatan Av. Bilmez, bir yakını  cezaevinde olan her ailenin kimseden izin almadan bu yakınlarıyla görüşebildiğini ancak bu yasanın Öcalan Türkiye’ye teslim edildiği dönemden bu yana İmralı için uygulanmadığını vurguladı.

 

İSTANBUL

 
 

İmralı örneği dünyada yok

 

Öcalan’a yönelik uygulanan tecridin hukuk dışı olduğunu ve dünyada başka bir örneği olmadığını söyleyen ÖHD Amed Şube Eşbaşkanı Muharrem Şahin, CPT’nin sessizliğine de tepki gösterdi.

Öcalan’a yönelik tecridin tamamen keyfi olduğunu söyleyen Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Amed Şube Eşbaşkanı Avukat Muharrem Şahin, hangi şartlarda olursa olsun bir tutsağın aile ve avukatları ile görüşmesinin engellenemeyeceğini hatırlattı. Bu konuda yasaların çok açık olduğunu hatırlatan Şahin, şunları dile getirdi: ”Tecrit, iktidarın uluslararası konjonktüre göre değişen politikaları ile alakalı.

Tarihte görülmemiş

Tarihte Öcalan’a uygulanan bu tecrit kadar daha ağır bir tecrit görülmemiştir. Adaya getirildiğinden beri ailesi ile sınırlı bir şekilde görüşebildi. 3. kişi hakkı, telefon hakkı yerine getirilmedi. TV, radyo ve gazete gibi iletişim araçlarından yeterince faydalanamadı. Yıllarca tek kanal çeken ve sürekli bozulan bir Radyosu vardı. Haftada bir gün gazete veriyorlardı, verdiklerinde de bazı haberleri kesiyorlardı.

Aile ve avukatları ile görüştüğü zaman da tecrit devam ediyordu. Temmuz 2011’den sonra yıllarca avukat görüşü yaptırmadılar. En son açlık grevi direnişleri sonucu birkaç defa görüşme yapıldı ama daha sonra görüş yasağı tekrar başladı.”

Devlet kanunlarına uymuyor

Türkiye’de en fazla ‘güvenlik’ önlemi alınan cezaevinin İmralı Cezaevi olmasına rağmen dünyada görülmemiş uygulamaların devreye konulduğunu kaydeden Av. Şahin, ”Örneğin, havalandırmanın üstü tellerle örtülmüş, düşünün ki havalandırmadasınız ama güneşi ve gökyüzünü görmüyorsunuz. Tecrit yıllardır devam ediyor, bazen daha da ağırlaştırılıyor. Sadece çözüm sürecinde periyodik bir şekilde görüşmelere izin verildi. Devlet bazı şeyleri yapmak istemeyebilir ama herkes için kanunlar var. Herkesin bu kanunlara göre hareket etmesi gerekiyor” dedi.

Hükümet iktidarını sürdürmek için bu baskıları devam ettirdiğini savunan Av. Şahin, şöyle devam etti: ”Çünkü koşullar normale dönerse küçük bir grubun çıkarları zarar görecektir. Çıkarlarını korumak için ülkenin rahatlamasını istemiyorlar. Bu yüzden ‘Öcalan konuşmasın, sessiz kalsın. Kimse onunla ilişkiye girmesin. Biz de bu kaosta olduğumuz sürece kendimizi yaşatırız’ diyorlar. Bunun açıklaması budur. İnsanın aklına başka bir şey gelmiyor.”

Birçok devleti ilgilendiriyor

CPT’nin tecrit karşısındaki sessizliğine de tepki gösteren Şahin, şöyle konuştu: ”Tecridin sadece Türkiye ile bağlantısı olduğuna inanmıyorum. Öcalan’ın esaretinde nasıl ki uluslararası güçlerin eliyle olduysa, tecridin devam etmesinde de aynı güçler yer alıyor. CPT’nin çalışma tarzı da tecridin durumunu ortaya koymadı. CPT zor durumda kaldığı için birkaç defa İmralı’ya gitti ve sorunları tespit etti. Çözüm sürecinde basında yer alan CPT raporunda Öcalan’a bir TV’nin verildiğini öğrendik. Fakat şu an ne durumda bilmiyoruz. Belki de TV’yi almışlardır. Avukatları ve ailesi ile görüşmeler yapılmadığından anlaşılıyor ki CPT de bu konuda fazla baskı uygulamıyor. ‘Biz uluslararası anlaşmanın bir parçasıyız’ diyebilmeliler. Uluslararası alanda çıkarlar esastır. Herkes çıkarları doğrultusunda politika ve siyaset yürütüyor. Birileri oturup tecridin kararını veriyor diye düşünülmemeli. Bu durum birçok açıdan ele alınmalı. Çünkü bu sorun birçok ülkeyi ve devleti ilgilendiriyor.”

 
 

Avesta: Bilgi alamıyoruz

KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Sozdar Avesta, ağılaştırılmış tecrit altındaki Öcalan’dan bilgi alamadıklarını söyledi.

Stêrk TV’de ‘Rojeva Welat’ programında konuşan Avesta, İmralı’da devam eden tecride işaret ederek, şunları söyledi: ”Bizim temel konumuz Önderliğimizin özgürlüğü. Önderliğimizin özgürlüğüne yönelik kampanyalarımız, atılımlarımız kısa süreli değildir. Önderliğimize yönelik komplo gerçekleştirildiğinde biz bunu net bir biçimde ortaya koyduk. Bu komplonun ve saldırının tüm Kürdistan halkına yönelik olduğunu ortaya koyarak böyle bir tutum sergiledik. Komplo ancak Önder Apo’un özgürlüğü sağlanarak ortadan kaldırılabilir. Önder Apo üzerindeki tecrit devam ettiği, görüşmeler olmadığı sürece tecridin yansıması dışarıda görülür. İmralı’daki tecridin ağırlaştırılmasını dışarıdaki saldırılardan görebiliyoruz.’’

Avesta, halk tepkisinin önünün alınması maksadıyla bazen görüşmelerin olacağı yönlü söylemlerin dolaşıma sokulduğunu belirterek, şöyle konuştu: ’’Böyle bir durum yok, ağırlaştırılmış bir tecrit var ve Önder Apo’ya dair bir bilgi alamıyoruz. Bu yüzden tüm alanlarda mücadelenin büyütülmesi gerekiyor ve mücadelenin temelinde de Önder Apo’nun özgürlüğü olmalıdır. Önder Apo, ‘sizler tecrit altındasınız’ dedi. Gerçekten de tüm Kürdistan tecrit altında. Bizim tek bir gündemimiz var, her yerde direniş ve mücadeleyi büyütmek, Önder Apo etrafında direnişi ve mücadeleyi sürdürmek. Bu anlamda kararlı ve ısrarlıyız.”