- Öcalan’ın, ailesi ve avukatlarıyla görüşmesi başta olmak üzere yasal haklarının uygulanmasının, anayasa ve yasal mevzuatın; anayasal sorumluluk ve uluslararası hukuk ilkelerine bğlı kalmanın gereği olduğunu belirten ÖHD, hükümet artık suç işlemekten vazgeçmesini istedi.
İmralı'dan 11 aydır hiçbir haber alamadıklarını vurgulayan Mehmet Öcalan, “Bizim kaygılarımız var, orada neler oluyor bilmiyoruz. Bir an önce avukat ve aileler olarak İmralı’ya gitmek istiyoruz. Devlet İmralı kapısını açmalı. Bu bir rica değil, bir haktır. Orada yaşayan dört insanın, insan olmasından kaynaklı hakları var” dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ulusularası bir komployla 9 Ekim 1998’de Suriye'den çıkarılmasının ardından 15 Şubat 1999’da Türkiye teslim edilmesinin üzerinden 23 yıl geçti. Öcalan, 23 yıldır İmralı'da rehin tutuluyor. Komplo, her boşa çıkarılan aşamasından sonra farklı yöntemlerle devam ederken Öcalan da 23 yıldır direniyor. İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’nde ağır tecrit koşullarında tutulan Öcalan, ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmüyor. En son 25 Mart 2021’de kardeşi Mehmet Öcalan'la yapılan telefon görüşmesi 5 dakika sürmeden kesildi. Avukatları ile en sor 7 Ağustos 2019'da görüşme gerçekleştirebildi. 11 aydır ne iletişim var ne de herhangi bir bilgi alınıyor. Aile ve avukatların 1999’dan 2016'ya kadar yaptığı görüş başvuruları, "hava muhalefeti", "gemi bozuk", “koster bozuk”; bu tarihten 2019'a kadar yaptıkları başvurular ise üç aylık aile, 6 aylık avukat görüş yasağı gerekçeleriyle sık sık reddedildi. 2019'dan sonra yapılan başvurulara ise olumlu ya da olumsuz yanıt verilmiyor. HDP tarafından 17 Kasım 2015'ten beri İmralı’da uygulanan tecride dair farklı tarihlerde Meclis Başkanlığı’na verilen 54 soru önergesinden ise şu ana kadar sadece biri yanıtlandı.
Hükümet suç işliyor
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), tecrit ve avukat görüş yasağına dair dün Diyarbakır Adliyesi önüne açıklama yaptı. Çok sayıda avukat cübbeleriyle açıklamaya katıldı. ÖHD üyesi Muhittin Muğuç, Öcalan'ın 23 yıldır askeri yasak bölge olarak dizayn edilen kişiye özel, yasal alt yapıdan yoksun İmralı'da dış dünyadan yalıtılmış şekilde tutulduğunu; 25 Mart 2021'den bu yana hiçbir şekilde haber alınamadığını hatırlattı. Muğuç, şöyle devam etti: "Bir mahpusun en temel haklarından yoksun bırakılması kabul edilemeyeceği gibi maddi ve manevi varlığı hususunda muhataplarının 11 ay boyunca habersiz bırakılması suç niteliğindedir. Ulusal ve uluslararası mevzuata aykırılığı kesin olmakla birlikte vicdani ve ahlaki olarak kabul edilemez bu durumun sürdürülebilirliği ancak şovenist duygular empoze edilerek toplumun ayrıştırılmasıyla mümkün olmaktadır. Şovenizmin beslediği militarist politikalar, şiddet atmosferini büyütmekte, cins kırımını ve ekolojik kıyımı da tetiklemektedir. Ekonomik kaynakların ranta kurban edilmesini denetimsiz bırakan bu politikalar, nihayetinde toplumun büyük kesimini sefalete ve açlığa mahkum etmektedir. Çok sıradan ve basit bir akıl yürütmenin ürünü olarak kabul edilebilecek bu değerlendirmeler, maalesef tarihsel veri olduğu gibi güncel gerçekliğimizi de ortaya koymaktadır. Bugün toplumun her kesimini cenderesine alan içinde bulunduğumuz kriz durumu sürdürülemez noktaya gelmiştir."
Gerici ve baskıcı hukuk anlayışı
Muğuç, Öcalan üzerindeki ayrımcılığa işaret ederek, "Sayın Öcalan’ın politik kimliği sebebiyle Türkiye’deki tüm tutuklu ve hükümlülerden farklı olarak tabi tutulduğu ayırımcı infaz rejimi, temel hukuk prensipleri olan Eşitlik ilkesi ve Kötü Muamele Yasağı kapsamında İnfaz Yasasına, Anayasaya, Tutuklu ve Hükümlü Hakları Asgari Standart Kurallarına ve AİHS’ne aykırıdır. Uygulanan ayırımcı infaz rejiminin çeşitli yasal düzenlemelerle hukuksal zeminine oturtulmaya çalışılması, ulusal hukukun şekillenmesi ve uygulanmasında belirleyici rol oynamıştır. Sayın Öcalan’a özgü geçekleştirilen negatif yasal düzenlemeler mahpuslar başta olmak üzere bütün ülke yurttaşları için gerici ve baskıcı bir hukuk anlayışına maruz kalma sonucunu doğurmuştur" dedi.
İhlal sisteminin kaynağı tecrittir
Muğuç, cezaevlerindeki uygulamaların kaynağını İmralı'daki tecrit sisteminden aldığını vurguladı. Muğuç, "Yüksek güvenlikli cezaevlerinin faaliyete geçirilmesinden, uygulanmayan Anayasa Mahkemesi ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları nedeni ile öne çıkan 'Umut Hakkı' kapsamında verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının varlığına, belirli mahpus grubunun ömür boyu cezaevinde tutulacak olmasından, havalandırma haklarına, ziyaret ve iletişim haklarına getirilen sınırlamalardan, 20 Temmuz 2016 sonrası hayata geçirilen infaz rejimlerine kadar kaynağını ve genele uygulanabilirliğini İmralı tecrit sisteminden almıştır" şeklinde konuştu.
Toplumsal barışı hedef alıyor
Daha önce ortaya çıkan barış ve çözüm iradesinin her seferinde boşa çıkarıldığına dikkat çeken Muğuç, "Karşılık bulması için ihtiyaç duyulan koşulların hukuki çerçevede yaratılması, toplumsal menfaatin gerekliliğidir" dedi. Muğuç, şunları ekledi: "İmralı'daki uygulama ve düzenlemeler toplumsal barışı hedef almış, hak ve özgürlüklerin yok edilmesi noktasına gelmesine temel referans yapılmıştır. Sayın Öcalan’ın, ailesi ve avukatlarıyla temasının sağlanması başta olmak üzere yasal haklarının uygulanması anayasa ve ulusal mevzuatın gereği ve aynı zamanda mevcut toplumsal krizlerin son bulması için bir adım niteliği teşkil edecektir. İlgilileri evrensel hukuk ilkelerine bağlı kalmaya ve anayasal sorumluklarının gereğini yerine getirmeye davet ediyoruz."
Benzer açıklamalar, ÖHD'nin Hakkari, Urfa, İstanbul, Mersin, İzmir, Van ve Ankara şubeleri tarafından da ya pıldı. AMED