Kürtler özgürlüğü kazanmada, özgürlük için direnişte kararlı ve ısrarlı. Bunu açık bir biçimde atmışsekizinci gününde olan cezaevindeki açlık grevleri gösteriyor. Direniş sadece cezaevleriyle sınırlı kalmıyor, Kürdistan’ın, Türkiye’nin, hatta dünyanın dörtbir yanına yayılmış bulunuyor. Yediden yetmişe Kürt halkı ve dostları, “Amacınız amacımızdır” diyerek zindan direnişçilerine destek veriyor. Her yerde destekleyici açlık grevleri, protesto eylemleri, açıklamalar yapılıyor.
Kürdistan Halk İnisiyatifi bugünü “Topyekûn Direniş Günü” ilan etti. Birçok çevre ve örgüt bu çağrıya katılacağını açıkladı. Bugün Kürtlerin ve dostlarının bulunduğu her yerde zindan direnişleriyle dayanışma eylemlerinin yapılacağı, yirmiki yıllık Kürt direnişinin en kapsamlısının bugün olacağı açık. Yeminli birkaç PKK karşıtı dışında tüm Kürtler bu direnişte yer alacak!
Bilindiği gibi, özgürlük tutsaklarının AKP zindanlarında geliştirdiği açlık grevi direnişinin üç temel talebi var. Birincisi anadilde savunma hakkı, ikincisi anadilde eğitim, üçüncüsü ise Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a özgürlük! Tutsaklar özellikle üçüncü talep üzerinde ısrar ediyorlar. Çünkü Kürt halkının varlık ve özgürlük sorununun sadece bu temelde çözülebileceğini biliyorlar. Bu nedenle Kürtlerin yüzde doksan dokuzluk bir oranda “Öcalan’a Özgürlük” hedefine kilitlenmiş olduğu görülüyor. Bugün zindanlardaki açlık grevleriyle Kürt özgürlüğü tamamen özdeşleşmiş bulunuyor.
Atmışsekiz gün açlık grevi yapmak elbette basit bir durum değil. Bazı amaçlar uğruna böyle bir açlığa yatabilmek en yüksek kararlılığı ifade eder. Dolayısıyla zindanlardaki Kürt özgürlük direnişçileri özgürlük için en yüksek kararlılığı ortaya koymuş bulunuyor. Bu direniş daha şimdiden tarihin en büyük zaferlerinden birini kazanmış oluyor. Bundan sonrası ne olursa olsun, Kürt zindan direnişçileri bir kez daha, üçüncü kez soykırım rejimi karşısında en büyük ideolojik zaferi kazanmış oluyor.
PKK zindan direnişçiliğinin birinci zaferi 12 Eylül rejimi karşısında kazanılmıştı. 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu eylemiyle doruğa ulaşan bu direniş 12 Eylül rejimini yargılayarak gerilla direnişini ortaya çıkarmıştı. Zindan direnişinin ikinci zaferi uluslararası komplo karşısında kazanılmış, “Güneşimizi Karartamazsınız” sloganıyla Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı ve onun şahsında Kürt özgürlüğünü savunmuştu.
Bu, zindan direnişçiliğinin üçüncü büyük zaferi oluyor. Bu direniş AKP faşizmine, AKP’nin devletleşen ve Ergenekonlaşan gerçeğine karşı gelişiyor. Kürt özgürlüğünü Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüyle birleştirerek bu hedefe kilitlenmiş bulunuyor. Bu amaç doğrultusunda tüm yaşamını ortaya koyma gücünü göstererek sonuca ulaşmış, yeni bir ideolojik zafer kazanmış oluyor. Kürt Halk Önderi’nin özgürlüğünü garantileyerek İmralı işkence sistemine son veriyor.
Zindanlardaki özgürlük tutsaklarının ölümüne “Öcalan’a Özgürlük” demesi karşısında AKP faşizminin temsilcisi Tayyip Erdoğan ise yeniden idamı gündeme getiriyor. Bu idam sayıklaması üzerinde durmaya değmez denebilir. Bunun ahlaksızca bir siyasal şantaj ve gündem değiştirme çabası olduğu söylenebilir. AKP sözcülerinin “Böyle bir çalışmalarının olmadığını” söyledikleri ifade edilebilir. İdam şantajının Kürt Halk Önderi için siyaseten de hukuken de geçerli olamayacağı belirtilebilir.
Yani AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın idamdan söz etmesi birçok açıdan ele alınıp değerlendirilebilir. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bu teklife dört elle sarılmasının ifade ettiği tehlike vurgulanabilir. Buna Erdoğan-Bahçeli faşist buluşması denerek, Tayyip Erdoğan’ın gerçek karakterinin ortaya çıktığı ifade edilebilir. Bunların hepsinin belli bir doğruluk payının olduğu da söylenebilir.
Fakat Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sözlerinin başka bir anlamı daha var. Bu sözler AKP Hükümeti açısından da artık İmralı sisteminin anlamsız ve sürdürülemez hale geldiğini ifade ediyor. Besbelliki hükümet artık İmralı sistemini yürütemiyor. İmralı sistemi ile yürütülen siyasetin artık yenilgiye uğradığı ortaya çıkıyor. Gelişen yeni Kürt direnişi karşısında AKP faşizminin yenildiği ve zindan direnişinin de bunu dünyaya ilan ettiği görülüyor.
Demekki artık İmralı sisteminin sonuna gelinmiş bulunuyor. Kürt tarafı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü dayatarak artık İmralı sistemi ile birlikte yaşamayacağını ortaya koyuyor. AKP Hükümeti ise, Başbakan’ın ağzından “İdam” diyerek artık İmralı sistemini yönetemediğini ilan etmiş oluyor. Yani bir taraf “Özgürlük”, diğer taraf “İdam” diyor. Oysa İmralı sistemi ikisinin de dışıydı, bir üçüncü yolu ifade ediyordu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan “Sürece yayılmış çürütme politikası” oluyordu.
Gelinen noktada AKP Hükümetinin çürütme politikasını yürütemediği ortaya çıkıyor. Yeni Kürt direnişinin çürütme politikasını yenilgiye uğrattığı ve İmralı sistemini sona erdirdiği anlaşılıyor. Kürt halkı artık bu sistemi kabul etmiyor. AKP Hükümeti artık bu sistemi yürütemiyor. Bu sistem Ortadoğu’da yaşanan mücadele gerçeğine uygun düşmüyor. Bu sistemi artık Türkiye kaldıramıyor, sistem Türkiye’ye bir şey kazandırmıyor.
Peki İmralı sistemi nasıl aşılacak? Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli ikilisinin idam politikası bunu yapabilir mi? Kuşkusuz Önder Abdullah Öcalan düşmanının elinde, bunu hepimiz biliyoruz. Devletçi sistemin ve Türk devlet geleneğinin kendi çıkarı için her şeyi yaptığını, başbakan, cumhurbaşkanı ve padişah öldürdüğünü de biliyoruz. Bu açıdan Tayyip Erdoğan’ın kan emici sözlerini ciddiye alıyoruz. Kürt halkının bu bilinç ve ciddiyetle AKP komplolarına karşı uyanık ve hazır olduğunu herkesin bilmesini istiyoruz.
Kürtler Tayyip Erdoğan’ın Devlet Bahçeli’den farkının olmadığını çok iyi gördü. Dolayısıyla Devlet Bahçeli’ye nasıl yaklaşıyorsa, Tayyip Erdoğan’a da öyle yaklaşacak. Önder Abdullah Öcalan’a yönelik söz ve yaklaşımlarını hiç unutmayacak. Nasılki ondört yıl önce Önder’i etrafında kenetlenerek komployu boşa çıkardıysa, bugün daha da güçlü kenetlenerek İmralı sistemini yok etmeyi bilecek.
Bu açıdan Tayyip Erdoğan’ın sözlerinin blöf ve şantajdan öteye bir anlamı yoktur. Direnişin yarattığı şaşkınlık içinde söylenen sözler olmaktadır. Kürt halk direnişinin gücü karşısında Türkiye’de idam uygulamak artık mümkün değildir. Kürt direnişi 1984 yılında idamı fiilen durdurdu. 2000-2002 döneminde ise idamın yasalardan çıkartılmasını sağladı. Dolayısıyla Kürt direnişi var oldukça Türk egemenleri artık idam uygulayamaz.
Kürt direnişinin yeniden en yüksek düzeye ulaştığı günümüz koşullarında idamın güncellenmesi değil, Türkiye’nin gerçek demokrasiye ulaşması gündemdedir. Bunun önündeki en büyük engellerden biri ise İmralı işkence sistemidir. Dolayısıyla İmralı sisteminin demokratikleşme ile aşılması bir zorunluluk ve gerekliliktir. Bu da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü demektir. Kürt Halk Önderi’nin özgürlüğü ile Türkiye’nin demokratikleşmesi bu düzeyde iç içe ve birbirine bağlı iki olgudur. Yakın gelecek bu iki olgunun gerçekleşmesine tanıklık edecektir.
İmralı sisteminin sonu