HDP heyetinin yaptığı açıklamadan öğreniyoruz ki, İmralı sürecinde yeni bir aşama söz konusudur.

Benim anladığım bu aşamanın özeti, “bürokrasiyle yapılan görüşme” düzeyinden, “siyasilerle yapılan görüşme” düzeyine geçiştir.
Eğer durumu yanlış anlamadıysam, işte bu “yeni aşama”, şu ana kadar süregiden “mütareke” görüşmelerinden bu yana en önemli gelişmedir.
Çünkü şu ana kadar Hükümet, PKK Önderi ile yapılan görüşmeleri, “bir suç örgütü liderini ‘kullanmak’ amacıyla devletin istihbarat örgütü elemanlarının yaptığı görüşmeler” olarak çarpıtıyordu. CHP ve MHP’nin ya da Ergenekoncu çevrelerin “suçlamalarına” karşı bir tür “savunma” olarak ortaya atılan bu görüş, PKK Önderinin inisiyatifiyle başlayan ve tüm KCK sisteminin büyük bir titizlikle uyduğu “ateşkes” sürecinden “barışa”, oradan da “çözüme” giden yolu tıkıyor ve “çürütüyordu”.
Böyle bir yaklaşımdan elbette “barış ve çözüm”e gidiş mümkün olamazdı. Çünkü bir “istihbarat örgütünün”, “ömür boyu hapse hükümlü bir örgüt lideriyle” ilişkisi, onunla “barış ve çözüm için bir uzlaşma” çabası olamazdı. Bu, olsa olsa psikolojik bir operasyon olabilirdi ve amacı da “önderliğin şahsında” tüm hareketi “çözmek” ve “teslim alarak”, “imha” etmek olabilirdi.
Demek oluyor ki, Hükümet açısından “önderliği kullanarak” böyle bir “tasfiye” süreci, PKK Önderi Öcalan’ın “kişisel” ve bence “mucizevi” direnişi, Kürt Özgürlük Hareketinin disiplinli mücadelesi ve Kürdistan halklarının iradesi sayesinde “başarısızlığa” uğramış ve böylece, “ikinci aşamaya” yani Başkan Apo’yla “siyasi heyetlerin görüşmesi, PKK ile Türk siyasetinin müzakeresi” aşamasına geçilmiştir.
Dünyanın en “eşitsiz” diplomasi masasının bir tarafında “elleri kolları bağlı” bir “hükümlü”, diğer tarafında “devlet” yer aldı ve sonunda “teslim bayrağını” “devlet” çekti: Bürokratların yerine siyasetçilerin geçmesi demek, Başkan Apo’yu “bir hükümlü olarak ‘müzakere’ sözcüğü ile perdelenmiş‘ sorgulama, ikna etme, teslim alma ve tasfiye etme” aşamasından Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yöneten siyasi otoritenin Öcalan’ı ve onun şahsında Kürt Özgürlük Hareketini “muhatap” alma aşamasına geçmek demektir.
Bu çok büyük bir gelişmedir.
Şimdi bu ikinci aşamanın “fiili” durum olmaktan çıkarılması iki temel adıma bağlıdır.
PKK Önderi bu iki adımı son görüşmede açıklamıştır:
Birinci adım, “mütareke ve çözüm” sürecini “izleme komitesi” kurulmasıdır. İkinci adım, bütün bu görüşmelerin, “karşılıklı muhataplığın” ve “görüşmelerde karşılıklı yapılan önerilerin” “hukuki bir temele” kavuşmasıdır.
AKP Hükümeti “birinci adımı” atacağını Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın ağzından açıklamış bulunuyor. Bir “vicdan” komisyonu adı altında, “mütareke sürecinden barış sürecine ve oradan da çözüm sürecine geçiş”i “izleyecek” olan, “çok taraflı” bir “izleme komisyonu” kurulmasını hükümet acaba geçen yıl fiyaskoyla sonuçlanan “akil adamlar” komedisine döndürerek Cumhurbaşkanlığı seçimlerini atlatma oyununa mı çevirecek; yoksa “ikinci aşama”nın ruhuna uygun bir ciddiyetle mi bu soruna yaklaşacak? Bunu önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz.
“İkinci aşama” bir yandan “masada müzakere” sürecidir, burada kavga olmaz, tartışma olur; diğer yandan da AKP’nin HDP ve PKK ile, HDP ve PKK’nin de AKP ile politik mücadele süreci sona ermeyecektir; “sokakta” bilindiği gibi, “muhabbet” olmaz, mücadele olur. Oluyor da... Meskan’da kalekollara karşı “savaşı önlemek”, Ağrı’da, Norşin’de, Gezi ve Kızılay’da “otoriterleşmeyi ve “vahşi kapitalizmi geriletmek” için....
Ve hem “masada”, hem “Mecliste”, hem de “sokakta” yürüyen bütün bu mücadeleler tüm sol, sosyalist güçlerin ve demokratların HDP etrafında ve “Demokratik özerk bölgelerin toplamından oluşan ve demokratik ulusun çeşitlilik içinde birliğine dayanan Demokratik Cumhuriyet” hedefinde birleşmesine yakından bağlıdır.