Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, uluslarasarı komplo sonrasında oluşturulan tecrit sürecine rağmen Kürt sorununda barış arayışlarını hiçbir zaman kesintiye uğratmadı. İmralı’da geçen 14 yıllık süreç içerisinde işkenceye dönüştürülen tecridin yanı sıra Öcalan, 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana da avukatları ile görüştürülmüyor.

İmralı’daki tecrit ve rutubetli iklim koşulları, insan sağlığı üzerinde büyük tahribatlara neden olduğu için Öcalan’ın rahatsızlıklarına günden güne bir yenisi eklendi. Mart 2007’de Öcalan’ın avukatları, saç telleri üzerinden yaptıkları inceleme sonucunda müvekkillerinin zehirlendiğini açıklamaları üzerine gözler İmralı’ya ve Öcalan’ın sağlık durumundaki gidişata çevrildi. Bulunduğu odanın mimarisinin çok kötü olduğunu ve karbondioksit oranının yüzde 75 olduğunu belirten Öcalan, avukatlarına Başbakanlık, Tabipler Odası, İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) ve AİHM’e gerekli başvurular yaparak zehirlenme riskine karşı inceleme yapmaları için girişimde bulunmaları gerektiğini söyledi.
Sağlık sorunları yaşayan Öcalan’a 2008 yılının Temmuz ayında bu kez de fiziki yönelimde bulunuldu. Saçları kendi istediği dışında kazıtılarak fiziksel işkence uygulanan Öcalan, Ekim 2008 tarihinde “tabutluk” olarak nitelendirdiği hücresinde arama yapılmak bahanesiyle yere yatırıldı ve hücresi arandı. Tutuklu bulunduğu süre içerisinde Öcalan’a dönük tüm bu yönelimler, Kürt halkında büyük öfke yarattı. Bu uygulamalar ile de yetinmeyen cezaevi yönetimi Öcalan’ın odasını değiştirerek zaten küçük olan odayı daha da küçülttü. Bu da tecrit içinde tecridi derinleştirdi. Öcalan, cezaevinin bu uygulamasına karşı, “Saçlarımı kazıttılar. Devlet, bunu ‘biz istediğimiz zaman seni kontrolde tutarız, istediğimizi yaparız, sen bizim elimizdesin, 24 saat kontrolümüzdesin’ mesajını veriyor” dedi. Öcalan’ın Eylül 2007’de de zorla saçları kazıtılmaya çalışılmıştı.

İmralı’ya yeni tutsaklar getirildi

Kürtlerden gelen tepkiler ve uluslararası baskılara dayanamayan Adalet Bakanlığı, 17 Kasım 2009’da İmralı Adası‘na yeni mahkumlar götürme kararı aldı. Bu kapsamda İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Kapalı Cezaevi’ne, Şehmuz Poyraz, Cumali Karsu, Hakkı Alkan, Hasbi Aydemir ve Bayram Kaymaz getirildi. Öcalan’a özel uygulamaları ile tanınan cezaevinde diğer tutsaklar için de özel uygulamalar geliştirildi. 27 Nisan 2011 tarihinden itibaren 5 tutuklunun avukatları ve aileleri ile yaptıkları görüşmeler de kayıt altına alınmaya başlandı. Öcalan gibi diğer tutsakların da avukat ve aile görüşleri belirli periyotlarda “Koster bozuk” ve “Hava muhalefeti” gibi gerekçeler ile engellendi.

568 gündür avukatları ile görüştürülmüyor

Yargılama süreci ile birlikte başlayan avukat görüşmeleri ise sık sık kesintiye uğradı. 25 Şubat 1999 tarihinde yapılan ilk avukat görüşmesinin ardından 11 Mart 1999 tarihinde ikinci avukat görüşmesi gerçekleştirildi. Avukat görüşmelerinin başlaması ile birlikte görüşmelere dayanarak disiplin soruşturmaları ve hücre cezaları devreye sokuldu. Öcalan, avukatları ile 1999’da 60, 2000’de 37, 2001’de 40, 2002’de 35, 2003’te 21, 2004’te 25, 2005’te 14, 2006’da 22, 2007’de 29 kez görüştürüldü. 2008-2010 yılları arasında ise görüşmeler 66 kez engellendi. Görüşmelere engel olarak ilk günden itibaren “Hava muhalefeti”, “koster arızası“ gibi gerekçeler gösterildi. Özelikle 2008 yılı içerisinde 120 günü bulan sürelerle hücre cezası uygulandı ve bu süre zarfında ailesi ile görüştürülmedi. Ardından ise Öcalan’a yeniden dönem dönem tecrit uygulaması yapıldı.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatları ile 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana 568 gündür görüştürülmüyor. Avukatların 158 başvurusu yine, “gemi bozuk”, “hava muhalefeti”, “gemi onarımda” ve “gemi onarımdan döndü, ancak geminin Liman Başkanlığı’ndan alınması gereken evrakları eksik olduğu için faaliyet yapamıyor” veya “resmi tatil” gibi gerekçeler ile engellendi. Ayrıca tecrit ile birlikte 22 Kasım 2011 tarihinde Öcalan’ın avukatlarına yönelik “KCK” adı altında yapılan siyasi soykırım operasyonunda çok sayıda avukat gözaltına alınıp tutuklanmıştı. Avukatların davası ise halen devam ediyor.

14 yılda barış girişimlerini sürdürdü

Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesinin ardından dönemin başbakanları ve gazetecileri “Öcalan etkisiz hale getirildi” söylemini kullanırken, Öcalan’ın İmralı’da bulunduğu sürece yaptığı barış girişimleri ise bu söylemleri boşa çıkardı. Kürt sorununda tek muhatap olarak birçok kesim tarafından kabul gören Öcalan, İmralı’da bulunduğu süre içerisinde Kürt sorununda çözüm arayışları çerçevesinde devlet heyeti ile bilinen 15 görüşme gerçekleştirdi. Öcalan 14 yıllık İmralı sürecinde çok sayıda ateşkesin de çağrısını yaptı.
AKP Hükümetinin “Kürt açılımı” adıyla başlattığı ve sonra adını “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” olarak değiştirdiği sürece katkı sunmak amacıyla çözüm adımlarını somutlaştıran Öcalan, 156 sayfalık “Yol Haritası”nı 15 Ağustos 2009 tarihinde cezaevi idaresine teslim etti. Öcalan’ın sorunun çözümünü 10 temel ilke başlığında topladığı Yol Haritası ancak 1 buçuk yıl sonra kamuoyuna ulaşabildi. Öcalan, “çekileceğim” sözünü ilk kez “Yol Haritası”nı teslim etmeden önce söyledi. Süreç içerisinde yaşanan gerilimlerinin ardından ise 31 Mayıs 2010 tarihini işaret eden Öcalan, Kürtlerin yaşadığı durumu bir soykırım olarak nitelendirerek, ikinci uyarısını yaptı: “Bu süreci daha fazla devam ettirmemin ne anlamı, ne faydası, ne de şartları vardır. Bir muhatap bulamadığımdan dolayı da 31 Mayıs’tan sonra çekiliyorum.”
Muhatap bulamadığını ifade eden Öcalan, bunun bir savaş çağrısı olmadığını özel olarak vurgulayarak, sorumluluğun artık KCK’de olacağını kaydetti. Öcalan’ın “çekileceğim” uyarısının hemen iki ay ardından ise 13 Ağustos’tan başlamak üzere 20 Eylül tarihine kadar geçerli olmak kaydıyla ateşkes ilan edildi. KCK, ilan ettiği ateşkesin kalıcılaşması için ise 4 maddelik “barış planı”nı açıkladı. Öcalan’ın devlet heyetiyle yaptığı görüşmeler devam ederken, 16 Eylül 2010 günü Hakkari’nin Geçitli (Peyanis) köyünde bir minibüsün geçişi esnasında patlama meydana geldi, 9 kişi yaşamını yitirdi. Patlamanın, heyet ile Öcalan arasında yapılan görüşmeye denk gelmesi dikkat çekti. Öcalan, patlama için şu açıklamayı yaptı: “Yapılan bu son patlamayla buradaki görüşmeler dinamitlendi, bombalandı. Bu görüşmeler oldukça verimli geçiyordu, umutluydum.”

Çözüm için somut öneriler

Öcalan, üçüncü uyarısında 31 Ekim 2010 tarihine dikkat çekerek, 31 Ekim’de devlet tarafından çatışmasızlık kararına karşılık verilmediği takdirde aradan çekileceğini söyledi. Öcalan, dördüncü uyarısını ise Mart 2011’de yaptı. AKP Hükümetinin Öcalan’ın yaptığı uyarılara karşı kayıtsız kaldığı dönemde, devlet heyetiyle görüşmelerini sürdüren Öcalan, heyetin yetkisi hakkında kafasında oluşan soru işaretlerini ortaya koyarak, AKP Hükümeti tarafından sorunun çözümüne yönelik pratik adımların atılmaması ve sürece kayıtsız kalınması durumunda süreçten çekileceğini duyurdu. İmralı’da görüşmeler pratik önerilere dönüşürken, Türkiye’nin 12 Haziran genel seçimlere kilitlendiği dönemde KCK de eylemsizlik kararını 15 Haziran tarihine çekti. 15 Haziran 2011 tarihi ise Öcalan’ın verdiği beşinci çekilme uyarısı oldu. Öcalan, 24 Haziran günü avukat görüşmesinde şunları söyledi:
“Burada yaptığımız görüşmeler önemlidir, ciddidir. Belli bir aşamaya da gelmiştir. Artık konuşma, tartışma aşamasını bitirmiş bulunuyoruz. Tartışacağımız bir konu kalmadı. Benimle görüşenler devlet adına görüştüler. Hükümet Kürt sorununun demokratik anayasal çözümü konusunda pratik adımlar atmazsa kriz doğar. Bugüne kadar yapılan görüşmelerin oyalama amaçlı olduğu ortaya çıkar. 15 Temmuz’a kadar benimle tekrar görüşmeye gelecekler. Bu görüşmede pratik adımları hayata geçiremeyeceklerini beyan ederlerse ondan sonrası devrimci halk savaşı devreye girer.”

Öcalan’dan 6. uyarı ve 3 talep

Öcalan’ın bu çağrısı da yanıtsız kalırken, hükümet yetkililerinin söylemleri giderek sertleşmeye başladı. Tam da bu süreçte Öcalan, 6. ve son uyarısını devlet ve Kandil’e şöyle seslenerek yaptı: “Benim yapacaklarım bitti. Bundan sonra benim rolümü sürdürmem için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerekiyor. Artık bunlar olmadan hiçbir şey yapmıyorum. Ben burada pratik önderlik yapamayacağımı, bu şartlarda bunu sürdüremeyeceğimi söylemiştim. Her iki taraf da bana bir şeyler söylüyorlar. Devletin-AKP’nin zaten ne yaptığı ortada. Her iki taraf da beni idare ediyor. Bundan sonra benim rolümü sürdürmem için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerekiyor.” Adeta adım adım gelen “çekiliyorum” açıklamasının ardından işte tüm bu süreçlerden sonra Öcalan’ın avukatları ile yaptığı görüşmeler engellenmeye başlandı ve ağırlaştırılmış tecrit dönemi başladı. 


1000’den fazla kitap okudu
Kürt Halk Önderi Öcalan, İmralı’da maruz kaldığı tecride karşı çalışmalarından da geri durmadı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) sunduğu savunmaları kitaplaşan Öcalan, ayrıca avukat görüşlerinde istediği kitaplarla da gündeme geldi. Öcalan’ın avukatlarından İbrahim Bilmez, Öcalan ile yaptıkları görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, “Müvekkilim cezaevinde bu zamana kadar 1000’den fazla kitap okudu. Koğuşunda en fazla 3 kitap bulunduruluyor. Adaya getirdiğimiz kitapların sayısı 1000’e ulaştı. Diğer mahkumlarla dönüşümlü olarak kitapları okuyorlar. Haftanın 3 günü bir araya geliyor, sohbet ediyor, okudukları kitapları tartışıyorlar. Ayrıca haftada bir gün avluda kültür fizik hareketleri yapıyorlar, voleybol oynuyorlar” demişti.

‘Burası çok hassastır, görüşe uygun değildir’

Öcalan üzerindeki tecrit Kürt halkı tarafından her kentte protesto edilirken, İmralı ile Kürt halkı arasındaki iletişim, 19 Ocak’ta Mehmet Öcalan’ın cezaevine gidişinde idare tarafından Öcalan’ın gönderdiği söylenilen, “Burası çok hassastır. Görüşe çıkmamız uygun değildir” cümlesi ve aynı cezaevinde bulunan Cumali Karsu’nun 22 Eylül 2011’de gönderdiği telgrafında, “İzolasyon ne zaman son bulur belirsiz. İletişim sorunlarımız devam ettiği için pek yazamıyoruz” ifadelerini kullandığı telgraf oldu. Bunlar dışında İmralı ile iletişim, 3 Mart’ta Cumali Karsu’nun açlık grevlerine ilişkin gönderdiği faks ile Öcalan’ın tutuklanan avukatlarının davasında müdahil olma talebi ile sınırlı kaldı.

Açlık greviyle hükümetin söylemi sertleşti

12 Eylül 2012 günü PKK ve PAJK’lı tutsakların, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının yaratılması ile anadilde savunma ve anadilde eğitim hakkı istemiyle başlattığı açlık grevleri sürecinde dokunulmazlıklara ilişkin sessizliğini koruyan Erdoğan, açlık grevlerinin bitmesi ile birlikte yeniden dokunulmazlık tartışmalarını gündeme getirdi. Erdoğan, İspanya ziyareti öncesinde 25 Kasım günü Esenboğa Havalimanı’nda yaptığı açıklamada BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılacağını belirterek, “Meclise geldiğinde bizler, dokunulmazlık zırhına bürünen bu zevatla ilgili kararımızı, dokunulmazlıklarını kaldırmak suretiyle vereceğiz. Ondan sonrası artık yargıya aittir” dedi.

Öcalan’ın çağrısı ile açlık grevleri sona erdi

Cezaevlerinde açlık grevi devam ederken Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan, İmralı Adası‘na giderek ağabeyi ile görüştü. Öcalan adadan dönüşünde yaptığı görüşmeye ilişkin, şu bilgileri verdi: “Ben bugün İmralı Cezaevi’nde kalan ağabeyim Sayın Abdullah Öcalan ile yüz yüze bir görüşme gerçekleştirdim. Kendisi açlık grevlerine ilişkin yaptığı çağrıyı zaman kaybetmeden kamuoyuyla paylaşmamı istedi. Ağabeyimin çağrısı şöyle:
“Açlık grevine girenler dışarıdakilerin yapması gereken işi ve sorumluluğu kendi üzerlerine almışlardır. Dışarıdakiler, kendi görev ve sorumluluklarını zaten zor şartlarda olan, hasta olan, dört duvar arasındaki tutsaklara yüklemesinler. Açlık grevi eylem tarzı olarak genel itibariyle doğru bulmamakla birlikte, açlık grevleri yapılacaksa bile içeridekilerin değil dışarısının yapması gerekir. Açlık grevi eylemi çok anlamlıdır. Bu eylem yerini bulmuş ve amacına ulaşmıştır. Hiçbir tereddütte kalmadan, bir an önce açlık grevine son versinler. Buradan açlık grevindeki herkese özellikle birinci ve ikinci gruptakilere tek tek selamlarımı söylüyorum” dedi. Öcalan’ın açıklamasının ardında PKK’li ve PAJK’lı tutsaklar 18 Kasım 2012 günü yaptıkları açıklamayla açlık grevini sonlandırdıklarını duyurdu.

Türk ve Akat Öcalan ile görüştü

Açlık grevlerinin sona ermesiyle birlikte kamuoyunda yeniden Kürt sorununda müzakerelerin başlaması yönünde çağrılar oldu. Çağrılar üzerine 2012 yılının son ayında MİT heyetinin İmralı Adası’na giderek Öcalan ile görüştüğü ortaya çıktı. Kamuoyunda tartışmalar devam ederken 3 Ocak 2013 günü DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk ile BDP Batman Milletvekili Ayla Akat, İmralı Adası‘na giderek Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüştü. Türk, görüşme sonrasında bazı basın kurumlarına yaptığı açıklamada, “Gözlerinde bir akıntı gördüm göz nezlesi vardı. Sağlığına ilişkin pek konuşmadı. Sağlıktan önce tartışmaya kendini hazırlamış bir şekilde bizleri karşıladı. Süreçle ilgili değerlendirmelerini yaptı. Onda gerçekten sorunların köklü çözümü konusunda bir kararlılık gördüm. Tabi ki bu yeni bir dönem veyahut bir başlangıçtır. Her şey bitmiş gibi yaklaşmamak lazım. Bu sürecin daha iyi hazırlandığı inancındayım” diyerek Öcalan’ın çözüm için katkıya hazır olduğunu söyledi.


ALPER ATALAY / DİHA/ANKARA