
Elbette bu duruma bir anda gelinmedi. Kürtler her zaman çözümün anahtarının İmralı’da olduğunu söyledi. Meydanlarda hep “Barışın elçisi İmralı’da” dedi. Açığa çıktı ki, yıllar boyunca Oslo ve İmralı’da görüşmeler yapılmış. Diyalog neredeyse müzakere aşamasına gelmiş.
Fakat bu süreci AKP’nin iyi yönetemediği ve değerlendiremediği biliniyor. Özellikle 12 Haziran 2011 genel seçim sonuçları AKP’yi yanılgıya götürdü. Aldığı yüzde elliye yakın oy oranıyla Kürt direnişini bastırabileceğini sandı. “Terör bitirilecek” diyerek “PKK’yi imha ve tasfiye planı” yürüttü.
Günümüzdeki gelişmeler ve Kürt sorunun çözümü üzerine tartışmalar bu planın başarısız kalması sonucunda yaşanıyor. “İmralı süreci” veya “Yeni Süreç” denen gelişmeler AKP’nin başarısızlığı temelinde ortaya çıkmış bulunuyor.
Bu sürecin gelişmesinde ilk kontak AKP tarafından İmralı üzerine bazı şaibelerin ortaya atılmasıyla kuruldu. Bunun üzerine kardeş Mehmet Öcalan İmralı’ya gitmeye teşvik edilerek veya gitmek zorunda bırakılarak PKK Lideri ile yeni diyaloğun önü açıldı.
Ardından 12 Eylül 2012’de cezaevlerinde başlatılan açlık grevlerinin sona erdirilmesi konusu geldi. Bu konuda da tek çözümleyici güç olarak PKK Lideri öne çıktı ve kardeş Mehmet Öcalan yeniden İmralı’ya giderek açlık grevlerini sona erdirmeyi sağladı. Böylece başta hükümet olmak üzere toplum ve kamuoyu büyük bir gerginlikten kurtuldu.
En son milletvekilleri İmralı’ya giderek PKK Lideri ile görüştüler ve Kürt iradesinin çok kararlı olduğunu ortaya koydular. Ahmet Türk ve Ayla Akat’ın PKK Lideri ile görüşmesi bir yandan İmralı sisteminin artık hükmünü tükettiğini ortaya koyarken, diğer yandan da İmralı’daki PKK Lideri’nin çözümleyici gücünü ve önemini gösterdi.
Ancak “İmralı süreci” denen bu süreç şimdilik ilerlemiyor. Bunun bir nedeni olarak “İmralı’ya gidecek heyetin tespiti” öne çıkarken, diğer bir nedenin de Paris’te 9 Ocak’ta üç kadın PKK militanının katledilmesi olayı olduğu ifade ediliyor. Birinci neden BDP ve AKP yönetimleri arasındaki bir mücadele olurken, ikinci nedenin PKK Lideri tarafından gündeme getirildiği belirtiliyor.
Basında tartışıldığına göre, PKK Lideri Abdullah Öcalan Paris katliamının mutlaka aydınlatılmasını istiyor. Çünkü bu katliamın ardında kendi çözüm yaklaşımlarına yönelik bir saldırı görüyor. Katliamın aydınlatılmasının Kürt sorunun çözüm yolunu aydınlatacağını düşünüyor.
Katliamın aydınlatılması elbette Kürt sorunun çözümüne kimin nasıl yaklaştığını ortaya koyacak. Dış güçler kadar AKP’nin tutumunu da açığa çıkaracak. Çünkü ilk günden itibaren AKP yönetimi neredeyse katliamı üstlendi. Herkesten önce “PKK’nin iç infazı” diyerek dikkatleri üzerine çekti. Sonuçta şüpheli olarak yakalanan Ömer Güney’in ideolojik eğilimi ve 2012 yılında çok sık olarak Ankara’ya gelip dönmüş olması AKP’nin sorumluluğunu neredeyse kesinleştirdi.
Bu durumda PKK Lideri’nin söz konusu süreci sürdürmesi ne kadar mümkündür? Tam bilinmemekle birlikte, ikinci heyetin İmralı’ya gidişinin gerçekleşmemesinin, en azından şimdiye kadar gecikmesinin nedeni bu olabilir. Paris katliamı aydınlatılana kadar PKK Lideri görüşmek istemeyebilir.
Gerçi neden olarak AKP ile BDP arasındaki “Heyet tartışması” basında öne çıkıyor. Gidecek heyetin kimlerden oluşacağı konusunda anlaşılamadığı belirtiliyor. BDP yönetimi BDP ve DTK Eşbaşkanlarında ısrar ederken, AKP yönetimi Gültan Kışanak ve Aysel Tuğluk üzerinde veto uyguluyor.
Belki gerçek neden bu olabilir. Fakat bize göre heyetin seçilememesinden çok, PKK Lideri’nin görüşme istememesi görüşmelerin durmasının esas nedenidir. Başta Başbakan Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP yöneticilerinin görüşme süreci üzerine bu kadar propaganda yapması da bu nedenle olabilir. Bu biçimde görüşmelerin olmamasının üstü örtülmeye çalışılıyor olabilir.
Çünkü İmralı’ya gitme meselesi çok öne çıkmış durumdadır. Artık hiç kimse İmralı’ya gitmenin gerekli olup olmadığını tartışmıyor. Ne zaman gidileceği ve kimlerin gideceği temel tartışma konusu oluyor. Bu da artık İmralı sisteminin aşıldığını ve İmralı’nın temel çözüm gücü ve muhatap haline geldiğini gösteriyor.
Böylece haftalardır neredeyse tek tartışma konusu Kürt sorunu ve İmralı’ya gitme meselesi oluyor. Tartışmalar “millet” kavramından çözümün pratik ayrıntısına kadar her konuyu içine alıyor. Bu tartışmaların içeriğinden önce, bu kadar açık ve kapsamlı yapılması birçok anlam içeriyor.
Bir kere bu konuda öyle şeyler söyleniyor ki, benzer sözlerden dolayı hala birçok insan cezaevlerinde tutuklu bulunuyor. Özellikle de Başbakan ve AKP yöneticilerinin sözleri böyle. Hükümet tarafından söylenen sözleri başkaları söyleseler veya bunlar birkaç yıl önce söylenmiş olsa, bunu yapanlar mutlaka cezaevine konulur.
Diğer yandan tartışmalara adeta herkes katılıyor. Bu da Kürt sorununda tüm toplumun ne kadar duyarlı hale geldiğini ve çözüm istediğini ortaya koyuyor. Eğer siyasi oligarşi engellemese ve biraz da çözümün önünü açsa Kürt sorunu da, ülkenin diğer sorunları da bir anda çözülecek.
Ortaya çıkan önemli bir sonuç ise, İmralı’nın tek çözüm umudu haline gelmiş olmasıdır. Artık bu gerçeği kimse görmezden gelemiyor. Tüm tartışmalar çözümde İmralı’nın önemine odaklanıyor. Bütün tartışmalar Kürt sorununun çözümünün ancak PKK Lideri ile olacağında birleşiyor. Bu da çözüm yolunda gelişme olduğunu gösteriyor.
Tartışmaların içeriği üzerine elbette çok şey söylenebilir. Çok değerli görüşler olduğu gibi, hala kültürel soykırım sistemini, yani inkar ve imhayı yürütmeye çalışan saçma sapan fikirler de fazlasıyla ileri sürülüyor. Kürt milletine yaklaşım konusunda CHP’nin ne kadar ırkçı ve faşist bir çizgide olduğu net bir biçimde ortaya çıktı. Fakat CHP ırkçılığını eleştirse de, AKP yaklaşımları da temelde ondan pek farklı değil.
Bu gerçeği Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Kürt sorunu yok” sözünde görüyoruz. “Kürt sorunu yok” demek, “Kürt halkı yok” demek anlamına geliyor. Başbakan ve AKP yöneticileri hala “Kürtçe Anadil eğitim olmaz” diyor. Çok açık ki AKP örtülü bir inkarcı çizgiyi yürütmeye çalışıyor. Dahası AKP’nin üslûbu da hala çözüm yaratıcı değil.
Ancak tüm bunlara rağmen Kürt sorununa çözümün bu kadar yaygın tartışılması ve çözümde İmralı’nın öneminin görülmesi büyük bir umut oluşturuyor. Etkili demokrasi mücadelesinin bu umudu gerçeğe dönüştüreceği açıkça görülüyor!..