Açlık grevlerinin başlama nedeni Kürt Halk Önderi Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasıdır. Tecridin kaldırılması demek sadece aile ziyaretine izin verilmesi değildir. Kişiye özel kanunların hüküm sürdüğü İmralı içkence sisteminde, bireysel ve kolektif haklarından mahrum bırakılmış, keyfi uygulamalarla zindan içinde zindan şartlarında ve tamamen izole edilmiş bir halde tutulması aile ziyaretiyle aşılacak bir durum değildir. Önderliğe tecrit uygulanırken, Kürt halkına da zulüm reva görülmektedir. Bütün antidemokratik uygulamaların altında tecrit zihniyeti vardır. Alenen bir insanlık suçu işlenmektedir. Bu suça karşı çıkmak için başlatılan açlık grevlerinin, yükselen kitlesel tepkinin, giderek büyüyen eylemlerin önünü almak için Önderliğin aile ziyaretine izin verilerek tansiyonu düşürmeye çalışıyorlar.

Barış görüşmeleri, çözüm süreci, milli birlik ve kardeşlik projesi derken Dolmabahçe mutabakatına kadar gelinen aşama bıçakla kesilir gibi birden kesilip atıldı. Bütün bunlar meğer bir tiyatrodan ibaretmiş. Yalçın Akdoğan “çözüm sürecinin ancak filmini çekersiniz” diyerek samimiyetsizliklerini açıklamıştı. Bunca oyalama ve zamana yayarak çürütme taktiği Kürt sorununu daha da içinden çıkılmaz hale getirdi. Uluslararası alanda da Kürt düşmanlığı temel politika olarak benimsendi. Tecrit sadece bir kişiye uygulanan bir yaptırım olmaktan ziyade bütün topluma deli gömleği giydirmektir.

Çözüm süreci için kurulan masanın devrilmesiyle birlikte antidemokratik uygulamalar, hukuk ihlalleri, yaygın tutuklamalar, baskılar, kayyumlar, imha amaçlı operasyonlar gündelik yaşamın bir parçası haline getirildi. Kürt düşmanlığı temel bir strateji olarak benimsendi. Tecridin ne anlama geldiğini daha iyi analiz etmek için mevcut Türkiye tablosuna bakmakta yarar vardır. Diktatörlüğe giden yolun açılması anlamındadır. Tek kişi despotluğunun hüküm sürmesidir. Tecrit ile birlikte toplum cendereye alınmış oldu. Kürtlerin bütün kazanımları ellerinden alındı. Kısacası, tecrit sadece İmralı sistemi ile sınırlı değildir.

Tecridin kırılmasını amaçlayan eylemler, tarihi sorumluluğu büyük, toplumun genel çıkarlarını esas alan, insani görevlerini yerine getiren eylemlerdir. Her gün ölümü ve onursuzluğu dayatan, alenen aşağılayan ötekileştiren faşist zihniyetin hükmüne karşı çıkmak tecride karşı çıkmaktan geçtiğini bilmekte fayda vardır. Açlık grevi eylemleri, herkese sorumluluk bilinci içinde hareket etmeyi, insani görevlerimizi hatırlatan, demokrasi mücadelesinin lokomotif görevini gören eylemler olarak tarihe geçecektir. Halk adına büyük bir risk üslenip bedenlerini ortaya koydular. Bu aşamadan sonra topyekün direnmek ve tecridi kırmak dışında başka bir seçeneğin olmadığını bilerek, açlık grevcilerinin etrafında kenetlenmek ve mücadeleye omuz vermektir.

İmralı’da aile ziyaretine izin vererek, tecridi sürdürmek toplumun aklı ile alay etmektir. Özrü kabahatinden daha büyük anlamına gelen bir girişimdir. Halkımızın ve açlık grevi eylemcilerinin beklentilerini karşılamaktan uzaktır. İktidarda olmak, devletin gücünü, yetkilerini, imkanlarını acımasızca kullanarak tecrit uygulamak, korku üreterek halka boyun eğdirmek, kendini muktedir sanmak dönemleri kapanmıştır. Kürt halk iradesi yok sayılamaz, baskı altına alınamaz, açlık ile terbiye edilemez, diz çöktürülemez olduğunu er yada geç anlayacaklar.

Türkiye, İnsan Hakları sicili açısından her geçen gün daha da kötüye giden bir rotada ilerlemektedir. Erdoğan, Bahçeli faşist ikilisi, cumhur düşmanlığı üzerine inşa ettikleri cumhur ittifakı ile “benden sonrası tufan” dercesine koltuklarına yapışık  yaşamaktadırlar. Türkiye’ye zulümden ve halkların düşmanlığından başka vaat edecekleri hiçbir gelecekleri kalmamıştır. Bunu durduracak tek şey halkın kendisi olacaktır.     

Yıllar önce (1987) rahmetli M. Ali Birand’ın kaleme aldığı “Kürt sorunu askeri hareketle çözülemez” başlıklı makaleyi “bu sararmış kupür burada kalsın” diyerek paylaşan Ceren Birand’in hassasiyeti anlamlıdır. Zamanlaması itibarı ile de öğreticidir. Aklı selim düşünen, vicdanlı her insanın sonuç çıkarması gereken bir davranıştır. Özellikle de kendini muktedir sananların mutlaka ders çıkarması gereken bu makaleye göz atmalarında fayda vardır. Zor süreçlerden geçen Türkiye halkları da ders çıkarmak istiyorsa o “sararmış kupür” orada durmaktadır. Kürt sorunu doğru tanımlanmadan ve demokratik çözümler üretilmediği müddetçe “sarı kupür” hep var olmaya devam edecektir.

Tecrit kırılana kadar eylemlerini sürdürme kararlılığında olan açlık grevi eylemcilerini saygı ile selamlıyoruz, başarı dileklerimizi iletiyoruz. Direnen halkımızın bağrından kopup gelen sizler tarih yazıyorsunuz. Zafer mutlaka, ama mutlaka direnenlerin olacaktır.