PKK lideri Abdullah Öcalan tam 16 yıldır İmralı Adasında rehin tutuluyor ve 16 yıldır da tecrit altında.
Öcalan, 40 yılı aşkın bir süredir kesintisiz Kürdistan ve Türkiye’nin en önemli siyasi aktörü. Yaptıkları, söyledikleri, yazdıkları, önerileri ve öngörüleriyle sürekli politik ve siyasi gündemi belirledi. Kamuoyu bunu 7 Haziran genel seçimlerinde bir kere daha gördü ve yaşadı.
Erdoğan’ın, "Kürt sorunu yoktur" sözünden sonra HDP heyeti, ailesi ve öncesinden avukatlar Sayın Öcalan ile görüştürülmüyor.
Peki neden?
Peşinen söylemekte fayda var. Burada mesele hukuki değil, tamamen siyasidir. Genel olarak görüşmeleri ele aldığımızda 27 Temmuz 2011 yılından bu yana avukatları ile, 6 Ekim 2014 yılından bu yana ailesi ile, Nisan 2015’den bu yana da HDP heyeti ile görüştürülmüyor. Bir bütün olarak Öcalan’a uygulanan tecrit, tamamen dış dünyayla bağının koparılması.
Sürekli, "hava şartları iyi değil, gemi bozuk" gerekçelerinin arkasında devletin politik bir kararı var. Aslında bozuk olan Ankara’nın politik iklimi.
Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) açıkladığı faaliyet raporunda PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın temel hakları konusunda sıkıntıların devam ettiğini, avukatları, ailesiyle görüşmesinin bir hak olduğunu açıklamasının ardından, Adalet Bakanı’nın "bu işi çözeceğiz" demesine rağmen çözülmedi.
Şu bir gerçek ki; bir tutsağın temel güvencesi avukatları ve ailesidir. Bu bağ koparıldığında cezaevinde kötü muamele zemini oluşturulmak isteniyor demektir. İmralı’daki tecridi salt bir bireyin tecridi olarak ele alamayız, burada bir halk tecrit altına alınmak isteniyor. Şüphesiz Öcalan’a uygulanan tecrit de siyasidir, hiçbir hukuki dayanağı yoktur.
Türkiye’de tüm tutsakların vekalet verdikleri avukatları mesai saatleri içerisinde istedikleri zaman gidip görüşebilirler, böyle bir hakları var. Uluslararası sözleşmeler böyle diyor. Peki, bu hak Öcalan’a neden uygulanmıyor? Çünkü burada bir rehin tutma durumu söz konusu.
Bir yandan barış görüşmelerini gerçekleştiriyorlar, diğer taraftan da kendi hukuklarını tanımıyorlar.
Peki, Öcalan neden başka bir cezaevinde değil de, İmralı adasında?
Dönemin cumhurbaşkanlarından Demirel, "Öcalan’ı herhangi bir cezaevine koyarsak, sürekli cezaevi önünde eylemler olur" demişti. Doğru, Öcalan’ın böyle bir misyonu var. Yine dünya örneklerine baktığımızda önemli liderleri ada cezaevlerine koyarlar. Buradaki asıl amaç, rehin aldıkları kişileri tecrit altında çürütmek, hatta intihara sürüklemektir.
İmralı, hukukun ve yasanın nüfus etmediği bir alan. Buradaki asıl amaç, devlet Öcalan’ı kendi çizgisine çekmek istiyor. Yine Öcalan’ın Türkiye hukukuna göre haftada bir gün, on dakika ailesi ile telefonda görüşme hakkı var ama hiç kullandırtmadılar. Yine haftada bir gün ailesi ile kapalı görüş ve ayda bir açık görüş yapma hakkı var. Dini, milli bayram tabir edilen günlerde açık görüş hakkı var. Hiç birinden yararlandırılmıyor. Her seferinde "gemi bozuk, hava bozuk" cevapları veriliyor.
Burada şüphesiz herkesin sorumluluğu var. Siyasetçilerin, toplumun sorumluluğu var. 7 Haziran’da fikirleri çoğu insan tarafından karşılık bulan bir kişi var. Rojava Devrimi’nin mimarı var. Avrupa Konseyi’ne sunulan milyonlarca imza var. Öcalan’a bu boyutta yaklaşmak gerek. Tecrit aslında Öcalan şahsında barışa uygulanıyor. Peki, Öcalan’ın arkasındaki milyonları nasıl tecrit edeceksiniz?
Seçim öncesi Abdulkadir Selvi bir yazısında Kürtleri tehdit ederek, "Ya koster bozulursa!" demişti. Görünen odur ki böyle bir durumla karşı karşıyayız.
İmralı Adası’na sadece HDP heyetinin gitmesi yetmez. Avukatların, sivil toplum temsilcilerinin, gazetecilerin hatta PKK’lilerin gitmesi gerek. Öcalan’a uygulanan tecrit sadece Kürtlerin sorunu olmamalı, Türklerin de sorunu olmalı. İki yıldır bu topraklarda asker, gerilla cenazeleri gelmiyorsa, bunun mimarı elbette Öcalan’dır.
Rojava’da kazanımlar devam ettikçe Öcalan’a tecrit sürecek. Bu işin arka planında parlamentoyu da işlevsiz hale getirme durumu var.
Kamuoyu artık şunu ezberledi. Hükümet ya da devlet ne zaman Kürtlere karşı sertlik yanlısı politika izleme kararı alsa işe Sayın Öcalan’a tecrit uygulayarak başlıyor.
Bu durum karşısında tutum almak ortak sorumluluk gerektirir. KCK, Kürt halkı, demokrasi güçleri artık tecridin kaldırılması değil, Öcalan’ın özgürlüğünü istiyor.
Barışın yolu da Öcalan’ın özgürlüğünden geçiyor.