Kürtler Türkiye’de devlet sınırlarına dokunmadan Türkler başta olmak üzere diğer etnik ve inanç topluluklarıyla birlikte, ama kendi olarak yaşamak istiyorlar. Bir halk olarak Kürtlüklerini korumayı demokratik özerkliği gerçekleştirerek sağlayabileceklerine inanıyorlar. Dünyanın birçok yerinde verilebilecek onlarca örneği olduğu gibi; topluluklar varlıklarını özerkliklerini sağlayarak gerçekleştirebiliyorlar. Kürtlerin bütün çabası, mücadelesi bunun içindir. Kürtlerin devlet kurma gibi bir amacı da, öyle bir derdi de yoktur. Kürt Halk Önderi ısrarla “bana devleti altın tepside de sunsalar ben devleti kabul etmem” diyerek devlet kurma gibi bir zihniyete sahip olmadıklarını ortaya koymuştur. Zaten bütün savunmalarını devletin kötülüklerini, başından beri ne kadar gereksiz bir kurum  olduğunu göstermek için kaleme almıştır. Kürt Halk Önderinin savunmalarını okuyan herkes bu gerçeği rahatlıkla görebilir. 

PKK ilk çıktığı 1970’li yıllarda dünyada hakim anlayış olan ulusların kendi kaderini tayin hakkı bir devlet kurma olarak anlaşılabilir. Ama Kürt Halk Önderi’nin özellikle 1989’lu yıllardan sonraki bütün değerlendirmeleri bu devlet kurma stratejisinden vazgeçildiğini ortaya koymaktadır. Kürtlerin de, diğer halkların da varlıklarını koruyabileceği, sürdürebileceği, geliştirebileceği bir sistem geliştirmek! Devlet olup olmaması önemli değil, yeter ki varlık korunsun ve sürdürülebilsin! O yıllardaki değerlendirmeler bu biçimdedir. 

Öcalan’ın 1999’da gerçekleşen esaretinden sonra geliştirdiği yeni strateji tamamen Kürtlerin Türkiye sınırları içinde varlıklarını sürdürmeye yönelikti. Demokratik haklarını yaşayan Kürtler bir halk olarak tanınmalı, varlıkları yok sayılmaktan ve yok edilmekten vazgeçilmeliydi. Kürt ve Türk halklarının kardeşliği egemen-üstün ırk olmadan, eşitliğe dayalı  geliştirilmeli, bin yıllardır birlikte yaratılan ortak değerler birlikte kendi olarak böyle korunmalıydı. O zaman yüzyıla yakındır süren Kürt sorunu çözülmüş olacak, Türkiye gerçek anlamda demokratik bir ülke haline gelecekti. 

Kürt Halk Önderi Kürtlerin, Türklerin, diğer halkların ve inançların birlikte yaşayacağı yeni bir strateji geliştirmiş; bu stratejiye uygun olarak da kavramlar, kuramlar oluşturmuştu. Bu kavram ve kuramlara göre egemen Türk devleti, diğer farklılıkları yok sayan, egemen ve tek millet yaratan ulus-devlet zihniyetini bırakmalıydı. Yani tek devlet yaratma anlayışı yerine farklılıkların özgürce yaşadığı Demokratik Ulus anlayışı oturtmalıydı. 

Kürt Halk Önderi Demokratik Ulus anlayışını kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak adlı savunmasından alındığımız alıntıyla kısaca şu şekilde ifade etmektedir: 

“Demokratik ulus sadece zihniyet ve kültür ortaklığıyla yetinmeyen, tüm üyelerini demokratik özerk kurumlarda birleştiren ve yöneten ulustur. ... Demokratik ulusun alternatif modernitesi demokratik modernitedir. Tekelcilikten kurtulmuş ekonomi, çevreyle uyumu ifade eden ekoloji, doğa ve insan dostu olan teknoloji demokratik modernitenin, dolayısıyla demokratik ulusun kurumsal temelidir.

... Demokratik ulus vatanı değerli sayar, çünkü ulus zihniyeti ve kültürü için büyük bir imkândır; anısında yer almadığı bir zihniyet ve kültür düşünülemez. Fakat kapitalist modernitenin fetişleştirdiği ülke-vatan kavramını toplumdan öncelikli kılmasının kâr amaçlı olduğu unutulmamalıdır. ... Her şeyin özgür bir topluma ve demokratik bir ulusa adanması daha anlamlıdır. Bunu da tapınç düzeyine getirmemek gerekir. Asıl olan, yaşamın değerli kılınmasıdır. 

... Devlet ulusu homojen toplum peşinde olduğu halde, demokratik ulus ağırlıklı olarak farklı kolektivitelerden oluşur. Farklılıkları zenginlik olarak görür. Yaşamın kendisi de zaten farklılıkla mümkündür. Tornadan çıkmış gibi tek tip vatandaş olmaya zorlayan ulus-devlet, bu yönüyle de yaşama terstir. ... Demokratik ulusun vatandaşı, üyesi farklı olup, bu farkını farklı topluluklardan alır. farklılıklar demokratik ulus için birer zenginliktir.

...Farklı dillerden olmak aynı ulustan olmaya engel teşkil etmez. Her ulusa bir devlet ne kadar gereksizse, her ulusa tek bir dil veya şive de gereksizdir... 

Çağımızda ‘tek bayrak’, ‘tek dil’, ‘tek vatan’, ‘tek devlet, ‘üniter devlet’ biçimindeki ulus-devlet sembolleri ve temel sloganlarının kulakları sağır edercesine haykırılması, gözlerin farklı renkten bayraklardan alerji duyup küçümsemesi, zihniyet dünyasının monolitik hale getirilip sakatlanması, ulusal şovenizmin her gösteride, özellikle spor ve sanat etkinliklerinde şahlandırılırcasına ritüel haline getirilmesi milliyetçilik dininin ibadetleri olarak yorumlanmalıdır. ... Burada iktidar ve sömürü tekellerinin çıkarlarını ya gizleyerek ya da kutsayıp meşrulaştırarak geçerli kılmak asıl hedeftir... 

Demokratik ulus tüm bu hastalıkları en az yaşayan ulus modelidir. Kendi yönetimini kutsallaştırmaz. Yönetim sade bir olgu olarak günlük yaşamın hizmetindedir. Gereklerini karşıladığında herkes bir memur olarak yönetici olabilir. Yöneticilik değerlidir ama kutsal değildir. Ulusal kimlik anlayışı açık uçludur; kapalı bir din üyeliği, müminliği gibi değildir. Bir ulusa mensup olmak ne bir ayrıcalık ne de bir kusurdur. Birden fazla ulusa mensup olunabilir. Daha doğrusu, iç içe geçmiş farklı ulusallıklar yaşanabilir. Hukuki ulusla demokratik ulus uzlaşırsa rahatlıkla birlikte yaşanabilir. Vatan, bayrak ve dil değerli olmakla birlikte kutsal değildir. İç içe ortak vatanı, dilleri ve bayrakları zıtlıklar yerine dostluklar biçiminde paylaşarak yaşamak sadece mümkün değil, aynı zamanda tarihsel-toplum yaşamının da bir gereğidir. Bütün bu özellikleriyle demokratik ulus olgusu kapitalist modernitenin çılgınlaştırıcı savaş aleti olan ulus-devletçiliğinin güçlü alternatifi olarak tarihteki yerini yeniden almaktadır.” 

Ama Kürtlerin demokratik ulus yaratma mücadelesi ısrarla bölücülük olarak yansıtılıyor. Her alanda Kürtlere saldırılıyor. Ortak vatanda demokratik ulusu gerçekleştirmeye çok önemli katkı sağlayacak olan HDP projesi bile boşa çıkarılmaya çalışılıyor. Milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılarak meclisten atılmak istenmesi bunu ifade ediyor. Çünkü bir türlü Kürtleri Türkleştirme zihniyetinden vazgeçilmiyor. Bütün bağırmalar, çağırmalar, insan ölümleri, işkenceler, yerini yurdunu bıraktırmalar bunun içindir.

Çok naz aşığı usandırır derler, ama Kürtler usanmıyor, demokratik ulusta ısrar ediyor. Türkiye’nin ortak vatan olduğunu ve gerçek anlamda demokratikleşmesinin de özerk Kürdistan’la sağlanacağını söylüyorlar. 

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın katledilişlerinin yıldönümünde özlemleri olan Kürt ve Türk halklarının kardeşliğini ve ortak birlikteliğini yaratmak için daha büyük bir mücadele içine girilmelidir. Türkiye halkları ve demokrasi güçleri AKP’nin bu kirli ve bölücü oyunlarını bozmak için Kürt halkıyla daha çok dayanışma içinde olmalı ve daha çok ortak hareket etmelidir. İnadına demokratik ulus, inadına ortak vatan sloganıyla AKP’nin bu bölücü politikaları boşa çıkarılmalı ve demokratik Türkiye yaratılmalıdır.