Aynı cezaevinde tutulan gazeteci Meltem Oktay’ın sorularını yanıtlayan ölüm orucundaki Ardıl Çeşme, inançla beslendiklerini belirterek, şunların altını çizdi: “Direnmek, seni yok edenlerden izin alınarak olmaz; onlara rağmen dimdik durmayı bilerek olur.”

Yıllardır bu yolu beraber yürüdüğüm yoldaşlarla aynı hayalin peşinden koşan ülkemin çocuklarından biriyim. Halkımızın onuruyla yaşadığını; mezarlıkla hapishane arasında mekik dokumadan mutlu olduklarını görmek istiyorum.”

Ölüm orucundaki Ardıl Çeşme, bu eylemin ölümle sonuçlanabileceğini; çok zorlu ve etkisi yoğun olacak bir süreçten geçildiğini söyleyerek, zaten bunun bilinciyle başladıklarını vurguladı.

DTK Eşbaşkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven, Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması talebiyle cezaevinde 79. günden sonra Amed’deki evinde sürdürdüğü ve 191. gününde olan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, 16 Aralık’tan itibaren Türk cezaevlerinde yayıldı. 16 Aralık’ta 10 cezaevinde başlayan ve 36 tutsağın dahil olduğu ilk grubun eylemi 153, 17 Aralık’ta 3 cezaevinde başlayan 10 tutsağın eylemi 152, 26 Aralık’ta 13 cezaevinde başlayan 35 tutsağın eylemi de 143. gününde. 2 Ocak’ta bir cezaevinde bir tutsağın başladığı eylem 136, 5 Ocak’ta 26 cezaevinde 100’ü aşkın tutsağın eylemi 133. gününde. 15 Ocak’tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak’ın eylemi de 122. gününe girdi. 17 Ocak’ta bir cezaevinde 3 tutsak; 27 Ocak’ta bir cezaevinde 5 tutsak; 28 Ocak’ta bir cezaevinde 2 tutsak; 29 Ocak’ta, bir cezaevinde 3 tutsak; 15 Şubat’ta da 8 tutsak daha eyleme katıldı. 1 Mart’tan itibaren ise tüm cezaevleri eyleme dahil oldu. HDP Milletvekilleri Dersim Dağ (3 Mart), Tayip Temel ve Murat Sarısaç (8 Mart) da Amed’de eylemdeler. Ayrıca Güney Kürdistan’ın Hewlêr kentinde HDP’li Nasır Yağız, 178; Mexmûr’da İştar Kadın Meclisi Üyesi Fadile Tok, 128; Germiyan’da Herêm Mehmûd, 83 gündür eylemde.

Tahliye olanlar da bırakmadı

Erzincan T Tipi Kapalı Cezaevi’nde 7 Ocak’ta açlık grevine başlayan Sedat Akın, tahliye edilmesinin ardından eylemini Batman’daki evinde 131. gününde sürdürüyor. Gurbet Ektiren, Bakırköy Cezaevi’nde 15 Ocak’ta başladığı açlık grevi eylemini tahliye olduğu 8 Mart’tan bu yana Mardin’in Derik ilçesindeki evinde; İhsan Sinmiş (56), 1 Mart’ta Silivri Cezaevi’nde başladığı açlık grevini 11 Mart’ta tahliye olduktan sonra İstanbul Küçükçekmece’deki evinde; Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki Murat Aksin, 15 Mart’ta başladığı eyleme, 25 Mart’ta tahliye edildikten sonra Derik’teki evinde; Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 5 Ocak’ta açlık grevine başlayan Mahsun Şen, eylemini tahliye olduğu 17 Nisan’dan sonra Derik’teki evinde; Amed’de HDP binasında açlık grevine başlaması üzerine gözaltına alınıp tutuklanan İsmet Yıldız 29 Mart’ta, Sevican Yaşar 2 Nisan’da, Salih Tekin ve Bilal Özgezer ise 5 Nisan’da tahliye edildikten sonra evlerinde sürdürüyor.

Şimdiye kadar 8 şehit

 Almanya’nın Krefeld kentinde 20 Şubat’ta mahkeme önünde bedenini ateşe veren Uğur Şakar, tedavi gördüğü hastanede 22 Mart’ta şehit düştü. Zülküf Gezen (33), 17 Mart’ta Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde; Ayten Beçet (24), 23 Mart’ta Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde; Zehra Sağlam (23), 24 Mart’ta Oltu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde; Medya Çınar (24), 25 Mart’ta Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde; Yonca Akici, 9 Mart’ta Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde; Siraç Yüksek, 2 Nisan’da Osmaniye 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde; Mahsum Pamay ise 5 Nisan’da Elazığ 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde şehadete ulaştı.

Birinci ölüm orucu grubu

PKK ve PAJK’lı tutsaklardan Nesrin Akgül, Şükran Aydın, Zozan Çiçek (Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi), Ardıl Çeşme, Aslı Doğan (Gebze Kadın Kapalı Cezaevi), Ahmet Anığı, Özhan Ceyhan, Vedat Özağar, İhsan Bulut, Erol Cengiz (Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi),  Ergin Akhan, Enver Durmaz, Ahmet Topkaya, Abdulhalik Kaplan ve Ferhat Turgay (Diyarbakır D Tipi Cezaevi) tecridin kırılması amacıyla sürdürdükleri açlık grevini bir üst aşamaya çıkararak, 30 Nisan’dan itibaren ölüm orucuna da başladı.

İkinci ölüm orucu grubu

PKK ve PAJK’lı tutsaklar, Türk devletinin tecritteki ısrarına karşı ikinci bir ölüm orucu grubuyla direnişi yükseltti. 30 Nisan’dan beri 15 tutsağın sürdürdüğü ölüm orucu eylemine 10 Mayıs’tan itibaren 15 tutsak daha dahil oldu. Kandıra Cezaevi’nden Yaşar Cinbaş, Muhammed İnal, Diyadin Akdemir, Engin Kahraman; Bolu F Cezaevi’nden İbrahim Doğan, Ahmet Emin Eren, Mustafa Taştan; Patnos Cezaevi’nden Sena Efe, Burhan Şık, Faysal Atak, Şefik Kayhan; Tekirdağ 1 Nolu Cezaevi’nden Reşat Özdil; Tekirdağ 2 Nolu Cezaevi’nden Zeki Bayhan, Yılmaz Yıldız; Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden Sait Öztürk eylemlerini ölüm orucuna dönüştürdü.

Tutsak gazetecinin söyleşisi

Ölüm orucunun birinci grubunda yer alan Ardıl Çeşme, 25 yıldır cezaevinde. Şu an Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Çeşme, kendisiyle aynı cezaevinde kalan gazeteci Meltem Oktay’ın sorularını yanıtladı. Oktay, Çeşme için “İlk röportaj sözünü bana vermiş olsa da cezaevinin imkansızlıklarından dolayı geç kalmış bulunuyorum” dedi ve şöyle devam etti: “Sorularımı sorduğum gün, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ydü. Anlamı güzel olan bu bayramın tutsaklığımla olan tezatlığına birlikte güldük. Ardıl ölüm orucunun 4’üncü gününde oldukça moralli ve güçlüydü.”

 Ardıl Çeşme, tutuklu gazeteci Meltem Oktay’ın sorularına şu yanıtları verdi: 

Öncelikle seni tanımayanlar için biraz kendini tanıtabilir misin?

 Amed’in Lice ilçesinde 1973’te doğdum. 1975’te Lice depreminden sonra Amed’e taşınmışız. Yaşamı, Amed’in zıtlıkları, uzlaşıları, yasakları, direnişleri, zenginlikleri ve yoksulluklarında öğrendim. 80 Darbesi’nde okula başlamıştım. Dolayısıyla çocukluğum bu sürecin gerçekliğinde şekillendi. Öğrenmeyi öğrendik. Böyle bir Amed’deki zindanı bilmemek imkansızdı. 1986’da dışarıda başlayan açlık grevlerini gördüm. Direnen anneleri, kardeşleri gördüm. Amed’in siyasi ikliminde partiyi ne zaman tanıdım bilmiyorum. Sanki hep vardı ama ben 1993’te katıldım. 1994’te tutuklandım. İdam ile yargılanıp müebbet ceza aldım. Sanırım bizlerden daha fazla zindanda kalmış kadın, tarihte yoktur. Tarihe hem tanıklık yapıyor hem de tarihe yön veriyoruz.

Neredeyse yarım yıldır açlık grevi içerisinde olan bir halkın çocukları var ve bu grevler ülkeler arası, hatta kıtalar arası yayıldı. Talepler noktasında adım atılmayınca süreç farklı bir noktaya evirildi. Ölüm orucuna başladınız. Bu yeni süreçte taleplerinizi açık ve net olarak bir kez daha söyleyebilir misiniz?

Kasım 2018’den beri grev sürüyor. Grevi başlatırken Leyla hevalin belirttiği gibi; ölüm orucunun talepleri de aynıdır. Mutlak hale gelmiş, uluslararası güçlerin ortak sürdürdüğü İmralı tecridi, herhangi bir tecrit değil, Sayın Öcalan’ın geliştirdiği Demokratik Ulus, Demokratik Konfederal modelin başta Rojava ve Ortadoğu’da olmak üzere bu modelin yaşam bulmasını istenmiyor. Bu sistem, onların bütün saldırılarına rağmen yaşam Rojava’da buldu ve yayıldı. Tecrit sürekli kılınarak Rojava sistemi Türkiye üzerinden yok ettirilmeye çalışılıyor. Biz tecrit kaldırılsın derken, halkların özgürce mutluluk içinde, dilenci/mülteci edilmeden, tacize uğramadan, çocukların oynadığı patileri kesilmeden, zehirlenmeden her hayvanın yaşadığı, nükleer santrallerle doğanın zehirlenmeden her canlının can hakkı için yaşaması gerektiğine inanırız. Bu yüzden tecridi yıktığımızda bu sistem üzerinde durmuş olacağız. Devletin Kürtlere dönük inkar, imha politikası için Türkiye halkını düşürdükleri hal içler acısıdır. Savaşa yatırılan paranın bir günlük bütçesiyle bir şehrin karnı doyar. Bunun için İmralı tecridi yıkılmalı. O tecrit yıkılınca bu ülkeye barış gelecek. Herkese rağmen onların yaşam hakkı için ölüm orucuna girdik. Talebimiz nettir; İmralı tecridi kaldırılacak.

 21. yüzyıldayız ve insanlar ölüm orucunda; hala kör, sağır, dilsiz insanlar var. Ben içinizde kalan bir gazeteci olarak ne kadar kararlı ve ciddi olduğunuzu görebiliyorum. Bu kör, sağır ve dilsiz çevrelere kararlılığınızı belirtmek, onları harekete geçirmek için ne söyleyebilirsiniz?

21. yüzyılda insanlık kara deliğin görüntüsü yayınlayabiliyorken, biz bir halkın kendi topraklarından inkarına karşı ‘Biz varız’ diyen bir halk olarak Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için ölüm orucuna giriyoruz. Buna duyarsız olanlar bilmediklerinden değil, kimse kendini yanıltmasın. Biliyorlar ve susuyorlar. Çünkü farkında olarak Kürtlere uygulanan katliam türlerini cinayetin ortağıdırlar. Susanlar bunlardır. Susturanlarda bunlardır. Sizce Kürtlük gerçeğini bin yıllara dayanan varlığını kabul etmeyenler kara deliklerin sırrına erebilirler mi? Bugün bu görüntü yayınlandığında bilin ki artık bu gerçeği saklayamadıkları ve kabul etmek zorunda oldukları içindir. Bizim çağrımız dünyayı bütün güzellikleriyle ortaklaşa yaşamak isteyenleredir.

Ölüm orucu derken adı üstünde bunun çok ciddi sonuçları olabilir. 1982’lerde Diyarbakır Cezaevi’nde de yaşandı. O dönemin zulmünü tarihten çok iyi biliyoruz. Bu saatten sonra bir an evvel yapılması gereken nedir?

Bu eylem ölümle sonuçlanabilir. Biz bunun bilinciyle başladık. Çok zorlu bir süreç, etkisi yoğun olacaktır. Mesele bu değil, mesele insanlığın toplumsal vicdanı, bilincin uyanmasıdır. Her şeye susan, toplum olmaktan uzaklaşmış, insan olma yetisi yitirmiş anlamına gelir. Dünyanın neresinde olursak olalım, bugün bu eyleme sesiyle, eylemleriyle destek olmayanlar yalnızlıklarında çıldırmakla yüz yüze kalmış demektir. İnsanlığın çıldırmaktan alıkoymak ve yaşamla buluşturmak, yaşamın anlamını göstermek için bu eylemdeyiz. Kürt’süz bir dünya hafızasız bir dünyaya döner. Belleksizliğe hayır diyoruz. Başaracağız. Bunu ben de başaracağım, diyen; birlikte gülmeye söz verenler bizimle buluşabilir ve zamanı da onlara bırakıyoruz. Zira onlar gelirse biz ölmeyeceğiz fiziksel olarak ama gelmediklerinde öleceğiz. Sadece su ile besleniyoruz ve inançla. Biliyorum gelecekler.

25 yıldır cezaevindesiniz. Önünde çok ciddi bir süreç var, 25 yıldır en büyük özlemini ve hayalini sormak istiyorum, nedir?

25 yıldır zindandayım, şaka gibi ama gerçek. Şimdi bir eylemdeyiz. 2 sonuç var; 5 yıl sonra ceza bitiyor. O gün burada olacak mıyım hiç bilmiyorum. Yıllardır bu yolu beraber yürüdüğüm her yoldaş ile aynı hayalin peşinden koşan ülkemin çocuklarından biriyim. Ülkemizde özgürce, bizimle yaşamak isteyen herkesle, Önderlikle yaşamak, halkımızın onuruyla yaşadığını görmek, mezarlıkla hapishane arasında mekik dokumadan mutlu olduklarını görmek istiyorum.

Grevle birlikte cezaevinin uygulamalarından, koşullarından da bahsedebilir misin?

Zindanda koşullar ağırlaşıyor. Cezaevlerindeki personel AKP-MHP’nin üyeleri ve sürekli provokasyon yaratmakla uğraşıyorlar. Elleri açık, ölmemiz için dua ediyorlar. Ölmemiz için elleri açık olanlar, öldürmek için durmazlar. Yani dışarıdan farklı değil, aynıdır. Bizi ilgilendiren; bizim ne yaptığımızdır. Biz direnerek yaşadık ve yaşıyoruz da. Direnmek sana saldıran ve seni yok edenlerden izin alınarak olmaz. Onlara rağmen dimdik durmayı bilerek olur. Cesur olun ki onların konumlarını görebilesiniz. Düştüklerini görmek için cesur olmak gerekiyor. Direnmek için cesaret.