Kürt Halk Önderi, söz konusu aşamalı ve riskli sürecin başarısının “Herkese kazandıracak süreç” olduğunu belirtiyor. Burada belliki “Kazan-kazan ilişkisi” işliyor. “Ya birlikte kazanacağız, ya da hep beraber kaybedeceğiz” ilkesi geçerli oluyor. Tüm karşıtlıklara rağmen, onlara kazandıracak bir ilke ile hareket edebilmek önemli. Bu durum eğer doğru değerlendirilirse riski azaltan ve şansı büyüten bir etken olur.
Peki nedir bu riskli mücadelenin aşamaları? Birinci aşamanın özü tam çatışmasızlıktı. İkinci aşamanın özü ise tam demokratikleşme oluyor. Tam demokratikleşmeyi sağlayacak hukukî ve siyasi değişiklikleri öngörüyor. Şimdi ikinci aşamaya geçildiği ilan edildiğine göre, o halde yapılması gereken hukukî ve siyasi reformların hemen gündeme getirilip tartışılması ve sonuca götürülmesi gerekiyor.
Belirtildiği kadarıyla bu sürecin diğer bir karakteri de, her aşamanın kendinden önceki aşamanın başarısı üzerinde gerçekleşmesi oluyor. Bu durumda ikinci aşamaya geçildiği ilan edildiğine göre, o halde birinci aşamanın tamamlanmış olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Eğer böyle olmasaydı, yani birinci aşama başarılamasaydı, belliki yeni bir aşamaya, yani ikinci aşamaya geçilemezdi.
Peki birinci aşama tam başarıldı mı? Gerçekten de herkese kazandıran bir süreç ve olaylar yaşandı mı? Kürt Halk Önderi Öcalan bu sorulara “Evet” cevabını veriyor. Buna örnek olarak “Altı aydır çatışmanın olmamasını ve hiç kimsenin ölmemesini” gösteriyor. Başlı başına bu durumun bile herkese kazandıran bir sonuç olduğunu belirtiyor. Bunun Türkiye toplumunu rahatlattığını ve dolayısıyla AKP iktidarını sıkıntılardan kurtardığını ifade ediyor.
Elbette çatışmanın olmaması ve insanların ölmemesi toplum ve iktidar açısından çok önemlidir. Toplum artık Kürtlere karşı yürütülen kirli savaşın yükünü kaldıramamaktadır. Böyle bir savaşta ve Kürt toplumunun sömürgecilik altında tutulmasında kendisi için bir fayda görmemektedir. Aldatmak amacıyla kullanılan şoven-milliyetçilik ve psikolojik savaş artık toplumu aldatamamaktadır. Taksim Gezi Parkı direnişi de çok net olarak gösterdi ki, Türkiye toplumu büyük bir öfke ve tepki içinde.
Peki böyle bir toplum yönetilebilir mi, rahat yönetilebilir mi? Belliki yönetilemez. O halde toplumu böyle bir öfke ve tepkiyle dolduran nedenleri ortadan kaldırmak, toplumu rahatlatmak, aynı zamanda toplum yönetimini de rahatlatmak anlamına geliyor. Bu durum hem topluma, hem de yönetime kazandırıyor. Türkiye toplumu otuzüç yıllık savaşın kaybettirdiği maddi ve manevi gerçekleri yeniden elde etme imkanına kavuşuyor.
Belliki birinci aşamada başarılan tam çatışmasızlık Türkiye toplumuna da devletine de kazandırmış. Aynı biçimde Kürt toplumuna da kazandırdığı açık. Çünkü savaşın yükünü en çok Kürtler çekti, zararını en fazla Kürtler gördü. Kürt toplumunun siyasi ve askeri kırım düzeyinde kendine dayatılan bu savaştan kurtulması elbetteki onun için hayati öneme sahip.
Bir de Kürt sorunuyla ilgili olan ve zarar gören güçler var. Tam çatışmasızlık Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünün de önünü açıyor. Böyle Kürt sorununun çözümünden zarar gören güçler de, bu biçimde çözümün önünün açılmasından elbette yarar görecektir. Bu nedenle Kürt savaşında sağlanan tam çatışmasızlık bölgede ve dünyada çok sayıda güce kazandıran bir özelliğe sahip.
Fakat şu sorulabilir: Peki Kürdistan’daki savaş herkese zarar mı veriyor? Kuşkusuz herkese zarar verdiği söylenemez. Çünkü herkese zarar verse savaş olmaz! Bu savaşa yol açan Kürt sorunu var olmaz ve devam etmez! Sorun var olduğuna ve savaşa yol açtığına göre, o halde bunlardan yarar gören güçler de var demektir. Sorunu var eden, savaşa yol açan ve sorunu çözümsüz kılan da bu güçlerdir. Kuşkusuz bu bir gerçektir, fakat Kürt sorunundan ve savaştan çıkar sağlayan güçler şimdi epeyce azalmışlardır. Artık kendilerini gizlemek zorunda kalıyorlar ve açıkça ortaya koyamıyorlar. Yani çok küçük bir azınlık haline getirilmişler ki, artık onların da aşılması zamanı gelmiş durumdadır.
Birinci aşmanın başarısının Kürtlere kazandırdığı bu belirtilenlerden de çok ileri bir düzeydedir. Newroz’da Önder Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan yeni süreç tam bir demokratik siyasi hamle olmuştur. Paris katliamı karşısındaki kararlı tutum ve Kürt Halk Önderi’nin çözüm projesini sahiplenme ve pratiğe aktarma bu hamleyi çok çok büyütmüştür.
Bunun sonucunda Kürt Özgürlük Hareketinin Kürt toplumu üzerindeki etkisi büyümüş ve daha da yaygınlaşmıştır. Özgürlük Hareketinin kitle tabanı genişlemiştir. Yine Türkiye’de demokrasi hareketinin gelişiminin önü açılmış, Türk-Kürt demokratik birliği oluşmuştur. Ankara ve Amed konferansları bu durumun somut kanıtları olmuştur. Gelişen halk direnişleri tamamen bu ortamın ürünüdür.
İçte olduğu gibi dışta da Kürt Özgürlük Hareketinin etkisi yayılmıştır. Neredeyse bütün dünya Kürt gerçeğini, Kürt sorununu ve Kürdistan özgürlük mücadelesini tanımıştır. Kürt Halk Önderi Öcalan’ın kimliği ve düşünceleri bütün dünyaya yayılmıştır. Bunu en açık bir biçimde “Öcalan’a Özgürlük” şiarıyla yürütülen imza kampanyası çalışması göstermektedir. Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Avrupa’ya ve Ortadoğu’ya kadar dünyanın dört bir yanında imza kampanyası yürütülmektedir. Her gün bir veya birkaç yerde yeni imza kampanyası açılmaktadır. Bu kampanyalara herkes katılmaktadır. Devlet başkanlarından hapistekilere, aydın ve sanatçılardan işçi ve emekçilere, büyüklerden çocuk ve gençlere kadar herkes katılım göstermektedir. Tabi çalışmanın öncülüğünü ise kadınlar ve gençler yapmaktadır.
Bu gerçekten çok önemli bir olay haline gelmiştir. Belkide dünyada bir rekor kıracak, benzeri olmayan bir olay haline gelecektir. Neredeyse yeni bir insan ve toplum duruşu olmakta, yeni bir dünya ortaya çıkmaktadır. Kuşkusuz bu da Kürt sorununun çözümünü yakınlaştırmakta ve tüm dünyada demokrasi ruhunu ve örgütlülüğünü güçlendirmektedir. Olay son derece heyecan verici ve herkesi seferber edici hale gelmektedir. Elbette bu gelişmeler memnuniyet vericidir, kutlanmayı ve selamlanmayı çoktan hak etmiştir. Küresel bir sorun olan Kürt sorununun çözümü böylece daha da yakınlaşmıştır. Kürt Özgürlük Hareketinin ulaştığı düzeyi ve ilk aşamada yaşanan demokratik siyasi hamlenin gücünü göstermektedir. Demekki ilk çatışmasızlık aşamasının başarılması Kürtlere çok kazandırmıştır. Sadece Kürtlere değil, çok küçük bir azınlık dışında herkese kazandırmıştır.
Bu durum, ikinci aşamanın başarısının da herkes açısından ne kadar kazandırıcı olacağının en açık kanıtıdır. Demekki Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın herkese katılım çağrısı çok önemlidir ve herkes büyük bir duyarlılıkla katılım göstermelidir. Kendi demokrasi anlayışını ve projesini ortaya koymalı ve tartışmalarda yer almalıdır. Hukukî ve siyasi değişikliklerin neler olacağı böylece herkesin katılımıyla açığa çıkmalı ve başarısı için de elbirliğiyle çalışılmalıdır. Bu konuda başta partiler, meclis, sivil toplum örgütleri ve aydınlar olmak üzere herkese tarihi görevler düşmektedir ve herkesin de tarihi sorumluluğuna sahip çıkması gerekir!...
İnançlı olmak
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan son BDP heyeti ile yaptığı görüşmede “İkinci aşamanın başladığını“ ilan etti ve herkesi bu demokratikleşme aşamasına çok daha güçlü ve etkin katılmaya çağırdı. Kendisinin “Sürecin başarısına inandığını” da ekledi. Aşamalı ve riskli bir demokratik çözüm sürecinin yürütülmeye çalışıldığı biliniyor. Böyle bir süreçte başarıya inançlı, kendine güvenli ve kararlı olmak elbette çok büyük bir önem taşıyor. Bu özelliklerin Kürt Halk Önderi’nde fazlasıyla var olduğu gözleniyor.