
Dêrsim’in barışa ve özgürlüğe sevdalı; aklı güzel, kalbi güzel, cesaretli yüreği de saçları gibi kızıl Sakine! Dürüst ve yiğit kardeşim, iyiliğe uzanan öpülesi ellerini kırdılar mı? Ruhunu teslim alamadılar da, bedenini bu kavga ve sevdadan çekip aldılar mı? Seni bizden, sevdiklerinden hain bir kurşunla ayırdılar mı? İnanması da anlaması da güç... Neden, hep iyi insanlar zamansız ölür? Neden, ilk önce onlar kara toprağın soğuk ve nemli koynuna verilir? Kanlarımızı akıtmaya, canlarımızı almaya doymadılar ama bir de anlamadılar ki; birer birer, onar onar katletseler de; birimizin düştüğü yerden bir diğerimiz alır ve taşır gururla, onun ruhunu...
İşkence tezgahlarında baş eğdiremediğiniz, aman diletemediğiniz birini ancak bu şekilde susturabilirdiniz. Öyle yaptınız. Hain bir tuzakla Sakine’nin de arkadaşlarının da canını aldınız. Kan ve şiddetten beslenenler için aşılmaz ve ulaşılmaz bir setti, Sakine! Devrilmesi gerekiyordu, devirdiler! Ama düşünemediler ki, Sakine nefretin ve şiddetin önünde bir dağ gibi duran tek set değil! Analar ne Sakineler doğurdu, daha ne Sakineler var! Birini aşsalar diğerinin önünde bulurlar kendilerini. Birini devirseler bir diğeri alır hemen yerini!
Aşıkların şehri Paris! Önce Yılmaz Güney, sonra Ahmet Kaya, şimdi de Sakine’nin ölüm haberi ile bir kez daha beni yıktın. Dağladın yüreğimi. Artık acı ve ölüm kusma. En yakışmayan ölümleri sen kusuyorsun. Ama sen şimdi şahitsin; gece örtse de tüm gizleri, sen bari saklama ve ver bize Sakine’nin katillerini! “Sakine huzurla uyusun” demeyeceğim. Biliyorum ki, tanıdığım Sakine barışa, zafere meyletmişti ömrünü. O, istemleri bu topraklarda yer bulmadıkça, asla rahat uyumayacak. Yani, görevimiz biraz daha arttı! Onun ölümüyle hedeflenen kirli amaca hizmet edilmesine izin vermemeliyiz. Zalimlerin suratına daha kararlılıkla haykırmalıyız. Yeniden bilsinler ki, hiçbir zulümleri bundan vazgeçirmeye yetmeyecek. Bilsinler ki, son serüvenci yollardadır ve yaralıdır hala!
FERHAT TUNÇ