“Çocuk, dünyanın en büyük saadetidir." DOSTOYEVSKİ
Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'ne göre 0-18 yaş arasındaki her bireyi çocuk olarak kabul etmiştir. Bu onay bir tek WHO için değil, insanlık etiğine, ahlak kurallarına göre de tasvip edilen bir tanımdır, kesindir ve de yerindedir. Dolayısıyla, süregelen insanlık sürecinde ebeveyn ve çevre olgusunun çocuklara karşı meyli hep koruma, hak ve taleplerine ayak uydurma üzerine kuruludur. Tabi ki art niyetli ve tecavüzcü, katil vb. maskelerini takıp yararlanmak isteyenlerin dışında. Maalesef ki bu maskelerin arkasına saklanarak amaçlarına ulaşanlar bir müddet sonra insanım diye aramızda cirit atıyor. Bunların emsallerini işitmiş ve görmüşüzdür. Peki ya bu maskelere hacet etmeden amaçlarına ulaşanlara ne demeli!? Bu yalın suratlı çocuk katillerine ne denilirse densin kifayetsiz kalmaz mı sizce? Ya da hangi adalet kurumu bu durumu temize çekerse vicdanları, vicdanlarımızı feraha erdirir? Mümkün değildir, düşünülmesi de imkansız olmasının yanı sıra bir o kadar da korkunç ve iğrençtir. Hiçbir adaletin sübyan kıyımlarından sonra verdiği yargı, karar, hiçbir insanın vicdanını pir u pak edemedi ve etmeyeceği de çok barizdir. Bu isterse ben olsun, sen olsun, o olsun…
Bir çocuğu dünyaya getirmenin yanı sıra büyütülmesi de meşakkatli ve kutsaldır. Hakeza, büyütülen her çocuk, doğduğu ve yaşadığı ülkenin kaderini belirler. Olgunlaşmasına müsaade verilmeden öldürülen çocukların sayısı bu ülkede uyku kaçırtacak, vicdan sızlatacak, insanlıktan utandıracak derecededir.
Bu çocukları öldüren serseri kurşunlar değil, trafik kazaları değil, hiçbiri kazara da ölmedi. Bu çocuklar bizzat devlet tarafından hedef alınarak öldürüldüler. Terörist ilan edilen Uğur Kaymaz’ın yaşı henüz 12 iken, yaşından çok kurşunla öldürülmek gibi, 'dur' ihtarına uymadığı gerekçesiyle öldürülen İbrahim Halil Çoban gibi. Evlerinin dibinde ulu orta talim eden askerlerin kurşunuyla öldürülen Canan Saldık gibi, hem de bu askerlerin suikast için kullanılan Kanas marka silahlarla bunu gerçekleştirmesi gibi. Sanki kullanılan silah çakıymış da sanki kullanan asker değil magandaymış gibi. Askeri mühimmatlarını çocukların oyuncakları yapacak derecede duyarsız devletin eliyle ölen Ceylan Önkol gibi ve annesinin parçalanmış cesedi parça parça, teker teker toplaması gibi…
Bunlar, katledilen çocukların annelerinin henüz döktüğü gözyaşlarının silinmediği kadar yakın tarihlerde gerçekleşenlerden sadece birkaçı. Bugüne kadar güvenlik güçleri tarafından öldürülen çocukların sayısı buz kestirecek kadar ürkütücü. Onlarca öldürülen çocuklara herhangi bir işlem yapılmayanların sayısı da farksız. Yaşları 18 ay ile 18 yıl arasında değişen öldürülmüş Kürt çocuklarının sayısının son 11 yıl bilançosu Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın rakamlarına göre 241 STK’ların verilerine göre 477'nin üzerinde. Bölge illerinde çatışmaların yoğunlaştığı 1989 yılından günümüze kadar asker veya polis tarafından en çok çocuğun öldürüldüğü yıl ise 1992. Yıllara göre öldürülen çocuk sayısı da şöyle: 1989'de 2, 1990'da 41, 1991'de 22, 1992'de 115, 1994'te 94, 1995'te 17, 1997'de 7, 1998'de 8, 1999'da 12, 2000'de 3, 2002'de 11, 2004'te 4, 2005'te 4, 2006'da 22, 2008'de 5, 2009'da 9, 2010'da 14, 2011'de 31, 2012’de 10, 2013’te 1, 2014’te 3 ve 2015’te ise durmadan devam eden ciddi bir rakam var. Bu çocuklar Devlet tarafından öldürülmüş, ölümler soruşturulmamış, yargılama olmamış ve hiç bir katil mahkumiyet yaşamamıştır…
AKP iktidarı döneminde en çok çocuk ölümünün yaşandığı tarih 2011'in Mart ayına tekabül ediyor.Birçok çocuğun da polis veya asker tarafından vurularak yaralandığı AKP döneminde, tutuklanarak yaşlarından büyük cezalara çarptırılan sayının ise haddi hesabı yok. Hükümetin bu öldürülen çocuklara dair tek mazereti, "kasıtsız" kelimesinin arkasına saklanmayı bu kadar iğrenç bu derece samimiyetsizce görmediğimiz biçimde "kasıtsız öldürdük" ve "gereği ne ise yapılacaktır" gibi açıklamalarla bulunup, otopsi tutanaklarına saçma sapan sonuçlara bağdaştırıp durumu kurtarmaya çalışmıştır.
Çocukların hükmettiği tek dünya olan oyuncaklar dünyasının nüfusundan öldürülen, olmadı sürüklenerek gözaltına alınan, şiddet gösterilen bir ülkede yaşıyoruz maalesef. Oysa ki masumiyet çocuklarda öylesine özgü, öylesine güçlü ki, bir milletin savaşmasına bile engel olabilecek derecededir. O zaman hükümet, çocuklarımızı öldürerek savaşa saha, meydan açtırmaya mı çalışılıyor acaba? Şayet öyle ise İmam Şafii’nin çok manidar olan bir sözüyle yazıma son veriyorum: "Çocuğa kötü söz söylemen ve kötü davranman, onu, kardeşine ve sana aynı şekilde konuşmaya ve davranmaya cesaretlendirecektir."