KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, açlık grevlerine ilişkin İmralı’dan gelen mesajı değerlendirerek, bu konuda insiyatifin açlık grevindeki eylemcilerde olduğunu söyledi. Karayılan "Önderliğimizin yansıyan görüşleri de var ama sürecin bize dayattığı gerçeklikler de söz konusu. Ben eylemcilerin bütün bu gerçekliklere dayanarak kararlarını vereceklerini ve inisiyatifli olmaları gerektiğini düşünüyorum" dedi.
ANF’nin sorularını yanıtlayan KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, cezaevlerinden başlayarak yayılan açlık grevleri, Pozantı Cezaevinde Kürt çocuklarına yapılan insanlık dışı muameleleri, Adıyaman’da işaretlenen Alevi evleri, Kürt Dil Konferansı ve Mart ayı eylemlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

* Cezaevlerinde, Avrupa ve birçok merkezde başlatılan açlık grevleri sürüyor. Bu eylemliliklere yönelik İmralı’da tutsak olan Cumali Karsu’nun avukatlarına göndermiş olduğu bir faks da var. Açlık grevlerini ve İmralı'dan gönderilen mesajı nasıl değerlendiriyorsunuz?

'İmralı İşkence Sistemi' var olduğu müddetçe Kürt sorununun çözülmesi, barışın gelişmesi ve Kürt halkının özgürleşmesi mümkün değildir. Kürdistan'da barış, Kürt halkının özgürlüğü ve halklar arası kardeşliğin yolu bu sistemin ortadan kalkmasından geçmektedir.
Halkımızın Kürdistan’da, Türkiye’de ve Avrupa’da gerçekleştirdikleri açlık grevlerinin tümü güçlü bir sahiplenmeyi ifade etmektedir. Ben gerek zindan ve Avrupa’daki eylemcilerini, yine tüm destekleme eylemcilerini en içten devrimci duygularla selamlıyorum. Onların başlattıkları açlık grevi eylemini anlamlı buluyor ve destekliyoruz.
Cumali Karsu arkadaşın avukatlarına göndermiş olduğu mesaj elbette ki önemli ve anlamlı bir mesajdır. Hiç kuşku yok ki bu mesaj aynı zamanda Önder Apo’nun görüşünü de yansıtmaktadır. Anlaşılıyor ki Önderliğimiz, kendisinin özgürlüğü için geliştirilen bu eylemlere hem değer biçmekte hem de ahlaki olarak yaklaşmakta ve kimsenin fiziki zarar görmesini istememektedir. Aynı biçimde kendini yakma eylemlerini de kesinlikle istememekte ve şiddetle karşı çıkmaktadır. Gerçekten de kendini yakma eylemleri, bu dönemin eylemi olmayıp, asla kabul edilemeyecek bir eylem biçimidir. Bütün bu konularda biz Önderliğimizin tutumunu anlıyor ve çok anlamlı görüyoruz. Bu mesaj yüksek bir duyarlılığı ifade etmektedir. Ancak aynı mesajın içeriğinde sürecin nasıl bir tıkanmayı yaşadığı ve ne kadar ağır-ciddi bir süreç olduğu da yansıtılmaktadır.
Bütün alanlarda, bütün kurum ve kişiler bu süreçte Önderliğimize ve halkımıza dayatılan işkence ve imhaya karşı mücadele yürütme inisiyatifine sahiptir. Bu açıdan açlık grevindeki eylemcilerin de inisiyatifli olduğunu düşünmekteyiz. Kendi iradeleriyle kendileri karar vermişler. Önderliğimizin yansıyan görüşleri de var ama sürecin bize dayattığı gerçeklikler de söz konusu. Ben eylemcilerin bütün bu gerçekliklere dayanarak kararlarını vereceklerini ve inisiyatifli olmaları gerektiğini düşünüyorum. Fakat destekleme eylemlerinin sadece açlık grevi biçiminde değil, daha aktif ve değişik eylemlerle olması daha gerçekçidir. Dışarıdaki insanların sadece açlık grevi değil, zengin eylem biçimlerini geliştirme imkanı vardır. Bu nedenle dönemin ruhuna uygun aktif eylemselliklerle eylemcilere ve onların amaçladığı Önder Apo’nun özgürlüğüne bağlılığı ifade etmek, bunu toplumsal düzeyde yaygınlaştırmak önemli.
Topyekun saldırı savaşına karşı kapsamlı bir direnişin her alanda ve her zeminde geliştirilerek mutlaka başarı sağlamamız gereken bir dönemdeyiz. Bu açıdan halkımızın ve tüm yurtsever-demokrat çevrelerin en fazla bu dönemde Önderliğimize sahip çıkmaları, Önderliğimizin özgürlüğü için mücadeleyi yükseltmeleri gerekmektedir. Çünkü Önder Apo’nun özgürlüğü, aynı zamanda Kürt sorununun çözümü, tüm halkımızın özgürlüğü ve barışın bu topraklarda geliştirilmesi anlamına gelmektedir.

* Amed’de 2-4 Mart tarihlerinde gerçekleşen Ulusal Kürt Dili Konferansı'na ortak dil tartışmaları damgasını vurdu. Konferansa ilişkin siz neler söyleyeceksiniz?

Amed’de geliştirilen Ulusal Kürt Dili Konferansı önemli bir çalışmadır. Bu çalışmaya katkısı olan, katılmış bulunan herkesi selamlamak istiyorum. Kürt dilinin, asimile edilmek, yok sayılmak ve ortadan kaldırılmak istenen bir dil olduğu gerçeği dikkate alındığında bu tür çalışmaların anlamı ve önemi kendiliğinden anlaşılır.
Gelinen aşamada Kürt dilinin sorunlarını tartışmak, özellikle Kürdistan'da tüm parçalar arasında ortak bir konsensüse ulaşmak gerçekten gerekliydi. Basından edindiğimiz bilgilere göre ulusal bir Dil Hareketi öngörülüyor. Bunun için bir yönetimin oluşturulması kararı alınmıştır. Yine ortak alfabenin belirlenmesi hedefleniyor. Ayrıca tüm lehçeler arasında bir ortaklaşmanın geliştirilmesi tartışılıyor. Bütün bu konuların önemli olduğunu, gerekli olduğunu belirtmek gerekiyor. Fakat kapitalist modernitenin geliştirdiği ulus-devlet anlayışının özellikle dayattığı tek dil, tek devlet, tek vatan, vb. tekçi yaklaşımın burada esas alınmaması önemlidir. Kürt dilinin var olan lehçeleri, Kürt dil zenginliğini yansıtan gerçekliklerdir. Kürt dilinin tüm lehçelerini korumak da Kürt dil kurumlarının ana görevi olmalıdır, diye düşünüyoruz. Hiçbir lehçe öne çıkarılmadan, tüm lehçelerin yaşatılması temelinde ortak bir dile ulaşma belki düşünülebilir. Yoksa lehçelerin asimile edilmesi temelinde tek bir ortak dile gitmek doğru olmayacaktır. Eminim ki bu durum göz önünde bulundurularak, kararlar geliştirilmiştir. Bugün Kürt halkı her yerde kendi anadiliyle okumak, konuşmak ve yaşamak istiyor. Kürtler başka dillere düşman değildir. Bulunduğu ülkedeki egemen devletin dilini de kullanır ama öncelikle kendi anadilini kullanmak durumundadır. Kendi anadiliyle eğitim hakkı, insan hakları kapsamında kullanması gereken doğal bir haktır. Çağımızda dünyanın hiçbir yerinde toplumların anadiline yasak getirilmemektedir. Ancak bugün Türkiye’de bu hak, kamusal alan başta olmak üzere hayatın tüm alanlarında ve tabii ki eğitim alanında yasaklanmıştır. Bu insan doğasına ve toplumlar gerçeğine aykırı bir durumu ifade etmektedir. Bir dili zorla başka bir topluma dayatmak kadar daha geri, daha ilkel ve insanlık dışı bir uygulama olamaz. Bu açıdan Kürtler çok meşru bir biçimde bulundukları bütün ülkelerde artık dil hakkını kullanmak istemektedir. Buna karşın, AKP iktidarının şu veya bu biçimde yaptığı yakıştırmaları, “Kürtçe medeni bir dil değildir” türünden geri yaklaşımları veya “evde, çarşıda konuşabilirsiniz ama eğitim dili olamaz” türünden sömürgeci zihniyeti yansıtan politikaları sonuç alamaz. Bu politikaları geçerli değildir. Kürt halkının doğal, meşru ve çağdaş istemi kendi anadiliyle okumak ve yaşamaktır. Hiç kimse bunun önüne geçemez; bu doğal hakkı tartışmak bile ancak ve ancak sömürgeci zihniyetin bir yansıması olabilir.

* Adana Pozantı M Tipi Cezaevi’nde Kürt çocuklarına yönelik işkence, tecavüz, gibi uygulamalar ortaya çıktı. Siz bu durumu Kürt çocukları ve Kürt halkı açısından nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında bu durum çocukların şimdi dilekçe yazmasıyla ortaya çıkmadı. Bu uygulamalara maruz kalan çocuklar, iki yıl önce dilekçe yazmışlardır fakat o dilekçelerin hasıraltı edildiği, görmezden gelindiği ve olayın üzerine gidilmediği anlaşılmaktadır. Devlet hep bunun üstünü örtmek istemiştir. Hatta basından izlediğimiz kadarıyla İHD’ye yazılan dilekçelerin geri alınması için polis devreye girmiştir. Yine başlangıçta o cezaevinin yöneticilerinin terfi edildiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Bu memurlar “iyi çocuklar” olmaktadırlar.
Burada bu çocuklar Kürt oldukları için ve taş attıkları için özel olarak işkenceye, tacize ve çeşitli insanlık dışı uygulamalara maruz kalmışlardır. Hatta tecavüz olayları bile yaşanmıştır ve bunlar bizzat en tepedeki müdür denilen kişilerin yönlendirilmesiyle yapılmaktadır. İşte Türk sömürgecilik gerçeğinin Kürt çocuklarına yaklaşımı budur; iki yıl boyunca hep üstü örtülmek istenmektedir.

* Peki, neden üstü örtülmek isteniyor?
Çünkü bu, bir devlet politikasıdır. Kürtlerin çocuklarına her türlü hakareti yap, yaşamını boz, onuruyla oyna, psikolojisi yerinde bir kişi olmaktan çıksın; hedefledikleri budur. Aynı şeyi biz Siirt ve Mardin’deki kız çocuklarına karşı geliştirilen tecavüz davalarında da görmedik mi? Açık ki Türk devletinin Kürt halkına düşmanca yaklaşımı değişik zeminlerde, değişik vahşi saldırılar biçiminde çocuklarımıza, kadınlarımıza, gençlerimize yansımaktadır. En tepedeki Başbakan kalkar, Kürt siyasetine küfreder ve onu hedef gösterirse, alttaki memur da bu biçimde işkence, taciz ve tecavüz yapar. Bundan AKP hükümetinin zihniyeti sorumludur. Dikkat edelim bu tür uygulamalar en çok AKP hükümetinin döneminde artmıştır. Tecavüz olayları ve insanlık dışı uygulamalar hep bu hükümet döneminde artmış bulunmaktadır. Bu bir zihniyettir ve Kürt halkını rencide etme, onursuzlaştırma, böylece de teslim alma politikalarının birer uygulamaları olarak yaşam bulmaktadır. Biz bunu iyi biliyoruz. Ama onurlu Kürt gençleri, tüm değerli Kürt kızları ve erkekleri, Türk sömürgeciliğinin-AKP faşizminin dayattığı bu onursuzluğa karşı onur mücadelesini ve savaşını yükselterek buna cevap vereceklerdir.
Nihayetinde bu Pozantı’daki insanlık rezaleti, vahşeti ve çocuklarımıza yapılanları gördükçe yükümüzün ne kadar ağır olduğunu hissediyoruz. Mutlaka bu yükün altından çıkmalıyız. Mutlaka buna cevap olmalıyız.  Biz buna karşı sessiz kalamayız. Buna cevap vermek boynumuzun borcudur. Bu, Türk sömürgeciliğinin Kürt halkına, Kürt çocuklarına karşı nasıl yaklaştığının aynasıdır, başka bir şey değildir.

* Adıyaman’da Alevi Kürtlerin evlerinin işaretlendiği basına yansıdı. Bu durum geçmiş dönemlerde Kürtlere yönelik bazı uygulamaları hatırlatıyor. Sizce bu neye işarettir?

‘78’de Maraş’ta bunu yaptılar ve Alevi Kürtlerin hepsini Maraş’tan sürdüler. Bugün o Kürtlerin hepsi mülteci durumunda, yurtdışında yaşamaktadır. Böylece Maraş’ı ele geçirdiler. Belli ki şimdi de Adıyaman’ı ele geçirmek istiyorlar. Zaten gericilik bir biçimde Adıyaman’a hakim olarak Kürdistan’a dönük politikalarını etkili kılmak istemektedir.
Bunu ne amaçla yapmış olabilirler? En azından korkutup, kaçırtmak ve belki de katletmek planları vardır ama böyle bir plan hayata geçmese bile Kürtlerin sineceği, korkacağı, ya kaçacağı ya da teslim olacağı varsayılmaktadır. Yani bunlar Kürtleri bastırmaya dönük planlı uygulamalardır. Birer özel savaş uygulamaları olarak adım adım hayata geçirilmektedir. Pozantı’daki uygulamaların amacı ne ise Adıyaman’da evlere yapılan işaretlerin amacı da odur. Kürt çocuklarını, Kürt insanlarını, Kürt Alevilerini teslim alma ve amaçları Kürdistan'da sömürgeciliği her boyutta egemen kıldırmaktır.

* 8 Mart vesilesiyle Kürt kadınları ve dünya emekçi kadınlarına yönelik bir mesajınız var mı?

 Kadın cinsinin kurtuluş sorunu, eşitlik ve özgürlüğü kazanma sorunu, tüm insanlığın bir sorunudur. Egemenlikçi zihniyetten sıyrılmış, gerçek anlamda demokratik bir zihniyete sahip eşitlikçi her kişinin mutlak surette kadın özgürlüğünü olmazsa olmaz bir biçimde savunması ve bunun için mücadele etmesi gerekmektedir. Çağımızda devrimciliğin yegane temel ölçütü budur. Kadın özgürlüğü için mücadele etmeyen, kadın özgürlüğünü savunmayan, erkek egemenlikçi yaklaşımı normal gören ya da görmezden gelen veyahut bir biçimde süzgeçten geçirerek erkeğin dayattığı ölçüleri eşitlik sayan yaklaşımlar aşılmadan devrimci olunamaz. Bu açıdan Önder Apo'nun özellikle Kadın Kurtuluş Çizgisi’ni ve İdeolojisi’ni geliştirerek, kadın cinsinin özgürlük mücadelesini insanlığın bir sorunu olarak ortaya koyması ve temel bir devrim sorunu olarak görmesi çok önemli bir devrimsel çıkış olmuştur.Kürt kadını bugün Kürt halkının özgürlük mücadelesinin en önemli bir gücü ve öncüsü durumundadır. Önder Apo’nun gerçekleştirdiği teorik perspektif ve Kürt kadınının da büyük bir direniş sergileyerek-yüksek bir irade ortaya koyarak sağladığı bu büyük gelişme aslında tüm dünya kadınları açısından önemli bir güç kaynağı ve önemli bir mesaj olmuştur.
Belki biz bugün bütün dünyaya bunu taşıramıyoruz ancak Kürdistan gibi feodalitenin oldukça etkin olduğu bir zeminde bu denli özgürlükçü bir kadın hareketinin ortaya çıkmasının tesadüfi olmaması gerekir; normal ve sıradan bir durum da değildir. Çok önemli bir toplumsal gelişme durumudur.
Ben bu temelde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü tüm Dünya Emekçi Kadınlarına ve Kürdistan emekçi, özgürlükçü yurtsever kadınlarına ve değerli şehit analarımıza kutluyor, onların özgürlük mücadelesinde üstün başarılar diliyorum.

* Mart ayının Newroz etkinlikleri ve sonrasında da yoğun bir ay olacağı anlaşılıyor, buna ilişkin neler söyleyebilirsiniz?
Evet, Mart ayı Kürdistan halkı ve Özgürlük Mücadelesi açısından önemli bir aydır. Newroz geleneksel olarak bir direniş sürecidir. Direniş, birlik ve özgürlük bayramı olarak kutlanmasının nedeni de budur. Öte yandan daha birçok anlamlı direnişin ve çıkışın bu ayda gerçekleşmiş olduğunu biliyoruz. Özellikle 5 Mart 1991’de Güney Kürdistan halkımızın Ranya’da gerçekleştirdiği çıkışın ve peşi sıra Süleymaniye ve diğer alanlara yayılarak, 5 Mart ayaklanmasının oluştuğu bilinmektedir. Biz 5 Mart ayaklanmasının 21. yıldönümünü kutluyor ve bu mücadelede yaşamını yitiren tüm şehitlerimizi anıyoruz. Ayrıca 12 Mart Qamişlo Katliamı vardır ve bu katliama karşı halkımızın tüm Batı Kürdistan'da gelişen direnişi söz konusudur. Burada onlarca şehit verildi ama halkımız Qamişlo’daki katliama karşı Dêrik’ten, Kobanî’ye, Efrîn’e kadar bütün Batı Kürdistan'da tepki göstermiş, ulusal duruşunu ve direnişini ortaya koymuştur. Bugün Batı Kürdistan'da gelinen devrimsel düzeyin temelinde bu direnişin rolü de vardır. Kısaca 5 Mart, 8 Mart, 12 Mart, 16 Mart ve 21 Mart Newroz, Newroz sonrası 21-28 Mart Kahramanlık Haftası bir bütünen Mart ayını bizler için anlamlı, manevi değeri yüksek bir ay haline getirmiş bulunuyor. Bu açıdan Mart ayının yeni dönemde de halkımızın demokratik toplumsal hareketinin, özgürlük mücadelesinin yükseliş ayı olacağı açık ortadadır.
AKP hükümeti şimdiden halkımızın Newroz görkemliliğini zayıflatmak için suni gerekçelerle tutuklamalar yapmaktadır. Şimdiden belirteyim ki, bunlar tamamen AKP hükümetinin yakıştırmalarıdır; halkımızın toplumsal düzeyde Newroz’u karşılamasını önlemeye dönük girişimlerdir. Hiçbir Kürdistanlı bu tür şeylere kulak asmamalı. Tüm yurtsever, demokratik kurum ve kuruluşların Mart ayına bu biçimde yaklaşması, toplumsal etkinlik ve katılımların ulusal ve uluslararası düzeyde Kürt halkının birer mesajı olarak yansıyacağını dikkate alarak, en yüksek düzeyde katılımı göstermesi gerekmektedir. Ve ben tüm halkımızın bütün parçalarda ve yurtdışında güçlü bir katılımla Mart ayını özgürlük mücadelesinde önemli bir çıkışla karşılayarak, özgürlükçü, demokratik tutumunu ortaya koyacağını düşünüyor; bu temelde tüm halkımızı en etkili bir biçimde Mart ayını ve Mart ayı içerisindeki başta 8 Mart ve Newroz olmak üzere tüm etkinliklere katılmaya çağırıyorum.


DENİZ KENDAL/GÜLİSTAN TARA - ANF/BEHDİNAN