Küreselleşme ile paralel seyreden yeni medya imkanları, bu yeniden hatırlama süreçleri ve yeni entegrasyon denklemlerini kolaylaştırmış, yaygınlaştırmıştır. Son dönemde yapılmak istenen bu seyri kendi doğallığından çıkararak denetim altına almak ve mümkün olduğu ölçüde daraltmaktır.
Sınır aşan toplumsal buluşmaları kontrol altına almanın, hatta yeni gerilim hatları ile kuşatarak çatışma zeminine taşımanın en bilinen yolu yalnızlaştırma stratejisidir.
Askeri imha yöntemleri ile kıyaslandığında son derece yumuşak ama siyasal etkinlik kapasitesi açısından baş edilmesi son derece zor bir stratejiden söz ediyoruz.
Kürtlerin diğer toplumsal mağduriyet kimlikleri ile sağlıklı bir iletişim geliştirmesi, geçmişten gelen güven bunalımını aşarak yeni toplumsal barış projeleri geliştirmesi sadece Türkiye’nin değil Ortadoğu’nun dengelerini de etkileyecek bir durumdur. Dolayısı ile Kürtleri biryandan içerde Aleviler’den sonra dindar kitlelerden uzaklaştıracak operasyonlar, sonra da dışarıda Şiiler, İslamcı gruplar ve nihayet diğer Kürt yapılanmaları ile karşı karşıya getirecek oyunlar ardı ardına sahneye konulacaktır.
21 Mart mesajının Alevlerin tarihi korkularını pekiştirecek biçimde yorumlanmasının hemen ardından Kutlu doğum gerginliğinin baş göstermesi dikkat çekicidir.
Benzer bir süreç bölgesel ilişkiler zemininde de hedeflenecektir. Özellikle Kürtleri İran’a yönelik operasyonlarda cepheye sürme stratejisi, bir taşla iki kuş vurma bağlamında Türkiye ve müttefiklerinin arzularına da uygun düşmektedir. İran’ın yıpratılması İsrail’i rahatlatırken, Kandil’e yönelik İran operasyonları da Türkiye’nin elini güçlendirecektir.
Bölgede gerçek bir barışın inşasını imkansızlaştıracak asıl tehdit, halklarla yönetimler arasındaki gerilim değil, bir süre sonra çok daha karmaşıklaşacak olan halklar arası çatışma denklemidir.
Lüban ve Filistin’de yaşanan istifalar, Ürdün, Katar gibi ülkelerin içine girdiği hazırlıklar ve nihayet Suriye ile birlikte Irak’ta yaşanan toplumsal göçler ve kamplaşma, Kürtlerin bölgedeki pozisyonunu da etkileyecektir.
Mevcut durumdan sorunları bastırarak daha kısa ömürlü bir istikrar çıkartma yerine, taşların iyice yerinden oynamasını sağlayıp daha uzun ömürlü bir denge çıkarma stratejisi, tıpkı geçtiğimiz yüzyılın başlarında ve ilk yarısının sonunda devreye sokulan siyasal akla benzemektedir.
Bu oyunu tüm inanç, kültür ve kimlik sahibi toplum kesimleri lehine değiştirmenin yükü Kürtlerin omuzlarına bırakılamaz. Kürtleri yalnızlaştırma stratejisinin toplumsal muhalefet dinamiklerini tek tek tasfiye amacı ile kısa sürede diğer direngen unsurlara yöneleceğini fark eden herkesin, sürecin hassasiyeti kadar, tarihin üzerlerine yüklediği sorumluluklarını da dikkate alarak hareket etmesi gerekir.
İnkar’dan yalnızlaştırmaya Kürt politikası
İnkar politikalarının kültürel asimilasyonda tümden başarısız olduğunu iddia etmek doğru değildir. Ancak bugün için daha önemli olan, kimlik eksenli hatırlama sürecinin yeniden ve toplumsal düzeyde işlemeye başlamasıdır.