35 yıldır Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’da bir PKK gerçeği var. Beş yıl da grup dönemi var. Kürdistan toplumu 40 yıldır PKK ile yaşıyor, PKK ile şekilleniyor. Kürt toplumsallığı PKK’nin toplum ve birey anlayışıyla yeni değerler ve anlamlar kazanıyor. Bir kuşak değil, birkaç kuşak bu mücadele ile tanışarak, bu ortamda yaşayarak zihniyet ve yaşam anlayışı kazanmıştır. Halk bizzat bu yaşamın tüm acı ve sevinçlerini yaşayarak yeni bir toplumsal yaşama kavuşmuştur. Kürt’ün binlerce yıldır var olan kültürünün en iyi biçimde açığa çıkması bu yıllarda olmuştur. Bu mücadele yıllarında olumsuz yanlarını atmış, Kürt’ün tüm güzellikleri bu mücadeleyle ortaya çıkarmıştır.

Kürt’ün yeni kültürü, eski güzelliklerle on yıllarca yürütülen mücadele içindeki güzelliklerden yeni sentezler yaratarak geleceğin Kürt gerçeğini şekillendirdi. Bu açıdan PKK tarihi Kürt tarihine, Kürt toplumsal gerçeğine damga vurmuştur. Tarihin hiçbir kesiti Kürt toplumu üzerinde bu kadar etkide bulunmamıştır. Hele bu 40 yıllık tarih geçmişin yüz yıllarına bedel bir yoğunlukta geçmişse, bu etkinin Kürt halkında nasıl yer bulacağı daha iyi anlaşılır.
PKK’nin bu yarattıkları konusunda daha güçlü araştırmalar yapılmamıştır. Bu değişim ve gelişimin edebiyatı ve sanatı yeterince yapılmamıştır. 1970’li yılların başında Kürt ve Kürdistan toplumu neyi yaşıyordu; gençler ne düşünürdü, ne yaşardı; özlemleri ve gelecek tasarıları neydi? Genç-yaşlı kadınlar ne düşünüyordu, dünyaya nasıl bakıyordu, hangi duygu ve özlemleri yaşıyordu? Bunların dünden bugüne nasıl değişikliğe uğradığı anlaşılmış değildir. Genç, yaşlı, orta yaşlı erkekler dün neyi yaşıyordu; yaşamın yirmi dört saatinin hangi saatleri, hangi uğraş içindeydi. Bu uğraşı yaşarken dünyaya bakışları neydi, şimdi dünyaya nasıl bakıyorlar? Şimdi nasıl bir dünya arzuluyorlar? Toplumsal, siyasal, kültürel yaşamın neresindeler? Komşularıyla, köylüleriyle, aileleri, eşleri ve çevreleriyle ilişkileri nedir? Arkadaşlıkları ve dostlukları hangi değerler üzerine kuruluyor? Tüm bunlar erkeklerde, kadınlarda, gençlerde ve yaşlılarda nereden nereye gelmiş? Bunları incelemek ve ortaya çıkarmak çok çok önemlidir. Ancak sıcak savaş ortamında bunlar yeterince ortaya konmuş değildir.
Belki bazı insanlarımız “bunlar bizim için açık ve net” diyebilir. Toplum bu değerleri dünden bugüne bizzat yaşadığı için, “ben neyin ne olduğunu iyi biliyorum” diyebilir. Ancak gençler, çocuklar ve gelecek kuşaklar için bu on yılların anlaşılması ve tartışılması çok önemlidir.
Şimdiye kadar bunun yeterince yapılmamasının çok nedeni var. Bugün Kürt sorunu belirli düzeyde dünyaya açılmıştır. Kendini anlatmaya çalışıyor, tarihini açığa çıkartmaya çalışıyor. Ancak son yüzyıllarda Kürtler hakkında verilen kararlar, Kürt’ün kimliğinin ve yaşadıklarının ortaya çıkmamasında önemli bir paya sahiptir. Kürtler üzerinde 20.yüzyılda bir inkar ve imha sistemi kurulmuştur. Yüz yıllık politika düşünüldüğünde, Kürtlerin reddedilmesi üzerine çok kirli pazarlıklar ve anlaşmaların yapıldığını söylemek yanlış olmaz. Avrupalı bir araştırmacı yazarın “Avukatsız Kürtler” demesi boşuna değildir. Kürtler üzerinde uygulanan soykırım sistemine herkes göz yummuştur. Kürtlere yapılan baskıya hiç kimse ses çıkarmamıştır. Sanki Kürtleri yok etme kararı var ve herkes buna uymaktadır.
Kürtler dört parçaya bölünmüş ve her parça üzerinde yöntemleri farklı olsa da bir inkar ve yok etme politikası izlenmiştir. Türkiye gibi ‘Kürt yoktur’ diyerek bunu yapanlar olduğu gibi, ‘Kürt yok’ demeyenler de aynı politikayı izlemişlerdir. Avrupa, ABD ve Rusya gibi dünyanın önemli siyasi aktörleri de, bu, Kürtleri yok sayma, asimile etme ve kültürel soykırıma uğratma tunç yasasına bağlı kalmışlardır. Soğuk savaş dünyası gerçeğiyle bağlantılı olarak Güney Kürdistan’da bir Kürt hareketi olmuşsa da, buna da çok taktiksel yaklaşımlar vardır. 1975 Cezayir Anlaşması, Kürt’e bakışın ne olduğunu herkese göstermiştir. Soğuk savaş döneminde dünyanın neresinde küçük bir muhalefet varsa bunu birbirine karşı kullanan güçler, 20.yüzyılda, özgürlüğünden mahrum büyük bir halkı görmezlikten gelmişlerdir. Sovyetler’in dünyadaki en küçük bir muhalif güçle bile ilgilenirken, Kürdistan’a çok ilgisiz kalması, sanki Kürtlerin inkar ve imhası üzerine kurulmuş Ortadoğu statükosunun sürdürülmesinde de zımni bir mutabakatın varlığına işaret etmektedir.
Kuşkusuz Ortadoğu dengelerinin kolay kolay bozulmamasının nedenleri vardır. Riskli çatışmalara yol açacak bir bölge karakterindedir. Ancak tarihin en eski halklarından ve büyük bir nüfusa sahip olan Kürtler üzerinde yapılan bu soykırım sistemine sessiz kalınması, Kürtlerin aleyhine bir statüde belli bir mutabakata varıldığını gösterir. Bu konu incelenmeye değerdir. Biz sadece konumuzla ilgili olarak değinme ihtiyacı duyduk.
Dış güçlerde bu inkarcılık var. İç güçler zaten sadece inkar etmiyor, planlı bir yok etme politikası, stratejisi ve taktikleri uyguluyorlar. Bu durum köklü bir değişikliğe uğramamıştır. Hala Kürtlerin Ortadoğu’da varlığı ve statüsü üzerinde uzlaşılmış değildir. Kürtlere bir statü verme konusunda hala bir zihniyet ve politika değişikliği görülmemektedir. Kürtler 21.yüzyılda her parçada statü kazanacak mıdır yoksa 20.yüzyıl bazı rötuşlarla sürdürülecek midir? Kuşkusuz bir Güney Kürdistan gerçeği var; ama bu hala Kürt politikasında köklü bir değişikliğe işaret etmiyor. Uluslararası güçler bu parçayı bölge güçleri üzerinde bir şantaj olarak kullanıp, bölge politikalarını aracılığıyla yürütecekleri bir enstrüman olarak ele almaktadırlar. Bölgenin kültürel soykırımcı sömürgecileri ise bu parçaya dayanarak kendi Kürtlerini yok sayma ve inkar politikasını kültürel soykırımla tamamlama hesabı içindedir.
İşte PKK’nin 40 yıllık mücadelesi böyle bir ortamda yürüyor; büyük başarılar elde ediyor. Kürdistan’da siyasi, sosyal ve kültürel alanda muazzam değişimler yaratıyor. Ancak uluslararası güçlerin bölge politikalarında Kürtler lehine büyük değişiklikler yaşanmadığı için inkarcılık hala sürüyor. PKK gerçeğinin nasıl reddedildiği biliniyor. Bu nedenle PKK’nin yarattıkları dünya kamuoyundan gizleniyor. Kürtlerdeki değişim görmezlikten geliniyor. Bu sadece PKK’ye yaklaşım değildir, PKK şahsında Kürtlere, Kürtlerin özgürlük ve demokrasi mücadelesine yaklaşımdır. Bazıları bunun sadece PKK’ye yaklaşım olduğunu sanıyor. Bu büyük bir yanılgıdır, gaflettir. Bugün PKK önde olduğu için karşıtlıkları PKK’yeymiş gibi görünüyor ya da böyle göstermeyi çıkarlarına daha uygun buluyorlar.
 Dünyanın başka bir yerinde böyle bir mücadele olsaydı, her güç yakından ilgilenirdi. Ancak bölgede esas olarak mevcut devletler ve hakim ulusal topluluklar esas alınıyor. Bu nedenle Kürtler görmezlikten geliniyor. PKK’nin, Kürtlerin görülmesi söz konusu güçlerin bölge politikalarının işine gelmiyor. Bu nedenle Kürtlerin büyük mücadelesi ve büyük devrimleri görülmüyor.
Türkiye, İran, Irak ve Suriye ise Kürtlerin mücadelesine ve yarattıklarına inkarcı bakmaya devam ediyor. Türkiye’nin PKK’nin ve PKK’nin yarattığı gelişmelerin görülmemesi için nasıl bir özel savaş politikası izlediği bilinmektedir. Kürt gerçeğinin açığa çıkmaması, Kürtlerin yarattığı çok olumlu değerlerin içeride ve dışarıda görülmemesi için tüm imkanlarını seferber etmektedir. Türkiye’nin en öncelikli politikası, hedefi budur. Dün bütün politikası ve kurumları Kürtleri yok etme üzerine kuruluyken, şimdi buna Kürtlerin mücadelesi ve bu mücadelenin sonuçlarının görülmemesi ve yansıtılmaması da eklenmiştir. Türkiye’deki aydın ve yazarların Kürt gerçeğine çok yanaşmamaları bu nedenledir. Çünkü bu konuda devlet politikasıyla çelişen aforoz edilir; öyle ki soluyacağı hava ve yiyeceği ekmek bile kesilmek istenir. Gelecekte arşivler açılsa, Kürtler üzerine inkar politikasının ne boyutta yürütüldüğü daha iyi anlaşılır. Herkes şaşar kalır.
Kürdistan’da ise Kürt egemen sınıfları kendileri dışında siyasi bir güç görmek istemiyorlar. PKK gerçeğinin yok sayılması, yarattıklarının görülmemesi konusunda en az dış güçler ve Kürtler üzerinde soykırımcı sömürgecilik uygulayan güçler kadar onlar da gayret etmektedir. PKK gerçeği görülmesin, görülse de tersyüz edilsin, diyerek, esas gerçeğin görülmemesi konusunda uğraşmışlardır. Özellikle 1970’li yıllarda tarih sahnesine çıkan ve PKK’nin gelişimi karşısında tutunamayanlar, bir türlü kendi durumlarını kabullenip PKK gerçeğine ve yarattıklarına objektif ve vicdanlı bakamıyorlar. Dünyada görülmemiş biçimde inkarcı yaklaşıyorlar. Eskiden sınıf kininden söz ederlerdi, sınıf duruşu derlerdi. Gerçekten de sınıf kininin ne olduğunu bunlardan görüyor ve öğreniyoruz. Dünyaya böyle bir sınıfsal yaklaşımla bakmanın tehlikeli olduğunu en fazla da bu duruşlardan anlıyoruz. Olaylara bir toplum yaşamı ve gerçeği olarak daha geniş bakmak yerine dar sınıf yaklaşımı olunca kendine bile zarar verecek bir zihniyet ve uygulama çıktığını, en fazla bu Kürt üst tabakasında görmekteyiz.
Kuşkusuz sınıflar ve sosyal tabakalar var. Zaten bazı yönleriyle toplum doğası böyledir. Asalak, devlet ve iktidarlardan nemalanan, sömürücü ve baskıcı dar bir kesim dışında diğer toplumsal tabakalar, sınıflar ve kesimler, bir demokratik toplum gerçeğinde birbirlerini tamamlayarak yan yana yaşayabilirler. Dar bir sınıf yaklaşımı, tarihsel-toplumsal gerçeğe de terstir. Bu dar sınıf yaklaşımı neden yanlıştır ve ağır sonuçları nedir, buna da değinmeyeceğiz. Ama Kürtlerde üst tabakanın bu dar sınıf hoyratlığını nasıl gösterdiğini PKK’ye yaklaşımda çok açık görmekteyiz. Öyle bir inkarcılık yapıyorlar ki, bu, tüm Kürt toplumuna düşmanlık yapma haline gelmiş bulunuyor. Çok tehlikeli bir inkarcılıkla işbirlikçiliği ve hainliği en derin biçimde ortaya koyuyorlar. Bir topluma kötülük yapmanın en çirkin biçiminin inkarcılık olduğunu PKK’ye yönelik yaklaşımlardan görmekteyiz.
Kürt toplumunda yaratılan muazzam değişikliklerin ortaya konulmasında, araştırılmasında, edebiyatının ve sanatının yapılmasında sorumluluk alması gerekenler, tabii ki devrimci demokratlar, yurtsever demokratlardır. Esas sorumluluk üstlenmesi ve eleştirilmesi gerekenler de bunlardır. Ancak dış güçlerin, bölge güçlerinin, özellikle de Kürtler üzerindeki bir kesim yeminli PKK ve Apo düşmanlarının da yaşanan bu büyük devrimlerin ve değişimlerin yansıtılmamasındaki negatif rolleri çok fazladır. Bunların bir kesim yurtsever demokratın Kürdistan’daki büyük değişime gereken ilgiyi göstermemesi konusunda da etkileri olmaktadır. Doğrudan olmasa da dolaylı olarak etkilemektedirler. Üst tabakaların ve yine bunlarla ilişkili belirli kesimlerin dış güçlerden ve bölge güçlerinden aldıkları cesaret ve imkanlarla bu yönlü bir etkileme çalışması yapmaları da söz konusudur. Bunların inkarcılığı ya da yaşanan gelişmeleri farklı gösterme çabaları da büyük devrimci gelişmelerin yeterince değer görmemesinde önemli bir etkendir. Son olarak tarihin en büyük toplumsal devrimlerinden olan Rojava Devrimi için bile insanların gözlerinin içine baka baka “Rojava’da devrim yok” denilmesi, bu ruh halinin görülmesi açısından anlaşılır kılıcı bir örnektir.
PKK’nin yarattığı değerlerin görmezlikten gelinmesi, inkar edilmesi, tersyüz gösterilmesi ancak araştırma, inceleme ve edebiyatla aşılabilir. Özellikle Kürt halkının özgürlük mücadelesine düşman olan birçok gücün olduğu ortamda, araştırma, inceleme ve edebiyat çalışmaları da mücadelenin önemli boyutlarından olmak zorundadır. Çünkü yeni değerlerin ve yaratımların kalıcılığı ve toplumsallaşması ancak böyle sağlanır.
PKK’nin 40 yıllık mücadelesinin her anı yeni bir öyküdür. Zaten her yeni öykü, yaşam kültürünün zenginleşmesidir. PKK’nin 40 yıllık mücadelesi ve sonuçları araştırılırsa tarihin en büyük sanat ve edebiyat çalışması patlaması yaşanır. PKK sadece siyasal mücadele vermemiştir; esas mücadelesi toplumsal alanda olmuştur. Kürt toplumundaki çirkinlikleri aşmak ve güzellikleri açığa çıkarmak esas hedef olmuştur. İyi olmayan yanlarını atmak, güzellikleri açığa çıkartmak da ancak yeni güzelliklerle, güzelliklere anlam vermekle olmuştur. Bu açıdan PKK mücadelesi bir sanat gibi güzellikleri yaratma mücadelesi olmuştur. Çünkü toplumda değişim yaratmadan Kürdistan’da özgürlük ve demokrasi mücadelesinin gelişip başarıya ulaşamayacağını daha ilk günden tespit etmiş, mücadelede hep buna dikkat etmiştir.
Apocular grubu tarih sahnesine çıkınca, ortak yaşamı, yoldaşlık ilişkilerini, halkla ilişkileri ve her konuda gerçeği açığa çıkarmayı çok önemli görmüştür. Bunu kendi örgütlülüğünde yeni toplumsallık ve militanlığı somutlaştırma çabası haline getirmiştir. Yeni Kürt toplumsallığı, kendi örgütlülüğü şahsında görünür hale gelmiştir. PKK ile Kürt toplumu arasındaki sıcak bağlar böyle ortaya çıkmıştır.
PKK açısından bir talihsizlik ve mücadele edilmesi gereken gerçeklik şudur: Sanat ve sanatçı anlayışı, kapitalist modernite çağında, özellikle kapitalizmin günümüzdeki tüketim toplumu gerçeğinde, her şeyin alım satım konusu yapılmasıyla ilişkilidir. Sanat ve edebiyat, gerçeğin yaratılması ve kalıcılaşması için değil de pazara sunulması uğraşı gibi topluma sunulmaktadır. Bu nedenle yapılmak istenen bazı çalışmalar da inkarcılığın saldırısı ve tüketim zihniyeti altında gerçekleşince gerçek rolünü oynayamamaktadır. Toplumsal bütünü ele alan, parçayı bunun içinde anlamlı kılan bir yaklaşım yerine, sadece tüketime, satıma yönelik bir sansasyonel ya da spekülatif konu üzerinde durma gibi ters bir yaklaşım gösterilmektedir. Kuşkusuz bir olay, bir tema işlenir; ama bu bir bütünün parçasıdır. Eğer bütünü anlamlı kılmıyor ve yansıtmıyorsa fazla bir değeri yoktur.
Kürt halkı son on yıllarda büyük değerler yaratmıştır. Güzellik yaratmıştır. Neredeyse kendini küllerinden yaratırcasına ve kökleri üzerinde bugün dünyanın en güzel değerlerine sahip halkı haline gelmiştir. Tabii ki ancak, bunu yaratan ağır bedeller ödenmiş büyük mücadele süreciyle, tarihle birlikte anlatırsak ve edebiyatla, sanatla ifade edersek, o zaman bu halk sadece kendisi için değil, Türkiye başta olmak üzere tüm Ortadoğu için güzelliklerin mayası olur. Kendisi de yenilmez hale gelir. Böyle bir halk da saldırı ne olursa olsun, bu güzelliklerle, özgür ve demokratik yaşamdan alıkonulamaz.