Tarım devriminin yarı-yerleşik kabile sistemine dayanarak geliştiği ortak bir  yargıdır. Verimli Hilal’in en verimli bölgesi olarak geniş Urfa jeobiyolojik alanını tarım devriminin uzun süreli (tahminen M.Ö 10.000-5000 dönemi) merkezi alanı olarak değerlendirmek gerçeğe en yakın tarihsel anlatımdır. Gerek bitkileri tarıma alma gerek koyun, keçi ve sığırları evcilleştirmede bu alanlar verimlilik, çeşitlilik açısından ideale yakındır. Arazi yapısı, adeta doğal sulama koşullarına sahiptir. Dicle-Fırat ve kolları çevresinde sulu tarım için geniş alanlar hep varolagelmiştir. 

Tarım devrimi ve uygarlık

Evrensel tarih için temel aşamalarından biri olan bu döneme ilişkin şu hususları belirtmek mümkündür. Birincisi, tapınak ve köy oluşumlarında niceliksel ve niteliksel gelişmeler sağlanmıştır. Bismil Kortik Tepe, Çemê Hallan, Ergani, Çayönü, Siverek Nevala Çolî kültürleri Urfa Göbekli Tepe kültürünün yayılım ve yerleşim gücünü göstermektedir. M.Ö. 10.000-7000 döneminde çanak-çömleksiz olarak değerlendirilen bu aşama belirtilen tüm hususlarda gelişme sağlanmıştır. Bu dönemin, başta Ortadoğu coğrafyası olmak üzere evrensel yayılma karakterinde gelişme sağladığını belirtmek gerekir. İkinci önemli husus, M.Ö. 7000’ler sonrasında gelişen çanak-çömlekli neolitiğin daha üst bir aşama olarak kentlerin eşiğine kadar bir gelişmeyi mümkün kılmasıdır. Aynı merkezi alandan özellikle M.Ö. 5000’lerden itibaren daha da hızlanan bir kültürel yayılmanın başta Mısır, Aşağı Mezopotamya’da Sümer, bu günkü Hindistan-Pakistan sınırlarındaki Pençav, Türkistan’ın Amuderya ve Siriderya vadilerinde olmak üzere geniş bir jeobiyolojik alanda protokent eşiğine kadar bir gelişmeye yol açtığı belirtilebilinir. Döneme göre bir nevi merkez-çevre sistemi ilk defa gözlemlenebilir bir küresel sistem oluşturmaktadır. Çin’den, Avrupa’ya kadar, yani iki okyanus arasında bu kültürün başat rol oynadığı ikinci kuşak bir yayılmanın M.Ö. 4000-2000 döneminde yaygınlık kazandığını belirlemek, evrensel tarih açısından büyük önem taşımaktadır. 

İlk küreselleşme süreci

Küresel, sadece günümüzde yaşayan bir fenomen değildir. Belki de en önemli ve sömürücü, baskıcı olamayan en uzun süreli küreselleşme bu dönemlerde yaşanmıştır. Evrensel tarihten anlaşılması gereken bu husus olmalıdır. Hem maddi, hem manevi ortak bir kültürel oluşum ve küresel yayılımı anlamlı bir tarih anlatımı için temeldir. Evrensel tarihten anlaşılması gereken, tüm toplumların düşündükleri ve pratikleştirdikleri benzer özne-nesne halkalarıdır. Başta ulus tarihleri olmak üzere tüm mikro tarih anlatımları eğer evrensel tarih içine oturtulmazlarsa ancak öykü değerinde anlam ifade ederler. Aslında mikro tarih diye bir anlatım türü yoktur. Kapitalist tekellerin propaganda ihtiyacı, mikro tarihi ortaya çıkarmıştır. 

İnsan türü, sadece kendisi değildir, tüm evren tarihidir. İnsan da yeniden yapılaşan tüm madde-enerji akışlarının faz bütünlükleridir. İnsan dışında olup da insanda yeniden bir araya gelip yapılaşmayan, duygu ve düşünce haline gelmeyen hiçbir evren parçası, madde ve enerji bütünlüğü yoktur. Birincisi, evrensel tarih diyorsak, bu gerçek kast edilmektedir. 

Evrensel tarih deyince anlaşılması gereken ikinci tür anlatım; İkinci Doğa olarak da adlandırılan toplumsal doğanın maddi ve manevi kültürel gelişimidir. Bu tarihi, bir nevi toplumun kök hücresi olan klanlardan alıp günümüze kadar toplumların ana nehir akışları biçiminde değerlendirmek de mümkündür. Bu tarih anlatımında ana nehir kavramı önemlidir. Nasıl insan olmayan evren tarihini anlatmak için tüm madde enerji toplamları gerekmiyorsa, sadece fazlı geçişlerin mekanizmalarını ve ana halkalarını (Fizik, Kimya, Biyoloji) anlatmak veya anlamak yeterliyse; İkinci Doğa olarak toplum tarihi için de benzer bir anlatım gereklidir. Toplum tarihiyle kast edilen şüphesiz sosyolojidir. Ayrı sosyoloji ve tarih anlatımları da anlam bütünlüğünü hep parçalayan kapitalist tekelciliğin ideolojik hegemonyası gereğidir. 


Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü kitabından alınmıştır.