Darbenin ya da yapılan bu vahşi saldırının nasıl mazereti yoksa, yaratılmaya çalışılan kutuplaşmanın da bir mazereti bulunamaz. Nitekim Mısır halkının, darbeci/ Mursi karşıtı/ İslam karşıtı ve darbe karşıtı/ Mursi yanlısı/ Müslüman algısıyla kutuplaştırılması söz konusu. Bu konuda, gösteriler sırasında İslam’ı değerleri savunmak argümanını öne çıkartan Müslüman Kardeşlerin payını da İslam’ın siyasallaştırılmasının olumsuz sonuçlarını da göz ardı edemeyiz.
Üstelik Mısır’ın sakinleşmesi için darbe yönetiminin ve Müslüman Kardeşler hareketinin atacağı adımlar tartışmasında iş dönüp dolanıp iç savaşa vardırılmakta. Müslüman Kardeşler ve destekçilerinin hiçbir şekilde uzlaşmaya yanaşmayacakları ya da yanaşmaması gerektiği yönlü yaklaşımlar özellikle dikkat çekici. Yapılan darbeyi hiçbir şekilde haklı görmemekle birlikte, darbe sonrası Müslüman Kardeşler’e önerilen tüm tarafların katılımıyla yapılacak genel seçimlere gitme önerisinin reddedilmiş olmasının ardından uzlaşma arayışlarına kapatılan kapılar, olasılık vermek istemesek de, ‘ Müslüman Kardeşler iktidarda kalmak için halkın dini duygularını istismar edip, canını hiçe sayan bir tutum alabilir mi?’ sorusunu sordurtuyor bugün.
Faklı inanç ve etnik grupların bir arada yaşadığı Ortadoğu coğrafyasında dini inanç üzerinden şekillenen devlet politikalarının ve toplumsal hayatın, farklı kesimler üzerinde yaratacağı travmalar, yasaklar, baskılar konusunda ise bunu çürütecek inandırıcı şeyler söylemek mümkün değil.
Olana bitene bakalım ve bir kötüler listesi hazırlayalım isterseniz: Darbe kötüdür, devlet şiddetinin halka yönelmesi kötüdür, halkın iradesinin hiçe sayılması kötüdür, halkın katledilmesi kötüdür, her türlü ayrımcılık İslami değerleri insani değerlere üstün kabul etmek kötüdür, İslam’ı siyasallaştırmak, devlet ideolojisi olarak tasarlamak kötüdür, iktidar hırsının halkın canından üstün tutulması kötüdür…Bu listeye bakarsak ve bu inatlaşma sürerse muhalefeti de darbe yönetimini de iktidar olma hırsı ile kötüler listesine almak zorunda kalabileceğimizi görürüz.
Öyleyse sorabiliriz; mecbur muyuz yaratılan kutuplaşmanın bir tarafında olmaya? Ne darbeci ne Mursi’ci/ Müslüman Kardeşlerci olmak zorunda değiliz. İnsan sosyal bir varlık ve istese de istemese de bir grubun üyesi; bunu biliyorum. Ancak nerede olursak olalım, her türlü ayrılığa rağmen, doğrudan insani değerleri, insan haklarını, demokrasiyi, barışı, kardeşliği savunabileceğimizi de biliyorum.
Mısır’da uzlaşma olur mu bilinmez. Ama uzlaşmaya yanaşılmazsa bir köprü üzerindeki iki inatçı keçi hikayesindeki gibi bir son beklemiyor Mısır halkını. Bir iç savaş bekliyor sonunda. İnatçı keçilerin nemalanacağı ve halkın canı, malı, geleceği hiçe sayılarak...
Ve Kürt halkının 15 Ağustos Diriliş ve Direniş Bayramını kutlarken, bir kez daha PKK’nin ırkçılıktan ve dini değerlerin istismarından uzak, insani değerleri amaç edinen tutum ve anlayışının Ortadoğu halklarına yol göstermesini diliyorum.
İnsani değerler mi İslami değerler mi?
Çarşamba sabahı, Türk ulusal TV kanallarından Mısır’daki darbe yönetiminin Adeviye Meydanı’nda eylemlerini sürdüren muhalif halka saldırdığını öğrendik. (Haberlerin veriliş tarzı ve yapılan yorumlardaki ikiyüzlülük ve yalanlar için söylenecek çok şey var ancak, bu yazıda konuyu başka bir noktaya odaklamak istiyorum.) Öncelikle ve yanlış anlaşılmamak için söylemeliyim ki, darbe gibi bu saldırıya da mazur gösterecek bir gerekçe bulunamaz. Çünkü halkın bir kesiminin şiddet yolu ile susturulmasının insani değerler, insan hakları ve demokrasi kuralları içinde yeri yoktur. Ve ölü ya da yaralı sayısının bir ya da bin olması, bu durumda bir ölçüt olamaz.