• İnsan, kendisini özgürlük savunucusu olarak tanımlarken bile başkalarını yönetme hayalleri kurabilir. Bu yüzden otorite, yalnızca kurumlarda değil, bilinçte de yaşar.

MEM ARYAN

Anarşizm üzerine konuşurken çoğu insanın yaptığı ilk hata, meseleyi devletle sınırlamaktır. Oysa devlet, yalnızca sonradan ortaya çıkan bir semptomdur. Asıl mesele, daha derindedir. İnsan neden yönetilir? Daha da önemlisi, insan neden yönetilmek ister? İnsanın en eski korkusu ölüm değil, belirsizliktir. İnsan karanlıktan korktuğu için tanrılar yarattı. Kaostan korktuğu için krallar yarattı. Yalnızlıktan korktuğu için uluslar yarattı. Özgürlüğün ağırlığından korktuğu için devletler yarattı.

Tarih, büyük ölçüde insanın kendi korkularına inşa ettiği tapınakların hikayesidir. Bu yüzden anarşizm, yalnızca iktidarın değil, insanın korkaklığının da eleştirisidir. İnsan, çoğu zaman zincir ona güven verdiği için tutsaktır.

Tahakkümün işlemesi

Modern çağ, bu gerçeği daha görünmez hale getirdi. Artık başımızda mutlak krallar yok. Meydanlarda zorla biat ettiren imparatorlar da yok. Bunun yerine çok daha tehlikeli bir şey var. İnsan, artık kendi rızasıyla boyun eğiyor. Telefonunu eline alan insan, görünmez bir iktidarın karşısında saatlerce diz çöker. Algoritmalar onun öfkesini seçer, arzularını şekillendirir, korkularını besler ve ona kim olması gerektiğini fısıldar. O ise buna özgürlük adını verir. Tarihte ilk kez köleler zincirlerini seviyor, çünkü çağımızın tahakkümü zorla değil, haz yoluyla işliyor. Eskiden iktidar bedenleri disipline ederdi. Bugün bilinçleri işgal ediyor. Eskiden insanlar korktukları için itaat ederdi. Bugün insanlar hoşlarına gittiği için itaat ediyor. Bu yüzden günümüz insanı, geçmiş çağların insanından daha özgür değildir. Belki de daha bağımlıdır, çünkü eski köle zincirini görebiliyordu. Modern köle ise zincirini, kendi kişiliği sanıyor.

Anarşizmin düşmanı

Anarşizmin asıl radikalliği burada ortaya çıkar. O, yalnızca devletin meşruiyetini değil, insanın efendi arzusunu da sorgular. Tarih boyunca her devrim, eski efendiyi devirmiş ama çoğu zaman yeni bir efendi üretmiştir. Tahtlar yıkılmış fakat taht fikri yaşamaya devam etmiştir. İnsan, özgürlük istediğini söyler fakat çoğu zaman istediği şey özgürlük değildir. Daha merhametli bir efendidir. İnsan, adalet istediğini söyler fakat çoğu zaman istediği şey adalet değil, kendi tarafının iktidarıdır. İnsan, eşitlik istediğini söyler fakat çoğu zaman istediği şey herkesin eşit olması değil, kendisinin biraz daha yukarıda olmasıdır. Bu nedenle anarşizmin karşısındaki en büyük düşman devlet değildir. İnsan doğasının içindeki tahakküm arzusu ve güvenlik bağımlılığıdır, çünkü insanın içinde küçük bir tiran yaşar. Bu tiran bazen bir ailede ortaya çıkar, bazen bir örgütte, bazen bir devlette, bazen bir ideolojide. Fırsat bulduğu her yerde hükmetmek ister.

Boyun eğme arzusu

İnsan kendisini özgürlük savunucusu olarak tanımlarken bile başkalarını yönetme hayalleri kurabilir. Bu yüzden otorite yalnızca kurumlarda değil, bilinçte de yaşar. Belki de bu yüzden tarihin en korkutucu gerçeği şudur: İnsanların büyük bir kısmı özgürlükten çok güvenliği tercih eder, çünkü özgürlük, insanı çıplak bırakır. Bütün mazeretlerini elinden alır. Başarısızlığını yükleyeceği bir otorite bırakmaz. Ona “Hayatının sorumluluğunu gerçekten üstlenmeye hazır mısın?” sorusunu sorar. Çoğu insan bu sorudan kaçar. Bu nedenle otorite sürekli geri döner. Bir kral gider, bir parti gelir. Bir parti gider, bir lider gelir. Bir lider gider, bir ideoloji gelir. İsimler değişir, semboller değişir, bayraklar değişir fakat insanların boyun eğme arzusu değişmez.

Zihinlerdeki saraylar

Anarşizm tam da bu nedenle bitmeyen bir isyandır. Onun hedefi yalnızca sarayları yıkmak değildir. İnsan zihninin içinde kurulmuş görünmez sarayları da yıkmaktır. Belki de gerçek özgürlük, hiçbir otoritenin olmaması değildir. Belki gerçek özgürlük, insanın kendi korkularını bir otoriteye dönüştürmeyi bırakabildiği andır. Belki de insanlığın en büyük trajedisi şudur: İnsanlar zincirlerinden kurtulmak için mücadele ederler fakat zincirsiz yaşamanın ne anlama geldiğiyle yüzleşmek istemezler. Bu yüzden tarih boyunca iktidarlar insanları fethetmedi. İnsanlar, kendilerini yönetecek iktidarları sürekli yeniden yarattı.