Yazar, çok zaman başladığı yazının, mutlak efendisi değildir. Bazan, tasarladığı konunun peşinden giderken, bir kelimeye, deyim ya da düşünce kırıntısına takılınca, temadan kopup savruluyor, (sıkça başıma geldiği gibi) asıl söylemek istedikleri, kayıp kelimeler olarak kalıyor.

O nedenle, birçok yazı, yer ve zaman darlığı yüzünden, en son yayımlanan “Kürt çapul burjuvazisi" başlıklı yazımız gibi, eksik metin olarak kalır.

O yazıyı tamamlamak gerekirse eğer, AKP rejiminin Başbakanı Binali, 4 Eylül günü Diyarbakır’daydı. Binali, 10 Kürt şehrinin yakılıp yıkılması emrini veren önceki hükümetin de üyelerinden biri, sıfatına uygun deyimle şehir katilerinden biriydi.

Ve bunların ele başı Recep Tayyip, rejimin katran karası eli, yüzü ve kollarının kan karasına bakmadan, Suriye Devlet Başkanı Esad’a “600 bin kişinin katili" diyordu.

Oysa katil, katildi. Bir kişinin hayatını alan da katildi. AKP rejiminin eline ise binlerin kanı sıvalıydı. Kuşatmaya alınan 10 Kürt şehrinde, üç aylık bebekten, yatalak ihtiyara kadar yüzlerce sivil katledildi. Silahsız kadınları kurşuna dizdiler. İnsan ölüleri, aç sokak köpeklerinin önüne atıldı. Silahsa eğer, şarkılar söyleme silahıyla Cizre savunmasına katılan üniversiteliler, diri diri yakılıp kül edildiler.

Ölü kadınları, çıplak yol kenarına atacak kadar onursuzlaştılar. Genç ölüleri yerlere sürükleyecek kadar insanlıktan çıktılar. Diyarbakır’da, tankla ezerek asfalta yapıştırdıkları gencin fotoğrafını, zafer narası olarak yayımladılar.  

Adı ve sıfatına uygun deyimle Binali, katillerin buyrukçu başıydı. Tetikçilerin efendisi, ancak tarihte eşi, benzerine rastlanmamış bir yüzsüzlük, utanmazlık örneği olarak, katledilmişlerin matem evinde şenlik düzenliyor, yıkıntıları altında hala cesetler kanayan Diyarbakır’a gidebiliyordu.

Ancak, yüzsüze neden yüzün kara demenin anlamı yok. Asıl acı veren, kırıntı kokusu almış kimi Kürtlerin düşmüş halleriydi. Binali yalan söylüyor, onlar alkışlıyorlardı.

Örnek mi? PKK için terör örgütü demediği için, düşmanların sıralandığı kara listeye adı yazılıp ifade vermeye çekilen Diyarbakır Barosu eski Başkanı Tahir Elçi cinayetini, bütün dünya seyretmişti.

Tahir Elçi, tarihi caminin ön sütunlarını siper almış duruyor, kaç sivil polis, koşarak önlerinden geçen bir gence ateş ediyordu. Yaylım ateşi bittiğinde ise Tahir Elçi yerde kanıyordu.

Katil belliydi. Ama iktidara belirsizlik gerekliydi. İlk hamlede deliller kaçırılıp yok edildi. Ardından, “Türk polisi cinayet işlemez" mantığı ile katil “meçhul” ilan edildi.

İktidar açısından dosya kapanmıştı. Binali, geçtiğimiz hafta Diyarbakır’da kendi işverenleri ve sivil toplum kurum yöneticilerinin alkışları arasında, “katil PKK’dir" deyip dosyayı açılmamak üzere kapatıverdi. Polis aklanmıştı.

Garip değil, yalanı alkışlar arasında, Elçi’nin bazı meslektaşları da vardı.

10 Kürt şehrinin günler boyu bombalanmasını, ayakta kalan bınaların makinalarla yıkıldığını seyreden çapul burjuva da, bir ihale kapma uğruna, “PKK yaptı“ yalanını ayakta alkışlıyordu.

Ve Faşizm buydu. Kazancın ucunu gösterdin mi, çapul burjuvazi finolaşıp iki ayağı üstünde dikeliyor, onurları anında çürüyor, vicdanlar ayakta ölüyor, tükürülmesi gereken eli öpme, ikrah edilen yüzü görme kuyrukları uzuyordu. 

Buna karşılık, AKP TC tarihinin en acımasız ırkçı halkasıydı. Rejimin, bundan önceki aktörlerinden hiç biri, “Kürtler Arjantin’de de varlık olsa karşı çıkarız" demedi ve sözünü tutmak için, Kürtler arasında duvar örüp, sınır ötesinde cinayetler işlemeye koşmadı.

Magandalıktır, bu. Maganda ülkesinin geleceğini tehlikeye atma pahasına, sadece Kürt kazanımlarını geriletmek için Suriye içlerine dalıyor.

Kürt düşmanlığının evrensel boyutunun adı, PKK ve PYD ile savaştır. PKK ve PYD halkın gücüne dayalı değilmiş gibi yaparak, çapul burjuvaziyi yedeklemek istiyor.

Kürt ulusal kurtuluş hareketi içinde, vurgun imkanı bulamayanlar, bu talebi fırsat bulup kendilerini satışa çıkarıyor, ücretini ödeyen dünün düşmanının koynuna koşuyor, iki saat öncesine kadar kutsadığı değerlere, yeni haliyle hançer çekiyorlar.  

Köksüz, üstün değer yargısı olmayan çapul burjuva halleridir, bu. Maganda namertliği…

Onları kullananlar, kendi halkı ve ülkesine ihanet edenlerin, yarın kendisine de ihanet edeceğini, ta Koçgiri ve Şeyh Said tecrübeleriyle bilirler. Ama gerektiği an, harcayıp saf dışı etme tedbiriyle kullanıyorlar.

Diyarbakır’daki alkışçıları, orada sofraya üşüşenleri gördüm. İçlerinde babasını, yakın akrabalarını, köyünü, şehrini, Kürt düşmanlığına kaptırmış olanlar vardı.

Halleri sefillikti…