Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik tecrit 250. gününe geldi dayandı. İmralı Cezaevi ilk günden bugüne kadar özel kanunlarla yönetiliyor. Bunun dışında hiçbir kanun orada geçerli değil. 15 Şubat 1999 tarihinden beri uygulanan bu işkence sistemi ile Kürt Halk Önderi teslim alınmak, Kürt Özgürlük Mücadelesi ise tasfiye edilmek isteniyor.
13 yıldır Abdullah Öcalan'ı teslim almak için her türlü yol ve yöntem denendi. Önce Öcalan ile avukat ve aile görüşmeleri koster bozuk veya hava muhalefeti gibi sudan gerekçelerle yaptırılmadı. Görüşlerini açıkladığı için tek başına kaldığı hücresinde, "hücre cezaları" verildi. Bununla da yetinmeyen Türk devleti Öcalan'ı zehirlemek yoluyla uzun bir zaman dilimine yayarak öldürme planını devreye koydu. Bu da yetmedi işkenceyi fiziki saldırıya kadar götürdü. Zorla saçlarını kestirdi.
Tüm bu işkence ve uygulamalara rağmen Öcalan, ölüm çukurunda büyük bir direniş sergildi. Düşüncelerinden ve mücadelesinden taviz vermedi. İlk gündem beri Kürt halkının özgürlüğü için onurlu bir barış ve demokratik çözümü esas aldı. Hep bu noktada durdu. Türk devletinin tasfiye ve teslim alma politikaları Öcalan ve Kürt halkının direnişiyle karşılaştı. Adete tuzla buz oldu.
Tüm bu işkence ve teslim alma politikaları boşa çıkan Türk devleti, çaresizlik içinde sağa sola saldırmayı sürdürüyor. Kürt mücadelesini tasfiyeyi tek amaç edinmiş AKP Hükümeti, yenilgisini gördüğü için Öcalan'a tecridi daha da ağırlaştırdı. 250 gündür Kürt Halk Önderi Öcalan'a yönelik ağırlaştırılmış tecrit uyguluyor. Ama Öcalan Kürt sorunu demokratik bir temelde çözülmedikçe, direnişini sürdüreceğini ve bu konuda taviz vermeyeceğini defalarca söylediği gibi İmralı'daki duruşuyla da kanıtladı.
Yine Kürt halkı da bu yıl 15 Şubat'ta Newroz'da zirveye çıkardığı ve halen devam eden serhildanlarla tecride, tasfiyeye ve inkara karşı görkemli bir mücadele sergiledi. Binlerce temsilcisi tutsak olmasına rağmen milyonlarca insan Newroz'da alanlara çıkarak "Öcalan'a özgürlük Kürt halkına siyasi statü" istedi. Milyonların aylardır süren direnişi, Türk devletinin inkar ve imhaya dayalı siyasetinin ne yaparsa yapsın sonuç alamayacağını, Kürt halkının özgürlük mücadelesinin kazanacağını bir kez daha kanıtladı.
Kürdistanlılar tecride karşı Öcalan'ın özgürlüğü için Fransa'nın Strasbourg kenti ile Kürdistan ve Türkiye cezaevlerinde süresiz dönüşümsüz açlık grevi eylemi başlattı. Cezaevlerindeki açlık grevi 50. gününe gelirken, Strasbourg'daki eylem ise bugün 33. gününde.
Avrupa'nın göbeğinde, Avrupa Konseyi ve İşkenceyi Önleme Komitesi CPT'nin yanıbaşında 15 Kürdistanlı 33 gündür süresiz ve dönüşümsüz olarak açlık grevi sürdürüyor. Kendini insan haklarının ve demokrasinin en büyük savunucu gören Avrupa, Kürtlerin sesini duymak istemiyor. Bir halkın özgürlük taleplerine kulağını tıkamış. Hayatların bırakalım 33 günü, bir gün bile, belki de bir kaç saat bile aç kalmamış bu insanlar, vicdan ve onur mücadelesini anlayabilirler mi?
Herşeyi bir kenara bırakalım, gidip 33 gündür büyük bir direniş gösteren bu insanların gözlerine bakacak cesaretleri var mı?
Gidip o 15 insanın gözlerindeki kararlılığı gördük. Bir halkın özgürlük mücadelesi için ölüme gözünü kırpmadan giden insanlar gördük. Strasbourg da bir irade ve onur mücadelesi gördük.
Herşeyden önemlisi insan olmanın ne anlama geldiğini bir kez daha idrak ettik...
İnsanlık dersi veriyorlar