3 Kasım’dan bu yana valilik kararıyla Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde sokağa çıkma yasağı devam ediyor. Sadece sokağa çıkma yasağı mı? Siviller, özel güvenlikçiler tarafından katlediliyor, evler bombalanıyor, yakılıyor… 

9 gündür Silvan’da savaş var ama bu savaşın konsepti Diyarbakır valiliği tarafından 17 Ağustos’ta Silvan, Lice, Kulp ve Dicle ilçelerinin kırsal kesimlerinde 20 bölgeyi güvenlikli bölge ilan ederek duyurmuştu. Yine Silvan’a bağlı yaklaşık 55 köy sınırının dahil olduğu 6 mıntıka güvenlikli bölge ilan edildi. 

Özellikle "özyönetim" ilan edilen Silvan’ın üç mahallesi abluka halinde, Tekel, Mescit ve Konak mahalleleri. Diyarbakır milletvekili Ziya Pir, İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir yetkilinin kendilerine, "Biz Silvan’daki bu üç mahalleyi haritadan sileceğiz" dediğini aktarması şüphesiz bu mahallelerde katliam korkusu yaratıyor. Bu mahallelerde oturan halka, su, elektrik ve hiçbir gıda malzemesi gönderilemiyor olması, yine bu mahallelerin yoğun ateş altında olması ve ekmek bile dağıtılamıyor olması başka türlü nasıl açıklanır? 


Özyönetim

Çözüm sürecini bozan hükümet, yerel yönetimlere yönelik ciddi baskılar uygulamaya başladı. Her gün bir belediye eşbaşkanı gözaltına alınıp, tutuklanıyor, araçlarına el konuluyor. Özyönetim çağrıları, belediyeleri çalıştırmayan, bölgedeki insanlara güvenlik güçleri dışında kamu hizmeti götürmeyen, sadece güvenlik güçleriyle var olan devlete ve politikalarına karşı sivil bir tepki. 

Bir devlet ki; sivil insanları çocuk, kadın demeden katlederse, masum gençleri işkenceyle katledip, öldürdükten sonra panzerlerin arkasında şehir meydanlarında sürüklerse, mezarlarını bombalayıp, ibadet yerlerini yakarsa o devletin bir meşruluğu olabilir mi? Doğal olarak halk kendi kararlarını, yerel sorunlarını kendisi karar vererek çözmek isteyebilir. Tamamen insani ve sivil bir tepki gösteren halka böylesine katliam yaşatmanın altında nasıl bir kin yatıyor olabilir?  

Silvan’da yaşananları basına yansıdığı kadar bile değerlendirdiğimizde, 1 Kasım seçim sonrası kurulan savaş hükümeti, Silvan’da korkunç katliam denemeleri yaptığını görüyoruz. Ki sağlıklı hiçbir haber alamıyoruz. Mahalleler tanklar ile konuşlandırılmış, ağır silahlar kullanılıyor. İnsanlar şansları varsa bodrum katlarına sığınarak canlarını şimdilik kurtarıyor. Evler tanınmayacak hale gelmiş, kurşun almamış duvar yok. Bu nasıl bir Vandalizm’dir? Bu nasıl bir öfkedir? Bu nasıl bir öç alma biçimidir? Bu görüntüleri en son Kobanê’de görmüştüm. 

Silvan ateş altında. Nereden, nasıl bir kurşun geleceği, roket atılacağı bilinmiyor. Silvan’ın dört bir yanından dumanlar yükseliyor. İnsanlar her yerden bir kurşun gelebilir korkusuyla kafalarını bile dışarı çıkaramıyorlar. 

Basın mensupları neden ilçeye alınmıyor? Gerçekler neden saklanıyor? Roboskî’yi de sakladılar ama ellerinde patladı… Evlerin çatısına çıkıp görüntüleri telefon kameralarına çekmek isteyen insanlar ağır silahlarla taranıyor. Telefon ve internet bağlantıları neden kesik? Vali, "beni aşan bir durum, Ankara’dan talimat var" diyor. Kim veriyor bu talimatı? Kaymakam, yapacak bir şeyi olmadığını söylüyor. Peki, kaymakam ne diye orada? Ne diye o koltuğu meşgul ediyor? 

Belli ki yeni kurulan savaş hükümeti 90’lı yıllara rahmet okutacak. Belli ki; Silvan’da katliam girişimleri yapan güvenlik güçleri, İstanbul’da da gözaltına aldığı gazeteciye "artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" derken AKP’ye oy vermeyen veya Erdoğan’ı eleştiren herkesin "kafasını ezeceğiz" demek istiyor. 

Gelinen durum kaygı verici… Bu ülkeyi, bu halkı felaketlerle karşı karşıya bırakmaya kimsenin hakkı yok… 

Kürtler acıya, zulme hiç yabancı değiller. Yaşayarak bir o kadar da direnerek öğrendiler. Peki, yıllardır Kürtlere yapılanlara karşı kör, sağır, dilsiz olanlar yine susacak mısınız? Geçmişte susmanız belki işinize geliyordu ama unutmayın sustukça sıra size de gelir ve o ateş sizi de içine alır…