Roman benzeri kitap çalışması, ruh parçalanmışlığı ortamından uzak, farklı bir emek ve gerginlik saçan çevreden kopmuş bir yoğunlaşmayı gerektirmektedir.
Peryodik gazete yazısı yazanların, bu alanda eser verememelerinin nedeni gelişen ve dönüşen olaylar çalkantısındaki etkilenmeyle ruh parçalanmasına uğramalarıdır.
 Elimin altında, bitmek bilmeyen bir çalışma vardı. Bir ay süreyle, güncelden kopup, elimin altındaki çalışmaya yoğunlaşma ve bitirme aşamasına getirme hayaliyle, sizlerden izin istedim.
Ama ne gezer! Dünyanın neresinde oturursanız oturun, eğer ruhunuzla, şefler değişir, zulüm asla ezberinin kemikleştiği TC’de yaşayarak zulme tanıklık ediyorsanız, huzur içinde kenara çekilmek, imkansızdır. Benimki de öyle oldu…
Onca cinayet, toplu öldürüme (soykırım) rağmen teslim alınamayan Kürdistan’a bir kere daha gökten ateş yağdırılıyordu. Bütünüyle yandaşlaşmış, korkudan teslim olup, Faşizmin pudrası, yüz cilasi kesilmiş Türk medyası, Kürdistan’ın çaptan düşmüş eski kasaba avukatları, her sabah kapı kapı dolaşıp, aralıktan başını uzatarak „acaba, bana verilecek bir işiniz var mı“ diyen düşmüş, yerde çürümüş tipi „Kürt aydını„ takviyeli olarak, „atamız Atatürk’ten de büyük“ dedikleri efendilerinin „süper büyük taarruzuna“ övgü diziyordu.
Bir insanlık dervişi olan Sırrı Süreya Önder, „insanlıktan çıkanın, insana faydası olmaz“ diyordu, ama bunlar insanlıktan çıkmayı parlatmakla meşguldu. Kürtleri arayıp, mağaralarda bulan akıllı bombaları vardı. Lazerlisi, düştüğü yerde ot bırakmayan dehşetlisi…
Gazeteler, Kürtleri korkuya salma hayaliyle, Amerikan dergilerinden çalma uçak fotoğrafları yayınlıyor, bir televizyon kanalı, Kürdistan dağlarına düştüğü var sayılan görüntüleri maç niyetine anlatıyor, yerden savrulan toz ile kimyasal bulutu, „gool“ diye kutsiyordu.
Bu noktada, bir parantez açmak istiyorum:
Atatürk’ün de içinde yer aldığı İttihat ve Terakki’nin 1908 darbesinden beri, Kürdistan ateş yağmuru altında. Kürtçe okullarda, ilk kez bu dönemde özerk Kürdistan’da yasaklandı. Askerlik mecburiyeti ve vergi de bu süreçte başladı. İttihat ruhunu teslim alan Atatürk, en uçtan başlayıp, Dersim’den çıkarak, kan ve gözyaşı arenasına çevrilen Kürdistan’ın ruhunu teslim aldığını sandı. Huzur içinde, „bitti“ dedi.
Ama Kürdistan, bir ruhtu. Çocukları, yıllar sonra, „buradayım“ dediklerinde, teknolojinin en son ürünü bombalar, haydut çeteleri, savaş kuralını kendisi koyan Türk tipi Mafya taburlarıyla çocuklara, kadınlara, savunmasız köylere, yoluna giden yolcuya, evinde uyuyan masuma saldırdırak, ruhu öldürmeye çabaladılar.
Sonra ne oldu? Ateş altında dövüle dövüle, çifte su verilmiş „saf polat“ kesilen Kürdistan, birlik ruhuyla bugün, tarihinin rönensasını başararak, en güçlü aşamaya varmış, yenilmezliğini kanıtlamıştır. Kadınları, çocukları, ihtiyarlarıyla Kürdistan, bugün Ortadoğu çemberinde eşsiz, dünya mücadeleler tarihinde kusursuz bir direniş destanıdır. „Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin“ sözünü hakikiye çevirmesi…
Vietnam, Çin, Hindistan, çağımızda İralan’da ve Bask’da, kadınların uçaklara, tank ve toplara hedef olma yürüyüşleri varsa eğer, tarih kaydetmiyor. Kürdistan bütün olarak isyanda…
Bir halkı, ölümüne özgürlüğünü istiyor. Hayatı çalmaktan ibaret sanan zalim şaşkın. Her kayıp, Kürdistan yüreğinden kopan parçadır. Damla almak pınar kurumaz. Yalanın kiri, çirkefinde debelenerek bitten onlardır. En çok kullanıp, sattıkları din konusunda bittiler, nitekim. Kürtlere artık „biz dindarız” deme yüzleri kalmadı. Kürtler, kendi ibadetleriyle (Cuma namazları) „yalancısınız” diyerek, yollarını ayırdılar. Kürtler, kana susamış faşistten dindar çıkmayacağını biliyorlar artık. Faşist’in, ruhunu ırkçı histeriye satmış, teslim etmişin dini, inancı olmaz, olamaz.
Zalim olmak için, önce dini inançtan soyunmak, soyutlanmak gerekiyor, çünkü. TC’de, bunca muhtaç, her yüz kişiden 15’i işsiz, resmi rakamlara göre her yüz bireyden 25 tanesi aç yatıp, aç uyanıyor. Esir alınmış Türk medyası bile açlıktan ölen bebeklerin hikayesini yazıyor. Köyü yıkılmış, ülkesi yangına verilmiş, ölüm taburları sürülerini yok etmiş, tarlasını yasaklamış Kürtler, Türk illerinde itilip, çiğnenme pahasına çalışıp, ekmek edinme peşinde.
Ve sahtekar, bu manzaranın içinde servet harcanarak kurulan  görkemli „iftar“ sofralarında, ölüm histerisine kapılmış ruh haliyle, yok etme emirleri yağdırıyor. İslam dahil, evrensel dinler yelpazesinde, din ritüelli cemaatte ölüm emri yağdırmak yoktur. Ama, eğer din ise bunların dininde var…
Çünkü bunların dini, inanç ve imanı güç ele geçirmek, servet yığınağını büyütmek içindir. Bütün dinlerin temel kitapları, insanların aidiyetleri nedeniyle baskı altına alınıp, dışlanmasını din dışılık olarak mahkum etmektedir. Bunların dini ise dinlere ihanetle „tek“ diyor.
Kimilerinin ırkçılıkla sarıldığı mensubiyet de yalan. Ermeni yurdunda din, kimlik değiştirmiş, dilencilik parasıyla büyümüş, sonra aynı yoldan giderek servetinin temelini atmış, esrar, haşhaş çeken „keş„ adam, yani „Haşhaşi“ dindarlıkla ırkçılığı bir arada satıyor. Gözlerinin altına bakın „keşlik“ torbası, elleri, ayakları irade dışı atakta...
Hala, bize dindarlık servisi peşinde, ama muhbirlik, fesatlık maskesi düştü, yüzü yerlerde sürünüyor.