İdam sehpası kurmak için “balkon konuşması” yapmadı.
Ama biraz da “Vampir”i andıran pozda, “adam öldürmeyi gündeme taşırız” gibi konuştu.
Bunlar kabadayılık karelerine sığan “boş sözler” değil.
Plan.
Kuma dönüşmenin eşiğinde olan bir granitin gözyaşları;
Ya da, Türklüğün ilk çağlarında kükreyen aslanının, tüm ormanlardan kovulduktan sonraki, son çığlığı gibi.
Sonra maske düştü.
Aksesuardaki kükreyen adam, ince bir iple dolaşıyordu.
Başkasının boğazına dolamak için verdiği pozların sonunda, elinde tuttuğu ipi en çok kendi boğazına dolayabileceğini anladım.
Ve sonra olanlara kulak verdim:
Erdoğan komutasındaki orduların son aylarda Kürdistan’a yaptığı saldırıların son dönemiydi.
Diyarbekir’de onbinlerin katılacağı “sembolik” açlık grevinin yasaklandığı gündü.
Diyarbekir’de sistematik terör estiren “Özel Tim”ler’in poz verdiği kareleri takip eden haftaydı.
Ve sonra herkes derin bir nefes aldı.
Sanki bir rahatlama oldu.
Gerçekten de, “ölüm oruçları”nın son bulması, bu direnişle bütünleşen anneleri, Türkiye’deki ve Avrupa’daki Kürtler’i ve demokratik kamuoyunun vicdanını rahatlattı.
Direniş devam ediyordu.
Ancak, bilerek ölümü an be an göğüsleyenler göndere çekildiler ve “ölüm” bir dönem için bile durdu.
Tarihi bir deneyim.
Düşünün Varto, Bulanık veya Dersim‘in merkez nüfusunun tümü “ölüm orucuna” yatıyor.
Sayı on bin.
Olağanüstü dönemlerden geçen onbin kişi.
Zikzaklarda, ölüm virajlarında “imtihan” vermiş onbin yürek.
Yılmamış.
İhanet etmemiş, dimdik duran onbin yürek.
Mücadelelerinin önünde saygıyla eğiliyorum.
İyi ki yaşıyorlar.
Yarınlar için umut veren onbin insan, iyi ki gelecek için güç topluyorlar.
Ve anadillerinde eğitim göremeyen milyonlarca Kürdistan çocuğu;
Mahkemelerde kendi dillerinde savunma yapmaları yasak, “dilleri kesilmiş” onbinlerce mahpus haykırdı:
“Er ya da geç bugün olmazsa yarın, Kürdistan’da insanlık dışı yöntemlerle katledilen o masum yavruların hesabı mutlaka sorulacaktır.” (Not: tırnak içindekli bu sözleri Erdoğan Kahire’de Gazze için sarfettti.)
Ve bu sözleri duyan Diyarbekir Üniversitesi öğrencileri ayaklandılar.
Mahpusları alkışladılar ve “Kürdistan, Kürdistan” (Not: bu sözleri de Kahire Üniversitesi öğrencileri Gazze, Gazze olarak yükselttiler) sloganları atarak, zindanlardan yükselen o çığlığı dağlara, okullara, kentlere yaydılar.
Son iki günde sorulan soruların popüleri: Kim kazandı?
Kürsü de mi?
Politikada mı?
Yoksa yaşamda mı?
Türkiye’deki kolonyal faşizm zorlu günler geçirdi.
Erdoğan teori yaptı.
Lenin söylemişti teorinin “gri” olduğunu.
Yaşam dağdaki direnişi kentlere, ve bu son durakta, mahpushanelere taşıdı.
Direniş zaten 1982’de mahpushanelerde, Diyarbekir zindanında başlamamış mıydı?
Direniş yaşamda devam ediyor ve yine Lenin söylemişti, pratik(yaşam)ın “yeşil” olduğunu.