‘Reform ve değişim’ talebiyle Irak’ta başlayan eylemler giderek, parlamento başkanı, başbakan ve cumhurbaşkanının görevi bırakmaları istemine evrilince durum içinden çıkılmaz krizli bir hal aldı. Otuzdan fazla siyasi tarafın temsil edildiği parlamentoda sıkı sıkıya süren pazarlıklar sonuç vermeyince parlamento başkanı Selim Ciburi parlamentoyu tatil etti. 

Reform ve değişim talebiyle sol ve demokrat kesimler taleplerini dillendirmeye başladıktan bir süre sonra durumdan vazife çıkaran Şii lider Sadr eyleme geçince siyasette yaşanacak yeni krizin sinyalleri verilmişti zaten. Sadr, 13 Şubat’ta yaptığı yazılı açıklamada krizi bir adım daha öne taşıyan şu sert açıklamayı yapmıştı: "Hükümet tarafından dile getirilen reform kararlarının yürürlüğe konulmaması, halka yapılmış bir ihanettir. 45 gün içinde söz konusu adımlar atılmazsa Abadi hükümetine verdiğimiz güvenoyunu geri çekeceğiz."

Bu, aynı zamanda Abadi hükümetine açıktan bir tehditti. Bu tehditten sonra da Tahrir Meydanı her gün halk eylemlerine sahne oldu. Sadr elindeki tüm imkanları kullanarak Abadi’yi mevcut hükümetin kendisini feshetmesine ve teknokratlardan oluşan yeni hükümetin kurulmasına razı etmeye çalıştı. Bunda kısmen başarılı da oldu. 

Abadi hükümeti vadettiği reformları yapacağını, yolsuzluklara bulaşmış vekillerden hesap soracağını ve kabinesini değiştireceğini belirterek yeni hükümet kurma çalışmalarına başladı. Ancak parlamentoya sunduğu iki liste de kabul görmeyince gerekli değişiklikleri yapamadı. 

Abadi’nin hazırladığı listeye en fazla da Kürtler karşı çıktı ve kabinede Kürtleri temsil edecek isimleri kendilerinin belirleyeceğini, "teknokrat bir hükümeti kabul etmeyeceklerini" açıkladılar. 

Tıkanıklık yaşanınca Sadr yeni bir açıklamayla hükümete verdiği süreyi Mart sonuna kadar uzattığını duyurdu. 

Ancak Mart sonunda Abadi’nin yeni listesi de kabul görmeyince, Şii lider Mukteda el Sadr'a bağlı Ahrar Grubu bakanları, Başbakan Ebadi'nin mevcut hükümetinden istifa ettiklerini açıkladılar ve parlamentoda oturma eylemi başlattılar. 

Ahrar Grubu'nun öncülük ettiği eyleme, Nuri Maliki’nin Kanun Devleti ve Eyad Allavi’nin Ulusal Koalisyon listesi parlamenterleri de destek verdi. Sünni ve Şii parlamenterlerin birlikte yer aldığı oturma eylemine Kürtlerden sadece 3 parlamenter katıldı.

Bu krizli ortamda parlamentonun Ebadi'nin yeni kabine için sunacağı listeyi görüşmek ve oylamak üzere 14 Nisan’da toplanması bekleniyordu. 3 bakanın değişmesini isteyen grevdeki parlamenterlerin oturum salonunu işgal etmesi nedeniyle bu mümkün olmadı.

Grevdeki parlamenterler parlamentoda imza toplayarak kendilerinin istedikleri gündemler çerçevesinde oturum yaptılar ve oturumda yapılan oylamada 171 parlamenterin evet oyu ile Parlamento Başkanı Selim Ciburi ve yardımcıları Aram Şêx Mihemed ile Humam Hemudi'nin görevden uzaklaştırılması kararı alındı. Hemen ardından görevden düşürülen parlamento başkanı Ciburi’nin yerine Parlamento Başkanlığına geçici olarak Adnan Cenabi getirildi. 

Parlamento Başkanı Ciburi ise aynı gün yaptığı açıklamada yapılanın yasalara aykırı olduğunu ve hiçbir meşruluğunun bulunmadığını belirterek, durumu ‘darbe’ olarak nitelendirdi. 

Karşılıklı restleşmeler sonucunda parlamento çalışmaları tümden tıkanırken, taraflar arasındaki görüşmeler de sonuç vermedi ve 19 Nisan’da Ciburi parlamentoyu zorunlu olarak tatile çıkardı. 

Sonuç olarak, Irak’ta mezhepsel ve etnik temelli siyaset her geçen gün yeni sorunlara neden olurken, parlamento, siyasi pazarlığın merkezi haline getirildi. Reform ve değişim istemiyle başlayan süreç Irak’ta etnik ve mezhebi bir alana çekildi ve yaşanan anlaşmazlıklar her geçen gün biraz daha derinleşti. Nihayetinde, siyasi taraflar ortak bir noktada buluşamayarak çareyi parlamentonun kapısına kilit vurmakta buldular.

Kürt parlamenterler, Kürdistan Bölgesi’ne döndü ve ‘yasalara uygun oturum gerçekleşmeden Bağdat’a dönmeme’ kararı aldı.

Peki bundan sonra ne olacak? Musul operasyonunun da gündemde olduğu böylesi bir dönemde, Irak’ı nasıl bir süreç bekliyor?

Irak parlamento başkanı Selim Cuburi son basın açıklamasında Irak Parlamentosunun yeni kabineyi görüşmek için toplanabileceğini belirterek yaşanan krizi devletin ve iktidarın krizi olarak tanımladı ve "Irak'taki mevcut kriz kısa vadeli bir krizdir, yakın bir süreçte çözülecektir" dedi.

Şii lider Sadr ise bu açıklamadan birkaç gün önce, "eylemden faydalanmak isteyen dış güçler var" diyerek, parlamentoda oturma eylemi yapan ve kendisine yakın parlamenterlere "eyleminizi sonlandırın" çağrısı yaptı. 

Krizin çözümüne dönük olumlu işaretler olarak yorumlanabilecek her iki açıklamanın ne tür gelişmelere yol açacağını göreceğiz, ancak Irak’ta çok sayıda siyasi iradenin varlığını göz ardı etmemek gerekir. 

Dolayısıyla umutlu olmak bir yana Irak’ı çok daha zorlu bir süreç bekliyor diyebiliriz. Eğer mevcut kriz çözülmezse, Musul başta olmak üzere ülkenin önemli bölgelerini hala denetiminde bulunduran DAİŞ ile mücadele konusu da bundan etkilenecektir. Zaten oldukça tartışmalı ve karmaşık olan Musul operasyonu daha fazla sarpa saracak. Bu durumda, pusuda bekleyen Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, İran gibi devletler Irak’ta daha etkili olabilmek için çabalayacaklardır. Dolayısıyla de facto olarak mezhepler arasında bölünen Irak, bu son krizle geri dönülmesi zor bir dönemece girmiş oluyor. 

Not: Yazıyı yayına hazırlayıp son bölümünü eklediğimde Xurmatu’da yeniden çatışma haberler geldi. Siyasi krizin tam de Irak’ta yeni bir bölünme riskini doğurabileceğine vurgu yaparken bu haberin alınması oldukça dikkat çekiciydi. Zira Irak nereden bakılırsa kaynayan kazan durumunda. Lokal gibi görünen bu çatışmaların geniş alanlara yayılma riskini unutmamak gerekir.