İran'da 26 Şubat'ta gerçekleştirilen genel ve Uzmanlar Konseyi seçimleri özellikle rejimin geleceği ve uluslar arası ilişkiler açısından hayati bir öneme sahip. Ülke içinde 'reformist' ve 'muhafazakar' olarak adlandırılan siyasi kanatların ilişkileri hangi düzeyde, seçimin sonuçlarının bu ilişkilere olası etkileri ne olur ve bu ülkede yaşayan halklar, topluluklar açısından bu seçim ne anlama geliyor? Acaba rejimin yenilenmesi için bu seçimler rejimin siyasi bir operasyonu muydu? Kürtlerin seçimi boykot etmesinin nedeni neydi? Tüm bu soruların cevabını bulmak için Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) Meclis Üyesi Şêrzad Kemanger'in görüşlerine başvurduk. 


Kürtler seçimi boykot etti

İran'da adayların belirlemesinde dini lider Ayetullah Ali Hamaney'in başında bulunduğu Muhafızlar Konseyi'nin belirleyici olduğunu hatırlatarak, farklı siyasi görüş sahiplerinin, farklı halklardan temsilcilerin ve 'reformist' olarak adlandırılan kesimlerin adaylıklarının reddedilmesi üzerine Kürtlerin seçimi boykot kararı aldığını söyledi.


Sisteme itiraz ediyorlar

PJAK Meclis Üyesi Şêrzad Kemanger, rejimin seçim stratejisi ve boykot konusunda şunları dile getirdi: "Kimse sandığa gitmese bile rejim seçimlerin yapıldığını ve başarıyla sonuçlandığını açıklıyor. Rejim için kaç kişinin sandığa gittiği veya oylarını nasıl kullandığı önemli değil. Seçimin yapılmasını başarı gibi gösteriyorlar. Kürtler olarak biz de boykot kararı ile bu seçim sistemine karşı ve bir bütün olarak rejime karşı rahatsızlıklarımızı, itirazımızı göstermeye çalıştık."


Boykot başarılı oldu

"Boykot başarılı oldu mu?" sorumuza karşılık ise Şêrzad Kemanger önceki seçimlerde rejimin Kürdistan'daki yoğun katılım ile övündüğünü hatırlatarak, "Bu seçimden sonra öyle yapmadılar, rejim katılım oranı üzerinden bir başarıyı dillendiremedi. Bu da boykotun etkili olduğunu gösteriyor. Memur ve resmi çalışanlar resmi olarak oy vermek zorundaydı. Bu gerçekliğe rağmen seçime katılım bu sefer çok azdı" dedi. 


Reformistlerin 'zaferi' kandırmacadan ibaret

Kemanger, 'reformistlerin zaferi' olarak lanse edilen seçim sonuçlarının ise kandırmacadan ibaret olduğuna dikkat çekti.  

Kürt siyasetçi Uzmanlar Konseyi'ne aday 3 bin kişiden sadece 161'nin adaylığının kabul edildiğini ve reformistlerin ise sadece başkent Tahran'dan aday olduğuna dikkat çekerek şöyle devam etti: "Reformistlerin 30 sandalye aldıkları Tahran'daki sonuçlara dayanarak kendilerini muzaffer ilan etmesi kandırmacadan ibaret. Bu sadece reformistleri sandığa çekmek içindi. Bu şekilde seçim rekabetini Tahran ile sınırlı tuttular. Diğer bölgelerde nerdeyse bütün reformistlerin adaylıkları veto edildi. Ülke genelinde muhafazakarların hakimiyeti sürüyor. O nedenle seçim sonuçlarını başarı veya zafer gibi göstermek ciddi bir kandırmacadır."


Meclis halkın çıkarlarını savunmuyor

"Kim seçilirse seçilsin aslında pek de önemi yok. Zira parlamento halkın çıkarlarının savunulduğu bir kurum değil. Aksine halka karşı devleti çıkarlarını savunan bir yerdir" diyen Kemanger, tekçiliği ret için seçimleri boykot eden Kürtlerin alternatif yönetim biçimi olarak Demokratik Konfederalizmi önerdiğini ifade etti.


Rejimi çıkmazdan kurtarma politikası 

Kürt siyasetçi, ülkenin dini liderini seçmekle yükümlü Uzmanlar Konseyi'nde bazı değişikler olduğunu ve 'ılımlı' lanse edilen eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani ile mevcut Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin Konsey'e girmeye hak kazandığını anımsatarak "Ancak bunu da rejimin var olan çıkmazdan kendini kurtarma politikasının bir parçası olarak yorumlayabiliriz" dedi. 


Batı'nın tavizleri sorunları derinleştirir

Nükleer anlaşma sonrası İran ile Batı ülkeleri arasında gelişen ilişkileri de değerlendiren Kürt siyasetçi, "Bölgede özellikle Suudi Arabistan üzerinden İran'a büyük bir baskı yapıldı. Arap ve Körfez ülkeleri İran ile ilişkilerini kestiler. Ancak Avrupa, İran'a yeni kapılar açtı. Batı ülkeleri İran'ın mevcut siyasetini sürdürmesi için birçok kapıyı araladı. İran'ın Suriye, Yemen ve Lübnan'a müdahalelerine rağmen Batılı ülkeler taviz verme politikası yürütüyor. Fakat bu şekilde İran'daki siyasal ve ulusal sorunların çözülmesi mümkün değil. Bu bir tuzaktır. Bu şekilde ülkedeki sorunlar daha da derinleşebilir" uyarısında bulundu.


PJAK'ın hedefi demokratik ulus

Şêrzad Kemanger PJAK'ın İran'daki sorunlara yaklaşımı konusunda da tüm halkların, farklılıkların iradelerini ortaya çıkaracakları bir model öngördüğüne vurgu yaptı. Kemanger verdikleri mücadeleyi şöyle formüle etti: "Halklar arasında, özellikle de Kürtler ve Azeriler arasında yaratılan çelişki ve sorunları en aza düşürmek hatta tamamen ortadan kaldırmak için girişimlerimiz kısmen sonuç alıcı oldu. Egemenler halklar arasında çelişki yaratıyor, ancak biz tuzaklarına düşmüyoruz. Mücadelemiz Kürt, Azeri, Fars halklarının eşit koşullarda yaşayacağı demokratik ulus içindir. Yine rejimin halkları bir birine düşürme politikalarına karşı duracak, projeler geliştirecek bir demokratik sol cephe inşa etme hedefimiz var. Bu bir gerekliliktir. Kürtlerin bu konuda tecrübe ve potansiyelleri vardır. Ancak diğer halklar, uluslar, sol ve özgürlükçü örgütler hem İran'da hem İran dışında marjinalleşmişler. Biz bunu güçlendirerek başarmak istiyoruz."


Çözüm halkların birleşmesinde

PJAK Meclis Üyesi Şêrzad Kemanger, Kürtlerin İran'daki sisteme alternatif olarak önerdikleri Demokratik Konfederalizm ve Demokratik Özerklik projelerini diğer halklarla birlikte inşa etmek istediğini söyledi. 


 HABER MERKEZİ