Son zamanlarda hem Kürdistan hem de Ortadoğu'nun genelinde saldırgan ve boşa sallayarak can çekişen bir pozisyonda yer alan İran'ın içinde olduğu durumu etraflıca anlamak, var olan kaosun sonucuna yönelik tespitlerimizde belirleyici rol oynayacaktır.
İran ülke dışında, bölgede her yerde cirit atıyor, şov yapıyor. Başta Irak ve Suriye olmak üzere kendi sınırları dışında, menfaatleri doğrultusunda radikal müdahalelerde bulunuyor. Gel gör ki kendi içinde ülke kaynayan kazan!
Başta kadın hakları olmak üzere, halkların kendini ifade etme özgürlüğü, işçi ve memurların sendikal hakları, ekonomik sömürü, cezaevlerindeki hak ihlalleri ve tutsakların üzerinde teslim almaya yönelik yoğun baskılar had safhada.
Şu var ki İran'ın sınırları dışında gerçekleştirdiği müdahaleler, sahip olduğu ulus-devlet paradigmasını devam ettirme çabası, kendi ülkesinde yaşanan sorunların önünü alamamakta, tam tersine bölgede halkların özgürlük mücadelesi, birlikte özgür yaşamı yaratma çabaları birebir ülkede çok yakından takip edilmekte ve heyecan yaratmaktadır.
Dikkat edilirse son dönemlerde gelişen devlet baskılarına karşı halk, büyük serhildanlarla cevap veriyor. Geçtiğimiz aylarda rejim güçleri tarafından sınırda iki Kürt kolberin (ücret karşılığı yük taşıyan kişiler) katledilmesi halk tarafından çok büyük bir tepkiyle karşılandı. Başta Banê olmak üzere Doğu Kürdistan'ın hemen hemen tüm şehirlerinde halk sokaklara indi. Şehir merkezlerinde halk birçok noktanın kontrolünü öz savunmayla ele geçirdi ve rejim güçlerine karşı direnişe geçti.
Daha önce devletin doğada yarattığı ekolojik tahribatlara karşı çevrecilerin geliştirdiği protesto gösterilerine rastlamak mümkündü. Fakat devletin toplum üzerinde yürüttüğü baskılara karşı büyük bir sessizlik vardı. Görüyoruz ki devletin halkta yarattığı derin korku ve sindirme politikaları aşılıyor. Baskının zayıflıktan kaynaklandığı bilinci geliştikçe halkta baskılara karşı çıkma, sokağa inme, öz iradesine sahip çıkma perspektifi gelişmektedir.
İdam ipiyle halkta büyük bir korku yaratan İran rejiminin politikalarında her gün yeni bir gedik açılıyor. Bunun son örneği ise geçtiğimiz hafta Urmiye şehrinin İslam Ava mahallesinde yaşandı. Mahallede bulunan okulda ismi kamuoyuna açıklanmayan 12 yaşındaki bir kız çocuğu, ailesine okul hademesi tarafından cinsel tacize uğradığını söylüyor. Çocuklarının şikayeti üzerine aile okula gidip tacizciyle görüşmek istiyor. Aynı zamanda halk da aileye eşlik ediyor ve okulda görevli kişinin (onunda adı açıklanmamış) arabası yakılıyor ve okulun camları kırılıyor. Polis halkın protesto gösterilerine saldırıyor. Halk saldırılara karşı geri adım atmıyor ve gece boyunca sokağın kontrolünü sağlıyor. Yine Quts Camisinin çevresinde bulunan iki okul ve devlete ait bir ajanlaştırma merkezi ateşe veriliyor. Olayda polisle çatışan halktan en az on kişi yaralanıyor ve onlarcası gözatına alınıyor. Gözaltına alınanlardan, ikisi taciz edilen çocuğun ailesinden.
Kontrolü sağlayamayan güvenlik güçleri baskıyla aileye şikayeti geri aldırıyor, çocuğu bekaret kontrolünden geçiriyor ve 'sağlam' raporu veriliyor.
Bunun akabinde Urmiye Kaymakamı bir açıklama yapıyor ve olayı yalanlıyor. Yine Bölge Milli Eğitim Müdürü Firiydun Mustefewi, okul görevlisinin sadece çocuğu kucakladığını belirtiyor ve ailenin gönüllü bir biçimde şikayetini geri aldığını belirtiyor.
Devlet yetkililerinin açıklamalarından sonra okulda görevli bir öğretmen de çocuğu olay günü tuvaletten çıkarken gördüğünü ve üst başının ıslak olduğunu, hızla koşup uzaklaştığını söylüyor.
Halkın tepkilerini, 12 yaşında bir çocuğu, kendi memurunun cinsel şiddeti yetmezmiş gibi bekaret kontrolünden geçirerek daha büyük bir cinsel şiddete maruz bırakarak dindirmek isteyen bir devletin sonu hayra çıkmaz.
Mevcut durumda halk birbirinden değişik olaylarla sokağa inerek tepki gösteriyor.
Kolberlerin katledilmesine karşı yapılan serhildanlar, cinsel istismara uğrayan çocukların aileleri, kezzap saldırısına maruz kalan, bisiklet kulanmaları yasaklanan, en insani haklardan yoksun bırakılan kadınlar, sendikal haklarını savunan işçi ve memurlar, inkar edilen yok sayılan başta Kürt halkı olmak üzere Ehwaz Arapları, Beluclar vd. halklar, inançlarından dolayı devlet zulmüne uğrayan Behayiler, Yaresanlar...
Uzak değil, yakın tarihte bu tepkiler birleşir, İran rejiminin korkulu rüyaları gerçekleşmiş olur. O günlerin çok uzak olmadığını düşünüyorum. O zaman Qasim Süleymani şimdiki gibi yurtdışı operasyonlarını yürütmeye zaman bulamayabilir ve başka ülkelerin topraklarında at koştururken verdiği pozlar tarihe karışabilir.