AZİZ OÐUR


Ortadoğu’daki kaotik durumun git gide daha da artacağının işaretleri veriliyor. ABD-İsrail öncülüğünde İran’a yönelik bir planlamanın adım adım devreye konulacağının emareleri var. 

ABD’de Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump’un iş başına gelmesi ile birlikte başta Türk devleti olmak üzere kimi güçlerin yaptığı hesaplar boşa çıktı. Obama’nın gider ayak devreye koyduğu Musul ve Reqa operasyonlarını durdurmak bir yana daha fazla lojistik ve askeri yardım yapılmaya başlandı. Helikopterlerden son model zırhlı araçlara kadar, yine Türkiye’nin işgalini durdurmak için Rusya ile ortak savunma hattı oluşturmaktan askeri personel ve uzmanların Suriye’ye gönderilmesine kadar önemli adımlar atıldı. 

Görünen o ki birkaç ay içerisinde DAİŞ’in başkentleri görevi gören Musul ve Reqa’nın temizlenmesiyle örgüt çözülme sürecine girecek. Tamamen temizlenmesi zaman alsa da etkisizleştirilecek. Bundan sonra da hem Irak hem de Suriye’de federatif yapılanmalar, parçalanma ve devletlerin ilanlarının bile ihtimal dahilinde olduğu yapılanmalara gidilecek. 

Trump dönemi önemli gelişmelere gebe

Bölgeye müdahele eden küresel güçler ise İran’a yönelik bir müdehale ve değişim gerçekleşmeden Ortadoğu’daki planlarının sonuca ulaşmayağının farkında. 

Zaten ABD’de Cumhuriyetçilerin iktidar olduğu dönemler bir anlamda Ortadoğu ve dünyanın değişik merkezlerine yönelik radikal konseptlerin uygulandığı, savaşların, müdahale ve rejim değişikliklerinin yaşandığı süreçler oluyor.  

Seçim öncesi yapılan açıklamalar ve başkanlık koltuğuna oturduktan sonraki ilk icraatlarına bakıldığında Trump döneminin özellikle Ortadoğu’da büyük değişimlere, yeni müdahale ve savaşlara gebe olduğu görülüyor. Görünen o ki Trupm’ın bölgeye yönelik birinci önceliği DAİŞ’i etkisizleştirmek, ortadan kaldırmak için yürütülen mücadeleyi hızlandırmak. Bunun yanısıra da asıl hedef olan İran’a askeri olarak yönelmek için zemin hazırlamak. 

İran’da da Kürtler belirleyici

Rojava’daki deneyim, yine Güney Kürdistan’da DAİŞ’e karşı verilen mücadele uluslararası güçleri yavaş yavaş Kürtlerin bölgenin temel değişim güçü olduklarına ikna ediyor. Özellikle Kuzey Suriye Federasyonu ve QSD’nin tüm farklılıkları barındırarak Suriye’nin temel gücü haline gelmesi aynı projenin İran için de düşünülmesi sağlamış denebilir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın paradigmasının pratiğe uyarlanmısının formüle edildiği "Üçüncü Yol", bölgede tüm etnisite, inanç grupları ve özellikle de kadınların öncülük düzeyde yer alması ile bölgede değişimin de tek alternatifi olduğunu gösterdi. Bu çerçevede son günlerde yaşanan kimi gelişmeler İran’a yönelik planın adım adım devreye konulacağının işaretlerini veriyor. 

The Jerusalem Post’un haberi

Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) Eşbaşkanı Siyamed Moînî geçtiğimiz günlerde İsrail’in The Jerusalem Post gazetesine bir mülakat verdi. Gazete mülakatı "PJAK, İran’a karşı savaşmak için İsrail’den yardım istedi" şeklinde servis etti. PJAK Eşbaşkanı önceki gün haberi yalanlayarak yapılan görüşmede tarihsel Kürt-Yahudi ilişkilerine değindiğini ama İsrail’den yardım talep etmediğini duyurdu. İsrail’in en önemli gazetelerinden birinin  haberi bu şekilde aktarması redaksiyon hatasından çok oluşturulmaya çalışılan zeminin ve planın ne olduğunu gözler önüne seriyor. 

KODAR: Ya değişim, ya felaket

Kürdistan Özgür ve Demokratik Toplum Kongresi (KODAR) İran’da 19 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve yerel seçimlere ilişkin manifesto niteliğinde bir uyarı açıklaması yaptı. KODAR, özetle şu tespit ve çağrılarda bulunuyor: "DAİŞ’in Suriye ve Irak’da yenilmesinin hız kazanması süreci Donald Trump’ın işbaşına gelmesi ve İsrail’in İran’ın müdahalelerinden duyduğu rahatsızlık bölgede İran’ın kriz ve bölgedeki değişim aktörlerinden biri olmasını sağlayabilir. Böylesi bir durumda dış bir müdahale ihtimali de gündeme gelebilir. Bu çerçevede KODAR da ‘Üçüncü Yol’un geliştirilmesinde rol oynayacaktır. KODAR olarak mevcut durumu kabul etmiyoruz ama dış müdahaleyi de çözüm olarak görmüyoruz. KODAR stratejik olarak İran’da demokratik özerkliği esas almayı ve demokratik ulusun öğelerinin inşasını esas almaktadır. Büyük bir felaket yaşanmaması için İran rejimi büyük değişimlere yönelik adım atmalıdır."

ABD’den Türkiye ilk ziyaretin şifresi

Trump yönetiminin bakan düzeyinde Türkiye’ye ilk ziyareti önceki gün gerçekleşmişti. ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Ankara’da dışişleri bakanı, başbakan ve cumhurbaşkanı ile görüştü. Havuz medyası tarafından Fethullah Gülen’in iadesinin görüşmelerin temel konu olduğu algısı yaratılmaya çalışıldı. Ancak gündemin sonuncu madesinin bu olduğu aşikar. Yine Rojava ve Suriye konusunda Türkiye’nin son bir kaç haftalık girişim ve açıklamalarla ABD’nin onu istediği noktaya getirdiği ve Türkiye’nin dahil olacağı yeni bir adımın mümkün olmadığı da ABD’li en yetkili ağızlarından dünyaya duyuruldu. 

Rojava ve Suriye konusunda yapılan görüşmelerde Türk tarafının sitemlerini dillendirmesinden öteye geçilmediği uluslararası basında da yer aldı.  

Geriye kalan en önemli gündem maddesi şüphesiz İran. Tillerson’un Irak ve Suriye’de Türkiye’ye rol verilmeyeceğini ancak İran konusunda uygulanacak planda yer alması için "yeşil ışık" yaktığı söylenebilir. Tillerson’un Ankara’da Çavuşoğlu ile düzenlediği ortak basın toplantısındaki, "İran’ın bölgeye zarar vermesini önlemek, Suriye’de düzenin yeniden sağlanması ve Irak’ta bağımsız bir hükümet kurulmasına yardımcı olmak için işbirliği yapılacak" sözleri de Trump yönetiminin İsrail ortaklı yeni planının  şifresi niteliğinde.